1. Makaleler
  2. Yargı Kararları
  3. Sorular ve Cevaplar

AİLE KONUTU VE EV EŞYASININ SAĞ KALAN EŞE ÖZGÜLENMESİ

Bu makale, Kayseri Barosuna ait "Duruşma Arası" adlı derginin Nisan/2019 sayısında yayınlanmıştır.


AİLE KONUTU VE EV EŞYASININ SAĞ KALAN EŞE ÖZGÜLENMESİ

                                                                                            

 Av. Süleyman TOPAK*

 

GİRİŞ

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Aile Hukuku alanında reform niteliğinde hükümler getirmiştir. Bu yeniliklerin başında mal ayrılığı rejiminin yerini alan edinilmiş mallara katılma rejimidir. Bu rejime göre her eş gerek evlenmeden önce gerek evlendikten sonra edindiği mallar üzerinde mülkiyet hakkını devam ettirmekte, ancak rejim sona erdiğinde eşlerden biri bir mal edinmişse bu malın edinilmesinde diğer eşin de katkısı olduğu düşüncesi ile eşlere bir alacak hakkı tanınmaktadır.

Diğer önemli bir yenilik ise Aile Konutu müessesesinin getirilmiş olmasıdır. Eşlerin bütün yaşam faaliyetlerini gerçekleştirdiği, yaşantısına buna göre yön verdiği, acı ve tatlı günleri içinde yaşadığı konut aile konutu olarak nitelendirilmektedir. Bu konutun içerisinde yine eşlerin hayatlarını sürdürmek ve yaşam tarzları doğrultusunda kullandıkları bir kısım ev eşyaları da mevcut bulunmaktadır.

Bu çalışmamızda edinilmiş mallara katılma rejiminin ölüm nedeniyle sona ermesi halinde sağ kalan eşin aile konutu ve ev eşyası üzerindeki talepleri ayrıntılı bir şekilde incelenecektir. 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                _____________________

*Kayseri Barosu, e-mail: info@suleymantopak.av.tr

 

I- EDİNİLMİŞ MALLARA KATILMA REJİMİNDE MALVARLIĞININ TASFİYESİ

 

      A-Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin Tasfiyesi

 

Katılma rejimine özgü paylaşımda eşlere düşen payı belirlemek için yapılacak ilk işin mal rejiminin tasfiyesini gerçekleştirmek olduğu, öncelikle malların edinilmiş, kişisel ve paylı mal olarak sınıflandırılması gerektiği bir zorunluluktur (TMK m.225). Katılma rejiminin tasfiyesinde ilk aşamayı, evlilik birliği süresince edinilen tasfiyeye girecek malvarlığı değerlerinin mal rejiminin sona ermesi anındaki durumuna göre ayrılması ve parasal karşılıklarının ortaya konması oluşturur[1]. Her eş diğerinde bulunan mallarını geri alır (TMK m.226). Eşlerin ortaklaşa aldıkları veya hissedar oldukları malın söz konusu olması hâlinde eşlerin payları belli ise paylaştırma buna göre yapılır. Eşler arasındaki paylı mülkiyet ilişkisinde, Medenî yasanın paylı mülkiyete ilişkin genel hükümlerinden daha farklı bir bakış açısı getirilmiş, pay sahibi eşe, diğer eşin onayını alma zorunluluğunun yanı sıra diğer paydaş eşin payını ödemek koşuluyla malın bölünmeden kendisine verilmesini (TMK m.226/II) isteme hakkı da öngörülmüştür[2]. Yasa koyucunun paylı mülkiyet konusu malda paydaş eşin, diğerinin rızasını almadan pay üzerinde tasarrufta bulunmasını yasaklamasının haklı nedenlerinden biri; bir eşin payı üzerindeki tasarrufu ile payını 3. bir kişiye satmadan önce diğer eşi, gereksiz yere önalım hakkını kullanmaktan doğan zaman ve masraf kaybına uğramasını önleme amacıdır[3].

Katılma rejiminin tasfiyesinin özünü eşlerin evlilik birliği süresince emek karşılığında edinmiş oldukları mallarda eşit hak sahibi olmaları oluşturmaktadır[4]. Özellikle evi dışında çalışmayan kadınlar yönünden yıllarca ev işlerine harcadıkları emeğin karşılığını vermek amacıyla, yasal mal rejimi olarak kabul edilen edinilmiş mallara katılma rejimi, evlilik boyunca edinilen kazanımların değer itibarıyla paylaşılmasını sağlar.   Edinilen malların aynî paylaşımı söz konusu değildir.

Edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesi (eşlerin) anlaşma yoluyla ya da dava yoluyla olmak üzere iki şekilde yapılabilir. Eşlerin sahibi olduğu katılma alacağını ortaya çıkaran tasfiye işleminin aşamaları aşağıdaki şekilde sıralanabilir[5];

-Her eşin kendine ait mallarının, evlilik boyunca edindiği mallar, kişisel ve paylı mallar olarak gruplandırılmasından sonra bu malların tasfiye anındaki değerleri (parasal karşılıkları) belirlenerek, eşin mal varlığının aktifler hanesinin oluşturulması (TMK m.225, 228/I). (Mal rejimi sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş malların, tasfiye anındaki değerleri (TMK m.235) ile hesaba katılmasının sebebi; hayatın olağan akışı içinde mal rejiminin sona ermesini müteakip hemen tasfiye işleminin yapılamaması hâlinde tasfiye işleminin gecikmesinden dolayı, enflasyon vb. sebeplerle katılma alacağını oluşturan malların değerini yitirmesi ya da değer kazanması sonucu eşlerin maddî kayba uğramasının önüne geçilmesidir[6].

-Her bir eşin kendisine ait olup ta diğer eşin kullanımına bıraktığı edinilmiş ya da kişisel mallarını geri alması (TMK m.226).

-Eşlerin iştirak hâlinde ya da müşterek mülkiyet yoluyla diğer eşle birlikte hissedar maliki oldukları bir mal varsa paylaştırılması (TMK m.226/II).

-Eşlerin birbirlerine olan karşılıklı borçlarının düşülmesi veya ödeme plânına bağlanması (TMK m.226/III).

-Eşlerden birinin, diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunması halinde, tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için diğer eşten ya da mirasçılarından katkısı oranında isteyebileceği alacak hakkının hesaplanması (TMK m.227).

-Tasfiye sonunda, her bir eşin diğerinin malvarlığındaki artıştan payı oranında alacak hakkı olduğu için eşlerin açıkça bu payı azaltmak amacıyla başkaları lehine malın devrine yönelik tasarruf işlemleri hiç yapılmamış gibi değerlendirilir. Mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan olağan hediyeler dışında 3. şahıslara yaptıkları karşılıksız kazandırmalar, hiç yapılmamış gibi devredildikleri andaki değerleri üzerinden edinilmiş mallara eklenir (TMK m.229).

-Evliliğin devamı süresince eşlerden biri kişisel mallara ilişkin borcunu edinilmiş mallarından ya da edinilmiş mallara ilişkin borcunu kişisel mallarından ödemişse tasfiye sırasında denkleştirme hesabı yapılır (TMK m.230).

-Tüm eklenme ve denkleştirme hesaplamalarından sonra bulunan edinilmiş mal toplam ederinden, borçlar çıkarılır kalan kısım “artık değer” dir[7].

-Artık değerin ortaya konulmasından sonra her eş diğerine ait artık değerin yarısını alma hakkı kazanır. Eşlerin karşılıklı alacakları takas edildikten sonra hangi eşin artık değeri diğerinden fazla ise o fazlalığın yarısı diğer eşe ya da mirasçılarına ödenecek olan katılma alacağıdır. Başka bir ifadeyle eşler farklı bir oranı geçerli kılan anlaşma yapmamışlarsa, yasa gereği diğer eş ya da mirasçıları artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar[8]. Tasfiye talebinde her iki eş de bulunmuşsa her ikisine ait katılma alacağı belirleneceğinden, tasfiye işlemi sonunda birbirlerinden olan alacakları takas edilir. Alacakların takas edilmesi için her iki eşin de birbirlerine karşı tasfiye veya katılma alacağı talebinde bulunmaları şarttır. Katılma alacağı talebinde bulunan eşe karşı, diğer eş ayrı ve bağımsız bir karşı dava açmamışsa yani katılma alacağı talebinde bulunmamışsa ya da cevap süresi içinde davalı eş alacakların takas ve mahsup talebini def’i olarak ileri sürmemişse tasfiye sonrasında takas talebinde bulunamaz[9].

Katılma rejiminde tasfiye başlığı ile anlatılmak istenen, eşlerin edinilmiş mallarından belirli kurallar çerçevesinde yapılacak hesaplamalar sonucunda tespit edilen artık değerin yarısı oranında diğer eşe verilecek olan katılma alacağı miktarının belirlenmesidir[10].

Mal rejiminin sona ermesi ve tasfiye başlığını taşıyan TMK 225. maddedeki hükümle mal rejimini sona erdiren nedenler ölüm, boşanma, hâkim kararı ile olağanüstü mal rejimine geçilmesi ve yeni bir mal rejimi sözleşmesinin ifası olarak sıralanmıştır. Edinilmiş mallara katılma rejimi eşlerden birinin ölümü hâlinde ölüm olayının gerçekleştiği tarihte (TMK m.225) sona ermektedir[11]. Eşlerin anlaşmaları ve yasal geçerlik koşullarını yerine getirmek suretiyle başka bir mal rejimini tercih etmeleri hâlinde yeni sözleşmenin yapıldığı tarihte (TMK m.225I) son bulmaktadır[12]. Mahkemece evliliğin iptaline veya boşanmaya karar verilmesi hâlinde ise hükmün kesinleşmesiyle evlenmenin iptali veya boşanma davasının açıldığı tarihte[13] (TMK m.225II) mal rejimi de sona erecektir. Eşlerden birinin ölümüne muhtemel gözle bakmayı gerektiren durumda kaybolması, mahkemece gaiplik kararı verilmesi ve buna dayalı olarak evliliğin feshinin (TMK m.131II) talep edilmesi hâllerinde kararın kesinleşmesi üzerine, ölüm tehlikesinin gerçekleştiği veya kaybolan eşten son haber alınan tarihte (TMK m.35) yasal mal rejimi de sona erecektir[14].

 

 

       II-KATILMA REJİMİNİN SONA ERME SEBEPLERİ

 

Dayanışma, yardımlaşma, iş bölümü ve iş birliği, bir arada yaşam gibi eşlerin ortak olarak yerine getirmek zorunda oldukları evlilik birliğinin devamına ilişkin davranışlar; eşlerden birinin ölümü, mahkemece boşanma veya evliliğin iptaline karar verilmesi, gaiplik kararı alınması sebeplerinin varlığı hâlinde son bulmakta, mal rejimi de bu nedenlere bağlı olarak sona ermektedir[15].

Eşlerden birinin ölümü neticesinde ortaya çıkan sonuç ise diğer eşin, üstsoy ya da altsoy mirasçılığıdır. Mirasçıların miras paylarının belirlenmesinden önce mal rejiminin tasfiye edilmesi gerekmektedir. Zira yapılacak tasfiye işlemleri sonucunda terekenin, sağ kalan eşe katılma alacağı borçlusu ya da alacaklısı olduğu ortaya çıkacaktır[16].

                   III-AİLE KONUTU VE EV EŞYASI ÜZERİNDE TALEP HAKKI

            A) Genel olarak

 

Aile konutu, eşlerin ortak yaşamlarının merkezi olan, iradelerine göre sürekli biçimde yaşamalarına hizmet eden, çocuklarıyla birlikte manevi ve duygusal bağlarla bağlandıkları konuttur[17]. Aile konutu, hayatın olağan akışına göre de her ailenin tek yaşam merkezidir[18]. Yani her ailenin tek aile konutu olabilir. Zira Yargıtay da “ Aile konutu; eşlerin bütün yaşam faaliyetlerini gerçekleştirdikleri acı, tatlı günlerini yaşadıkları, yaşam faaliyetlerini yoğunlaştırdıkları mekandır. Aile konutu tektir[19].” diyerek aynı görüşü paylaşmıştır. Bu bağlamda aile konutu korunması gereken bir müessesedir.  Boşanma veya evliliğin iptali hallerinde aile konutu koruması devam eder[20].

Yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiye hükümleri arasında yer verilen TMK 240. madde hükmüyle, evliliğin ölümle son bulması halinde sağ kalan eşe bazı koşulların gerçekleşmesine bağlı olarak, aile konutu ve ev eşyası üzerinde lehine ayni hak tesis edilmesini talep hakkı tanınmıştır[21].

Bir alacak hakkı olan katılma alacağının, kural olarak para ile ödeneceğini belirtmiştik. Ancak TMK 240. maddesi ile, sağ kalan eş bakımından, mal rejiminin tasfiyesi sonunda ortaya çıkan katılma alacağı, kanunda belirtilen koşulların gerçekleşmesi halinde, yine kanunda belirtilen malvarlıkları üzerinden aynî bir hakka dönüşebilecektir[22].

Sağ kalan eşin aile konutu ve ev eşyası üzerinde aynî hak talebinde bulunabilmek için gerekli şartlar şunlardır:

a) Edinilmiş mallara katılma rejiminin ölüm sebebiyle sona ermesi

 

Aile konutu ve ev eşyası üzerinde aynî hak talebinde bulunabilmek için, eşler arasındaki mal rejimi ölüm sebebiyle sona ermiş olmalıdır. Edinilmiş mallara katılma rejiminde, hakkın ölümle sona ermeye münhasır kılınması, özellikle boşanma halinde bu imkanın tanınmaması, yasal rejimin en çok eleştirilen hükümlerinin başında gelmektedir. Hüküm, boşanma durumunda çok sayıdaki ev kadınının mağdur olmasını engelleyememektedir[23]. Oysaki seçimlik mal rejimlerinden paylaşmalı mal ayrılığı rejiminde, yalnızca ölüm halinde değil, evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona ermesi hallerinde de hak sahibi olmayan eşe, aile konutu ve ev eşyasından yararlanma imkânı bazı koşullarla verilmektedir.

b) Sağ kalan eşin katılma alacağının bulunması

 

Aile konutu ve ev eşyası üzerinde talepte bulunabilmek için gerekli koşullardan biri de sağ kalan eşin, mal rejiminin tasfiyesi sonrasında bir katılma alacağının varlığıdır. Tasfiye sonrası eşin katılma alacağı çıkmazsa, aynî hak tanınması için bir talepte bulunamaz. Katılma alacağı bulunan sağ kalan eş, bu alacağa mahsuben talepte bulunabilmektedir[24].

Katılma alacağının yeterli olmadığı durumlarda, bu alacağa, bedel ilavesi yapılabilir. Ölen eşin mirasçılarına ödenmesi gereken bedel, sağ kalan eşin katılma alacağından vazgeçmesi ve alacağın konut veya ev eşyasının değerini karşılamaması halinde, aradaki farkın para ile ödenmesi suretiyle gerçekleşmektedir[25].

Katılma alacağından başka, eş, değer artış payı alacağına dayanarak da aynî hak talep edebilir. Böylece sağ kalan eşin durumu kuvvetlendirilmiş olur. Zira TMK 240. maddeden önceki maddede hem katılma alacağından hem değer artış payından söz edilmektedir[26]. Öğretideki bir başka görüş ise, tasfiye sonucunda sağ kalan eşin yalnızca değer artış payı alacağının bulunması halinde, bu alacak aile konutu ve ev eşyasına ilişkin ise, TMK m. 240’a göre talepte bulunulabileceği yönündedir[27].

Aynî hak talebinde bulunmak için, katılma alacağının varlığı yeterli görülmüş, bunun miktarı bakımından herhangi bir ölçü getirilmemiştir. Katılma alacağının miktarı ne olursa olsun, katılma alacağı hakkı bulunan sağ kalan eşin, katılma alacağına karşılık aynî hak talebinde bulunabilmesinin, hakkaniyete uygun olmadığı ileri sürülmektedir. Bu görüşe göre, sınırlama olmaksızın, böyle bir hak tanınması, bu hakkın katılma alacağına karşılık olmasının anlamını yitirmesine neden olmuştur.  Bu yüzden, aynî hak tanınması konusunda, katılma alacağının miktarı ile aile konutunun değeri arasında bir karşılaştırma yapmak suretiyle, hâkime takdir hakkı tanınmasının daha uygun olacağı, hatta katılma alacağının miktarı, aile konutu ve ev eşyasının değerinin belli bir oranını oluşturmadıkça bu hakkın kullanılamayacağı yönünde bir düzenleme yapılması gerektiği öğretide savunulmaktadır[28].

Mal rejiminin tasfiyesi sonucu, eşin katılma alacağı çıkmayabilir. Katılma alacağı bulunmadığı için, TMK m. 240 hükmüne dayanarak aynî hak talebinde bulunamayan sağ kalan eş, TMK 652. madde hükmüne dayanarak, aile konutu ve ev eşyası üzerinde aynî hak talebinde bulunabilir. Ancak TMK m. 652 ile TMK m. 240 hükümleri arasında bazı farklar vardır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, TMK m. 652’de, eşler arasındaki mal rejimi önem taşımamaktadır. Eşler ister yasal rejime tabi olsunlar, isterlerse seçimlik rejimlerden birini tercih etmiş olsunlar, miras hukuku kuralı olan TMK m. 652’ye dayanarak, ölen eş ile birlikte oturdukları konut ve ev eşyası üzerinde, miras payına mahsuben, aynî hak talep edilebilir. Bir diğer farklılık ise TMK 652. maddeye göre, konut üzerinde öncelikle mülkiyet hakkı talep edilebilirken, TMK m. 240’da önce intifa veya oturma hakkı talep edilebilmektedir.

Sağ kalan eşin hem katılma rejimine hem miras hukukuna göre aile konutu ve ev eşyası üzerinde aynî hak talep etme hakkının bulunduğu hallerde, eşin her iki hakkı birden kullanması mümkün değildir. Birine ilişkin hak kullanıldığı takdirde diğer hak sona erecektir. Bu sebeple eş ya miras hukuku hükümlerine göre aynî hak talep edecek ya da mal rejimine dayanacaktır[29].

 

 

c) Sağ kalan eşin talepte bulunması

 

Aile konutu ve ev eşyası üzerinde aynî hak kurulması, talep şartına bağlanmıştır[30]. Talep, kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olup, başkasına devredilmez[31]. Eşin ölümü halinde, hak mirasçılara geçmez[32]. Talep, ölen eşin mirasçılarına yöneltilir. Sağ kalan eş, kanunun kendisine tanıdığı hakkı kullanıp kullanmamakta serbesttir. Talebin hangi sürede kullanılacağı kanunda düzenlenmemiştir. Ancak herhalde en geç, mal rejiminin tasfiyesi davası sonuçlanıncaya kadar kullanılması gerekir. Ayrıca, ölen eşin mirasçıları da katılma alacağını ayın olarak ödemek isterlerse (TMK m. 239/I), sağ kalan eşin talebi olmasa da mirasçılar, aile konutu ve ev eşyası üzerinde eş lehine mülkiyet hakkı kurarak borçlarını yerine getirebilirler. Kanun ayın olarak ödeme ile, bir malın mülkiyetinin devredilmesini kastetmektedir. Bu yüzden, mirasçılar, aile konutu üzerinde sağ kalan eş lehine intifa hakkı tanımak suretiyle, ödemede bulunamayacaklardır [33].

d) Hakkın kullanılacağı eşyanın aile konutu ve ev eşyası niteliğini taşıması

Üzerinde aynî hak kurulacak konutun aile konutu niteliğinde olması gerekmektedir. Aile konutu dışındaki ikincil nitelikteki konutlarda, söz konusu madde hükmünden yararlanılamaz[34]. Bununla birlikte maddedeki aile konutu kavramının, TMK 194. maddesindeki aile konutu kavramından daha geniş yorumlanması gerektiği ve bunun maddenin amacına daha uygun olduğu ileri sürülmektedir. Eşlerin anlaşarak ayrı konutlarda yaşadıkları ya da ortada bir aile konutunun olmadığı hallerde (örneğin aile konutunun maliki olan ve konutu terk eden eşin ölmesi ya da aile konutunun maliki olan eşin diğerini evden kovması ve haklı bir sebep olmaksızın eve almaması halinde) eşlerin yaşadığı konutlar, TMK m. 240 anlamında aile konutu sayılmalıdır[35].

Aile konutu ve ev eşyasının, edinilmiş mallara katılma rejimindeki mal gruplarından, hangi mal grubuna girdiği önemli değildir. Aynî hak talebinde bulunabilmek için, aynî hak konusu malın mutlaka edinilmiş mal olması gerekmez. Ölen eşin kişisel malı üzerinde de aynî hak talep  edilebilir[36].

Maddenin gerekçesinde hükmün amacı, sağ kalan eşin, eşinin ölümünden sonra da eski yaşantısını devam ettirmesine yardımcı olmak şeklinde ifade edilmiştir[37]. Ancak haklı olarak belirtildiği gibi, sağ kalan eş, eşinin ölümünden sonra yaşantısını eskisi gibi devam ettiremeyeceğinden, madde hükmündeki “eski yaşantısını devam ettirebilmesi için” şartının ispatını sağ kalan eşten beklememek gerekir[38]. Kılıçoğlu, sağ kalan eşin, konut ya da ev eşyasını bizzat kullanma ihtiyacının göz önünde tutulacağını ve sağ kalan eşin, yaşantısını aile konutunda sürdürmeyecekse, aynî hak talebinin reddedilmesi gerektiğini ileri sürmektedir[39]. Benzer bir yaklaşımla Yağcıoğlu’da eşin aynî hak talebinde bulunacağı aile konutu ve ev eşyasına ihtiyacı olduğunu ispat etmesi gerektiği, bununla birlikte sağ kalan eşin sağlık durumu veya ekonomik durumu elverdiği ölçüde, eski yaşantısını devam ettirmek için konut ve eşyaya ihtiyacı olduğunun, fiili bir karine olarak kabul edilebileceği görüşündedir[40]. Kanaatimizce, kanun koyucunun amacı, sağ kalan eşin eski yaşantısını devam ettirmesini sağlamak olduğuna göre, ispata gerek yoktur.

e) Aile konutu ve ev eşyasının ölen eşe ait olması

TMK 240. madde hükmünün uygulanma şartlarından biri de, aile konutu ve ev eşyasının mülkiyetinin ölen eşe ait olmasıdır. Konut, kat mülkiyeti kurulmuş bir daire ya da müstakil ev olabilir. Konut ve ev eşyasının tamamen ölen eşe ait olması  gerekip   gerekmediği   yönünde madde hükmünde bir açıklık yoktur[41]. Ancak ölen eşin, aile konutu ve ev eşyası üzerinde üçüncü kişilerle elbirliği halinde malik olması halinde, sağ kalan eşin aynî hak talebinde bulunamayacağını kabul etmek gerekir[42]. Aynı şekilde, ölen eşin üçüncü kişi ile konut üzerinde paylı mülkiyeti varsa, sağ kalan eş, TMK m.240 hükmünden yararlanamayacaktır.

Aile konutunun ölen eş ile sağ kalan eşin paylı mülkiyetinde olması ve sağ kalan eşin katılma alacağının bulunması durumunda, sağ kalan eş, TMK m. 226/II veya TMK m. 240 hükümlerinden herhangi birine dayanabilir. Bununla birlikte doktrinde her iki hükme dayanılarak talepte bulunulamayacağı, hükümlerden birine dayanan eşin diğerinden feragat etmiş olacağı ileri sürülmektedir[43].

Ölen eşin malik olmayıp, aile konutu üzerinde intifa ya da oturma hakkı gibi sınırlı bir aynî hakkının bulunması durumunda, sağ kalan eş, aynî hak talebinde bulunamaz. Zira söz konusu haklar nitelikleri gereği ölen eş lehine kurulmuş olup, mirasçılara geçmez[44].

f) Aynî hak talep edilecek konutun, ölenin altsoyundan birinin aynı meslek ve sanatı icra edeceği konut olmaması gereği

Medenî Kanunun 240. maddesinin 4. fıkrasında sağ kalan eşin, “miras bırakanın bir meslek ve sanatı icra ettiği ve altsoyundan birinin aynı meslek veya sanatı icra etmesi için gerekli olan bölümlerde bu hakları kullanamayacağı” hükmü getirilmiştir. Bu hükmün uygulanabilmesi için gereken ilk koşul, ölen eşin hayatta iken aile konutunun bir bölümünde, bir meslek ve sanat icra etmiş olmasıdır. Bunun yanı sıra, ölen eşin altsoyundan birinin aynı meslek ya da sanatı icra etmesi gerekir. Aynı meslek ya da sanatı icra etmek için, böyle bir mekâna ilişkin olağan ihtiyaç yeterlidir. Yoksa, o konutun meslek ya da sanatın icrası için olmazsa olmaz nitelik taşıması gerekmez[45]. Şartların gerçekleşmesi durumunda sağ kalan eş, bu bölümleri kapsayacak şekilde kendisi lehine intifa ya da oturma hakkı kurulmasını talep edemez.

               IV- TALEP EDİLEBİLECEK AYNÎ HAKLAR

               A) AİLE KONUTU ÜZERİNDE

  a) İntifa veya oturma hakkı

Sağ kalan eş, aile konutu üzerinde öncelikle intifa veya oturma hakkı tanınmasını isteyecektir. Düzenleme, bir yandan sağ kalan eş ile ölenin mirasçıları arasındaki yarar dengesinin sağlanması, öte yandan sağ kalan eşin eski yaşantısını devam ettirebilmesine yardımcı olma amacıyla da uyumludur[46].

Sağ kalan eş lehine aile konutu üzerinde intifa hakkının kurulması halinde, aile konutunun çıplak mülkiyeti ölen eşin mirasçılarında kalmakta, yararlanma hakkı ise, yaşamı süresince sağ kalan eşe ait olmaktadır. Bununla birlikte, intifa hakkının belirli bir süre için tanınması da mümkündür[47].

İntifa hakkı, başkasına ait bir hak, eşya ya da malvarlığı üzerinde belirli bir kişiye tam yararlanma imkânı sağlayan bir irtifak hakkıdır. Belirli bir kişi lehine kurulan bu hak, devredilemez ve mirasçıya geçmez[48]. Ancak intifa hakkı sahibi, hakkı mutlaka kendisi kullanmak zorunda olmayıp, hakkın kullanılmasını başkasına devredebilir (TMK m. 806). Sağ kalan eş lehine aile konutu üzerinde intifa hakkı tanınması halinde ise, kanaatimizce hakkın devri uygun olmayacaktır. Çünkü bu hakkın tanınmasının amacı, sağ kalan eşin eski yaşantısının devamına yardımcı olmaktır.

Eşin talep edebileceği aynî haklardan bir diğeri, oturma hakkıdır. Bu hak, hak sahibine bir binadan ya da binanın bir bölümünden konut olarak yararlanma yetkisi verir. İntifa hakkında olduğu gibi, oturma hakkı da ancak kişiye bağlı olarak kurulabilir[49]. Devredilemez ve mirasçıya geçmez. Oturma hakkı, yalnızca hak sahibinin kendi kişisel ihtiyacının karşılanmasına yönelik olabileceği için, oturma hakkının kullanılması bile bir başkasına bırakılamaz[50]. Dolayısıyla hem oturma hakkının devredilememesi hem hükmün eşin eski yaşantısının devamına yardımcı olma amacıyla getirilmiş olması yüzünden, sağ kalan eş oturma hakkını bizzat kullanacaktır.

b) Mülkiyet hakkı

 

Sağ kalan eş kural olarak intifa veya oturma hakkı talep edebilecekse de bazı hallerde mülkiyet hakkı da talep edebilir. Mülkiyet hakkı talebi, haklı sebeplerin varlığına bağlıdır.   Ancak haklı   sebeplerin   neler olabileceği hususunda bir düzenleme yoktur. Sebebin haklı olup olmadığını, her somut olaya göre hâkim, takdir yetkisini kullanarak değerlendirecektir[51]. Sağ kalan eşin katılma alacağının miktarının fazla olması ve ölen eşin mirasçılarıyla intifa veya oturma hakkı sebebiyle ilişkisini sürdürmek istememesi, ölen eşin altsoyunun bulunmaması haklı sebep olarak kabul edilebilir[52]. Mirasçılar açısından bakıldığında ise, sağ kalan eşin yaşının genç olması haklı sebep olarak nitelendirilmelidir.

B) EV EŞYASI ÜZERİNDE

 

Ev eşyası, taşınabilen, bir evde olağan yaşamın devamı için varlığı gerekli olan veya evin döşemesinde kullanılan mobilya, mutfak gereçleri, buzdolabı, televizyon vb. eşyalardır[53]. Ev eşyası, kullanılmakla yıpranmakta ve ekonomik değerini kaybettiğinden sağ kalan eş, ev eşyası üzerinde yalnızca mülkiyet hakkı talep edebilir. Bu eşyalar üzerinde kullanmaya yönelik hak talep edilemez.

 

SONUÇ

Medenî yasanın birden çok maddesi eşlerin birlikte yaşadıkları aile konutu ile içindeki ev eşyasının durumuna ve paylaşım sırasında aidiyetinin kime kalacağı konusunda hükümler içermektedir[54]. Evlilik hayatının başlangıcı ve devamında taşıdığı önem nedeniyle aile konutu ve ev eşyası, birliğin son bulması hâlinde de mal paylaşımına konu olması bakımından önceliğini ve değerini korumaktadır. İşte TMK m.240 ile tekrarlanan ana başlık yani aile konutu ve ev eşyası özellikle evlilik birliğinin eşlerden birinin ölümüyle sona ermesi haline yönelik getirilen düzenlemeden ibarettir[55].

Aile konutu; resmî olarak aileyi oluşturan bireylerin birlikte sürekli olarak yaşanılmak amacıyla, çoğunlukla kiracı veya malik sıfatıyla ikamet edilen, içinde hayatı sürdürmeye, ihtiyaçlarını gidermeye yetecek ölçüde eşyaya sahip, maddî olarak barınma imkânı sağlayan, manevî olarak mahremiyet taşıyan, iyiliğin güzelliğin, varlığın yokluğun paylaşıldığı, ortak yararlandıkları yerdir[56]. İlk defa TMK ile hukukî değer kazanan “aile konutu” kavramına, yasal mal rejiminin yanı sıra paylaşmalı mal ayrılığı rejiminde evliliğin iptal ve boşanma ile sona ermesine ilişkin TMK 254. maddesinde, mal ortaklığı rejiminin paylaşma ile ilgili hükümlerden biri olarak TMK 279. maddesinde ve mirasın tasfiyesine ilişkin genel hükümler arasında aile konutu ve ev eşyasının sağ kalan eşe özgülenmesi başlığı altında TMK ‘nun 652. maddesinde de yer verilmiştir.

Eşler arasındaki evlilik birliği ve mal rejiminin ölüm nedeniyle sona ermesi halinde eşlerden birine aile konutundan TMK 240. madde bağlamında yararlanma hakkı tanınması düzenlenmiştir. Ölüm haricinde diğer sebepler, örneğin boşanma ile evlilik birliği ve mal rejiminin sona ermesi halinde, eşlerin bu haktan yaralanmaları mümkün değildir[57]. Yasa ile teminat altına alınan aile konutuna ait haklardan yararlanabilmesi için de sağ kalan ve talepte bulunan eşin katılma alacağı hakkının varlığı şarttır[58].

 

               

 

 

 

[1] Sarı, Suat, Evlilik Birliğinde Yasal Mal Rejimi Olarak Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi, İstanbul 2007,     s. 109; Zeytin, Zafer, Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi ve Tasfiyesi, 2.Baskı, Ankara 2008, s.195; Lale, İsmail/Lale, Ömer, Evlilikte Hukuksal İlişkiler Ankara 2009, s.112.

[2] Sarı, s.65.

[3] Kılıçoğlu, Ahmet, Medenî Kanunumuzun Aile-Miras-Eşya Hukukunda Getirdiği Yenilikler, Ankara 2004, s.181.

[4] Kılıçoğlu, Ahmet, Katkı-Katılma Alacağı, 3.Baskı, Ankara 2013, s.135.

[5] Lale/Lale, s.113; Zeytin, s.204; Sarı, s.109; Acar, Faruk, Aile Konutu, Mal Rejimleri Eşin Yasal Miras Payı,3.Baskı, Ankara 2012, s.219; Özuğur, Ali İhsan, Mal Rejimleri 6. Baskı, Ankara 2011, s.46.

[6] Acar, s. 219; Ateş, Turan, Edinilmiş (Kazanılmış) Mallara Katılma Rejimi. İstanbul 2005, s.89.

[7] Zeytin, s.204; Lale/Lale, s.114.

[8] Özuğur, s.71; Kılıçoğlu, s.131; Acar, s.291.

[9] Özuğur, s.70. Aksi görüş için bkz Kılıçoğlu, s.138; “TTMK 236/3’de eşlerin bunu ileri sürmesi koşuluna yer verilmediğinden, hâkimin resen dikkate alacağı belirtilmiştir”

[10] Sarı, s.102; Zeytin, s.194.

[11] Sarı, s.84; Kılıçoğlu, s.99; Özuğur, s.46.

[12] Sarı, s.89; Kılıçoğlu, s.100.

[13] Sarı, s.91; Kılıçoğlu, s.111.

[14] Özuğur, s.48.

[15] Sarı, s.82; Acar, s.151; Özuğur, s.47; Kılıçoğlu, s.99

[16] Sarı, s.85; Acar, s.152; Zeytin, s.181.

[17] Öztan, Bilge, Aile Hukuku, 5.Bası, Ankara 2004, s.199; Öner-Nebioğlu, Şebnem, Aile Konutunun Sağ Kalan Eşe Özgülenmesi, Ankara 2014, s.7.

[18] Doğan, Murat, “Mal Rejiminin Tasfiyesinde ve Mirasın Paylaşımında Aile Konutu ve Ev Eşyası AÜEHFD, C.VII, S. 3-4, 2003, s.286; Öner-Nebioğlu, s.22.

[19] Yarg. 2.HD., 02.02.2006, 2005/16473 E., 2006/799 K., Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı.

[20] Ateş, s.144; Öner-Nebioğlu, s.48.

[21] Öner-Nebioğlu, s.74; Aynı Doğrultuda Yarg. 2HD., 06.03.2003 T., 2003/1908 E., 2003/3062 K, “ TTMK 240.madde, evliliğin ölüm ile sonuçlanması halinde uygulama alanı bulur. Ancak paylaşmalı mal ayrılığı rejiminde evliliğin iptal veya boşanma kararı ile son bulması halinde, TTMK 244. maddedeki özgüleme iTMKanından yararlanılması müTMKündür.”

[22] Zeytin, s.242.

[23] Demir, Pınar Özlem,”Yeni Medenî Kanunda Evli Kadınların Hukuki Durumu ile İlgili Yenilik ve Değişiklikler”, Prof. Dr. Ergun Özsunay’a Armağan, İstanbul 2004,s.554.

[24] Yağcıoğlu, Ali Haydar, Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminde Eşlerin Yasal Alım Hakkı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İzmir 2007, s.97 Yağcıoğlu’na göre, TMK’nın 240. maddesi katılma alacağı borcunun, ayın ile ifa edildiği bir hüküm niteliğindedir. Bu nedenle, yerinde olarak, hükümden yararlanabilmek için katılma alacağının varlığından ve alacağın mahsup edilebileceğinden bahsedilmektedir.

[25] Kılıçoğlu, Ahmet, Türk Medenî Kanununda Diğer Eşin Rızasına Bağlı Hukuksal İşlemler ve Yasal Alım Hakkı, Ankara 2002, s. 47; Dural, Mustafa/Öğüz, Tufan/Gümüş, Alper, Türk Özel Hukuku, C. III, Aile Hukuku, İstanbul 2005, s. 406.

[26] Yağcıoğlu, s. 98; Zeytin, s. 246.

[27] Dural/Öğüz/Gümüş, s. 406.

[28] Doğan, s.658.

[29] Dural, Mustafa/Öz, Turgut, Türk Özel Hukuku, C. IV, Miras Hukuku, İstanbul 2009, s.486

[30] Yarg. 2HD., 13.04.2004 T., 2004/3897 E., 2004/4674 K., “Medeni Kanun’un 652. maddesi; eşlerden birinin ölümü halinde tereke malları arasında ev eşyası veya eşlerin birlikte yaşadıkları konut varsa, sağ kalan eşin bunlar üzerinde kendisine miras hakkına mahsuben, mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebileceğini hükme bağlamıştır. Davacı dava konusu taşınmazın aile konutu olduğunun belirlenmesini istemiştir. Aile Mahkemesince yapılacak iş tarafların delillerini toplayıp, bu konutun aile konutu olup olmadığını belirlemekten ibarettir. Açıklanan husus üzerinde durulmadan yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. (TMK. Md. 240)”  Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı

[31] Ancak sağ kalan eş vesayet altında ise, hakkın kanuni temsilcisi aracılığı ile kullanılması mümkündür.    Zeytin, s. 244; Dural/Öğüz/Gümüş, s. 403.

[32] Doğan, s. 659; Zeytin, s. 244.

[33] Doğan, s.659.

[34] Yağcıoğlu, s. 80.

[35] Dural/Öğüz/Gümüş, s.407; Zeytin, s. 245.

[36] Kılıçoğlu, Diğer Eşin Rızası, s. 45; Zeytin, s. 245; Yağcıoğlu, s. 83; Doğan, s. 659.

[37] Başöz, Lütfü/Çakmakçı, Ramazan, Gerekçeli-Atıflı-Karşılaştırma Tablolu Eski ve Yeni Kanun Metinleri ile Birlikte Yeni Türk Medenî Kanunu, İstanbul 2002, s.199.

[38] Zeytin, s.243.

[39] Kılıçoğlu, Diğer Eşin Rızası, s. 47.

[40] Yağcıoğlu, s.104.

[41] Yağcıoğlu ‘na göre ölen eşin tek başına maliki olmadığı ve birden çok ailenin yaşadığı bir taşınmaz söz konusu ise, sağ kalan eşin, konutun hangi bölümünü, hangi sınırlar içinde kullandığı tam olarak bilinemediği için konutun tamamı üzerinde bir hak ileri süremeyeceği; ancak sağ kalan eşin eski yaşantısını sürdürebilmesi amacı göz önüne alınarak, ona, intifa ya da oturma hakkı talep etme iTMKanı vermek gerekir (s. 84). Bu görüş yalnız, oturma hakkı bakımından kabul edilebilir. İntifa hakkı, taşınmazın tamamı üzerinde kurulabileceğinden, konutun bir bölümü üzerinde intifa talebi söz konusu olamaz.

[42] Kılıçoğlu, Diğer Eşin Rızası, s. 46; Doğan, s. 660; Zeytin, s. 245.

[43] Dural/Öğüz/Gümüş, s. 406; Yağcıoğlu, s. 66.

[44] Yağcıoğlu, s.90.

[45] Doğan, s.665.

[46] Kılıçoğlu, Diğer eşin Rızası, s.48.

[47] Yağcıoğlu, s.107.

[48] Oğuzman, Kemal/Seliçi, Özer/Oktay-Özdemir, Saibe, Eşya Hukuku, İstanbul 2006, s.639.

[49] Oğuzman/Seliçi/Oktay-Özdemir, s. 667.

[50] Oğuzman/Seliçi/Oktay-Özdemir, s. 668.

[51] Başöz/Çakmakçı, s. 199.

[52] Doğan, s.664.

[53] Doğan, s.664.

[54] Yağcıoğlu, s.90.

[55] Sarı, s.282.

[56] Barlas, Nami “Yeni Türk Medenî Kanunu Hükümleri Çerçevesinde Eşler arası Hukuki İşlem Özgürlüğü ve Sınırları”, Prof. Dr. Necip Kocayusufpaşalıoğlu İçin Armağan, Ankara 2004, s.121.

[57] Yarg. 2.HD. 10.11.2009 T.11403 E. 19298 K: “Evliliğin boşanma ile sona erdiği nazara alınarak davacının TTMK 240. maddeye göre bir hakkı bulunmamaktadır.” Şıpka, s.334.

[58] Şıpka, s.326.

Avukat Süleyman TOPAK