1. Makaleler
  2. Yargı Kararları
  3. Sorular ve Cevaplar

BELEDİYE İKTİSADİ TEŞEBBÜSLERİNDE ÇALIŞAN İŞÇİLERİN İLAVE TEDİYE ÜCRET HAKKI

Bu makale, Legal İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Dergisinin, 2015 Yılı, 45. Sayısında hakem denetiminden geçerek yayınlanmıştır.


     BELEDİYE İKTİSADİ TEŞEBBÜSLERİNDE ÇALIŞAN İŞÇİLERİN

        6772 SAYILI YASAYA GÖRE İLAVE TEDİYE ÜCRET HAKKI

        (BY THE LAW NO 6722 THE RIGHT OF ADDITIONAL PAYMENT OF         

     WORKERS THAT WORK IN MUNICIPAL ECONOMIC ENTERPRISES)

 

                                                                                              Av./Atty.Süleyman TOPAK*

 

            ÖZET

            Sanayileşme ve hızlı nüfus artışları neticesi gelişen kentsel yaşam sürecinde yerel hizmetlerin halka dönük sunumlarında da değişiklikler meydana gelmiş ve özellikle Büyükşehir Belediyeleri için olmazsa olmaz ekonomik birim haline gelmiş Belediye İktisadi Teşebbüsleri (BİT) ortaya çıkmıştır.

            Belediye İktisadi Teşebbüsleri (BİT), çoğu zaman ayrı tüzelkişiliğe sahip sermaye şirketleri gibi lanse edildiğinden, burada çalışan işçilerin büyük çoğunluğu 6772 sayılı “Devlet ve Ona Bağlı Müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması ve 6452 Sayılı Kanunla 6212 Sayılı Kanunun 2 nci Maddesinin Kaldırılması Hakkında Kanun” gereğince ilave tediye ücret alacağı hakkı olduğunu bilmemektedirler.

            Bu çalışmamızda, Belediye İktisadi Teşebbüslerinde çalışan işçilere, 6772 sayılı yasaya göre ödenmesi gereken ilave tediye ücreti konusu detaylı bir şekilde incelenecektir.

            Anahtar Kelimeler : Belediye, Belediye İktisadi Teşebbüsü, 6772 Sayılı Yasa, İlave Tediye Ücreti

 

            ABSTRACT

            As a result of industrialization and rapid population growth,the growing urban life in the process of local services facing the people presentation of the changes have occured and especially the Municipal Economic Enterprises (BIT) has emerged that became a sine qua economic unit for Metropolitan Municipalities.

Municipal Economic Enterprises are  often touted as a separate legal entity with capital companies, where majority of workers, by the law no 6772 " Additional payment to the employees of the government and its related establishments and abolition of the 2.article of law no 6212 by the law no 6452”  do not know the right of additional payment.

In this article , the additional payment to be paid the workers that work in  Municipal Economic Enterprises according to law no 6772, will be examined in detail.

 

        Keywords : Municipality, Municipal Economic Enterprises, The law no 6772, Additional payment

 

 

________________________

*Kayseri Barosu Avukatı, Erciyes Üniversitesi Özel Hukuk Ana Bilim Dalı Doktora Öğrencisi,

e-mail: info@suleymantopak.av.tr

 

 

GİRİŞ

            Endüstriyelleşme ve hızlı nüfus artışı ile gelişen hızlı kentleşme süreci, demokratik gelişmenin de etkisiyle belediyelerin yerel hizmet sunumunda büyük bir artış ve çeşitlenmeyi kaçınılmaz kılmıştır. Artan talep ve hizmetlerdeki çeşitlilik sınırlı kaynaklarla daha fazla hizmet sunma baskısı altındaki yerel yönetimleri daha etkili hizmet sunumu amacıyla çeşitli arayışlara itmiştir. Yerel hizmetlerin daha etkin, verimli ve halkın talep ve beklentilerine daha duyarlı bir şekilde sunulmasına yönelik bu arayışlar yerel hizmet sunumunda çok çeşitli alternatif yöntemlerin geliştirilmesi ve uygulamaya geçirilmesi sonucunu doğurmuştur[1].

            Günümüz belediye bünyesinde yer alan ve ayrı tüzel kişiliği bulunan bağlı kuruluş, iktisadi teşekkül ve benzeri örgütlenmelerin yanında, katma bütçe, fon, işletme, sandık gibi çeşitli adlar altında faaliyet gösteren ve tüzel kişiliği bulunmayan, ancak belirli bir özerklik içerisinde hareket eden çok sayıda oluşuma yer verildiği gibi belediyeler tarafından kurulan ya da ortak olunan, bağımsız bütçeli özel hukuk tüzelkişileri belediye şirketleri olarak tanımlanmaktadır[2]. Bu süreçte anayasal[3] bir organ olan yerel yönetimler yalnızca kurum olarak öne çıkmakla kalmamış aynı zamanda yerel kamu hizmetlerini sunmada klasik hizmet sunma anlayışının da dışına çıkarak yeni yöntemler kullanmaya başlamışlardır[4]. Yeni nesil belediyecilik anlayışı doğrultusunda özellikle ihale/sözleşme, imtiyaz, emanet ve şirket kurma gibi yeni hizmet sunma yöntemleri öne çıkmıştır. Bunlar içerisinde birer özel hukuk tüzel kişisi olarak kurulan Belediye İktisadi Teşebbüsleri[5] dikkati çekmektedir[6].

            Uygulamada daha çok özel hukuk tüzelkişisi olarak bilinen bu teşebbüsler bünyesinde çalışan işçilerin herhangi özel bir işletmede çalışan işçi gibi değerlendirildiği ve bazı kanuni haklardan yoksun bırakıldığı hususları ve bu teşebbüslerin hukuki yapılarını detaylı bir şekilde inceleyeceğiz. Öncesinde, konunun daha iyi anlaşılması için Belediye kavramı üzerinde durulmasında fayda görüyoruz.

 

 

 

            I- MAHALLİ İDARE BİRİMİ OLARAK BELEDİYE

            Belediye, beldenin ve belde sakinlerinin mahalli ve müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan, idari ve mali özerkliğe sahip kamu tüzel kişisi olarak tanımlanmıştır[7]. Başka açıdan Belediyeler, belirli bir coğrafi bölgenin değil, il özel idarelerinin aksine, insanların topluca oturdukları, kendisine belde ismi verilen yakın evlerden oluşmuş belirli ve sınırlı yerleşim birimlerinin idare teşkilatıdır[8].

            Belediyeler, Anayasamızın 127. maddesi gereğince “mahalli müşterek ihtiyaçların karşılanması” amacıyla kurulan kamu tüzel kişileridir. Bu anayasa hükmünce hazırlanan 5393 sayılı Belediye Yasası, belediyeyi, “belde sakinlerinin mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan, idarî ve malî özerkliğe sahip kamu tüzel kişisi” olarak tanımlamaktadır. Mahalli müşterek ihtiyaçların karşılanması amacıyla belediyelere sunulan haklardan birisi de şirket veya işletme kurabilmeleridir. Gerek Büyükşehir Belediye Yasası’nın 26. maddesi, gerekse Belediye Kanunu’nun 70.maddesi belediyelere, kendisine verilen görev ve hizmet alanlarında şirket kurabilme hakkı tanımaktadır. Bu düzenlemelerde dikkati çeken nokta, bu şirket ve işletmelerin faaliyetlerinin belediyenin görev ve hizmet alanları ile sınırlandırılmış olmasıdır[9].

            Bu düzenlemelere dayanılarak Belediyeler tarafından birçok Belediye İktisadi Teşebbüsü kurulmuş ve halen etkin bir şekilde bu teşebbüsler vasıtasıyla kamu hizmetleri yürütülmektedir. Şimdi Belediye İktisadi Teşebbüslerinin hukuki yapısını ve bu teşebbüslerin bünyesinde çalışan işçilerin durumlarını sırasıyla inceleyelim.

            II- BELEDİYE İKTİSADİ TEŞEBBÜSLERİ

             5393 sayılı Belediye Kanunu’nun[10] 70. maddesine göre belediyeler, “kendisine verilen görev ve hizmet alanlarında, ilgili mevzuatta belirtilen usullere göre şirket kurabilir.”  Aynı Kanunun 71.maddesine göre de belediyeler, “Özel gelir ve gideri bulunan hizmetlerini İçişleri Bakanlığı’nın izniyle bütçe içinde işletme kurarak yapabilir”.

            5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun[11] 26.maddesine göre, “büyükşehir belediyesi kendisine verilen görev ve hizmet alanlarında, ilgili mevzuatta belirtilen usullere göre sermaye şirketleri kurabilir. Genel sekreter ile belediye ve bağlı kuruluşlarında yöneticilik sıfatını haiz personel bu şirketlerin yönetim ve denetim kurullarında görev alabilirler. Büyükşehir belediyesi, kendisine ait büfe, otopark ve çay bahçelerini işletebilir; ya da bu yerlerin belediye veya bağlı kuruluşlarının %50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin %50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketlere, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın belediye meclisince belirlenecek süre ve bedelle işletilmesini devredebilir”.

            Bu kanuni dayanaklara istinaden Türkiye genelinde halen faaliyetine devam eden birçok belediye, şirket ve işletmeler kurmuştur. Örneğin, Kayseri Büyükşehir Belediyesi’nin kurduğu; Kayseri İmar A.Ş, Ulaşım A.Ş, Spor A.Ş, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kurduğu; Hamidiye A.Ş, İGDAŞ A.Ş, İstanbul Halk Ekmek A.Ş, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin kurduğu; ANFA Ankara Altınpark İşletmeleri Ldt.Şti, BELKA A.Ş., Beltaş A.Ş sayılabilir.

            Belediyelerin kuruduğu ve sermayesinin tamamının veya çoğunluğunun belediyelere ait olduğu şirketlere uygulamada “Belediye İktisadi Teşebbüsü (BİT)” denilmektedir[12]. Daha biçimsel tanımlayacak olursak “BİT’ler; bir kuruluş statüsüne göre yerel yönetimlerce kurulan, pazarlanabilen yani kişisel mal ve hizmet üreten, mülkiyetinin ve/veya denetiminin yeterince yerel yönetimin elinde olması nedeniyle yönetim kurullarının yerel yönetimlerce atandığı, cari maliyetlerini finanse eden gelirlerinin çoğunu yerel yönetim gelirlerinden elde etmeyen teşebbüsler olup; ilke olarak yerel toplumun sosyal maksimizasyonu amacına göre kaynak tahsis eden firmalardır[13].

            Bu tanımlardan hareketle Belediye İktisadi Teşebbüslerinin temel özellikleri şöyle sıralanabilir[14]:

            a) Belediye tarafından kurulurlar,

b) Sermayenin yarıdan fazlası belediyeye ait olmalı veya yönetimin elde edilmesi koşuluyla belediyece ortak olunurlar,

c) Pazarlanabilen mal ve hizmet üretirler,

d) Genel olarak belediyenin görev alanına giren bir konuda faaliyet gösterirler,

e) Ticari amaçlı olup Türk Ticaret Kanununa tabidirler,

f) İlke olarak yerel toplumun sosyal maksimizasyonu amaçlar,

g) Yönetim belediyenin elindedir.

h) Belediyeden bağımsız bir bütçeye sahiptirler ve özel hukuk tüzel kişisidirler.

Bunlara uygulamada iktisadi teşebbüs dense de bunlar; “Kamu İktisadi Teşebbüsü” kapsamına girmezler. Bu husus 8 Haziran 1984 tarih ve 233 sayılı İktisadi Devlet Teşekkülleri ve Kamu İktisadi Kuruluşları Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 58.maddesinde “İller Bankası Genel Müdürlüğü ile il özel idareleri ve belediyelerin, sermayelerinin yarısından fazlasına tek başına veya birlikte sahip oldukları iktisadi teşebbüsler, bu Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine tabi değildir” denilmek suretiyle belediyelere ait şirketlerin Kamu İktisadi Teşebbüsü olmadığı açıkça belirtilmiştir[15].

III-BELEDİYE İKTİSADİ TEŞEBBÜSLERİNİN HUKUKİ STATÜSÜ VE BELEDİYELERLE OLAN İLİŞKİLERİ

Bilindiği üzere 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun[16] 16.maddesinde, “Ticaret şirketleriyle, amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da tacir sayılırlar”. hükmü yer almaktadır. Aynı kanunun 334.maddesinde ise “Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişilerinden birine, esas sözleşmede öngörülecek bir hükümle, pay sahibi olmasalar da, işletme konusu kamu hizmeti olan anonim şirketlerin yönetim kurullarında temsilci bulundurmak hakkı verilebilir” hükmü bulunmaktadır.

Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, Türk Ticaret Kanunu’nda, belediyelerin şirket kurma ve kurulmuş şirketlere ortak olmaları konusunda engelleyici bir hüküm bulunmadığı gibi, belediyelerin, kamu hizmeti verdiği kabul edilen anonim şirketlerin  yönetim ve denetim kurullarında temsiline ilişkin hükümlere yer verilmek suretiyle, belediyelerin de şirket kurabilmelerine, kurulu bulunan şirketlere katılabilmelerine dolaylı yoldan imkân tanındığı söylenebilir.

Belediye şirketlerinin, mevzuat çerçevesinde “mahalli müşterek ihtiyaçları karşılama” temel amacıyla kurulan belediyelerin yapacağı bazı yerel hizmetleri, mevzuatta ve uygulamada karşılaşılan bazı sorunları aşmak güdüsüyle kuruldukları bir gerçektir. Belediyelerin şirket kurma yoluna gitmelerinin en önemli nedenlerinden birisi de, belediyelerin kaynak arayışlarıdır[17].

Gerek Belediye Kanunu gerekse ilgili diğer mevzuat hükümleri, belediyelere, bir girişimci gibi sınai ve ticari teşebbüsler kurmak konusunda geniş yetkiler vermiştir. Ülkemizde belediyelerin pek çoğunun belediye hizmetlerinin bir kısmını belediye bütçesi dışında fakat belediyeye bağlı ayrı bütçeli kuruluşlarla yönetip işlettiği görülmektedir[18].

5393 sayılı Belediye Kanunu’nun[19] 59. maddesi (h) bendinde ise, “her türlü girişim, iştirak ve faaliyetler karşılığı sağlanacak gelirler” belediye gelirleri arasında sayılmıştır. Bu anlamda, belediye şirketlerinin sağladığı kaynakların bir şekilde belediye bünyesine girmesi amaçlanmaktadır. Uygulamada belediyelerin kurdukları bu şirketlerden elde ettikleri kazançları da belediye bünyesine aktardıkları bilinmektedir. Belediyeler, yerel hizmetlerinin karşılanması konusunda yaptıkları ihalelere kendi iktisadi teşebbüslerinin de girmelerini sağlamakta ve böylece belediye bütçesinden çıkan giderlerin bir kısmının bu şekilde belediyeye dönmesine çalışmaktadırlar[20].

Hükümet, ayrı bir tüzel kişiliğe ve bütçeye sahip olan, idari ve mali özerkliği bulunan belediyelerin ücret ve personel rejimlerini doğrudan etkileyebilmektedir. Kaliteli elemanların kamu sektöründe istihdam edilmesi için gerekli mali imkânları sağlayamayan mevzuat hükümleri nedeniyle kendi alanlarında uzmanlaşmış kişiler daha iyi imkânlar sunan özel sektör kuruluşlarında çalışmayı tercih etmektedirler. Sonuç itibariyle bu durum belediyelerin uzman bir yönetim kadrosunu oluşturmalarına engel teşkil etmektedir. Oysa şirketler ve iştirakler, belediyelere piyasa şartları içinde daha esnek ücret politikası uygulama imkânı sağlamaktadır. Ayrıca belediyeler üst düzey yöneticilerini (Belediye Başkanı, Genel Sekreter, Genel Sekreter yardımcıları, Daire Başkanları, Müdürler, Danışmanlar vb.) şirketlerin yönetim veya denetim kurullarına üye yaparak onlara maaşları dışında ek imkânlar (huzur hakkı) sağlamaktadır. Böylece belediyeler ücret politikası bakımından ek bir avantaj sağlayarak söz konusu uzman personel açığını gidermiş olmaktadırlar[21].

Öte yandan BİT’ler özel hukuk tüzel kişisi olmakla birlikte hisselerinin %50’den fazlası belediyelere ait olduğundan onları sıradan bir özel sektör kuruluşu olarak görmek yanılgıya sebep vermektedir. Çünkü %50’den fazla hisseye sahip olmak, belediyeleri BİT’lerin “patronu” yapmakta ve yönetimlerinde belediyelere önemli yetkiler sağlamaktadır. Örneğin yasal zorunluluk olmamasına rağmen BİT’lerin yönetim kurulları belediye yönetimince belirlenmekte ve politikaları belediyelerce biçimlendirilmektedir. Böylelikle belediyenin uzantısı haline gelen BİT’lerin piyasa koşullarına göre hareket eden özel şirket statüsü çoğu zaman kâğıt üzerinde kalmaktadır[22]. Bu nedenle Belediyelere ait şirketler görünürde bir özel hukuk tüzelkişisi gibi algılansa da yaptıkları iş genel olarak kamu hizmetini gerçekleştirmek olduğundan ortaklık yapılarında belediyelerin veya diğer kamu tüzelkişilerinin büyük çoğunlukla ortaklıkları bulunduğundan bilinen manasıyla özel şahıslara ait şirketler olarak algılanamazlar. Gerek organik bağları gerekse yaptıkları iş nedeniyle belediyelere bağlı şirketler, belediyelere bağlı kuruluşlar olarak algılanmalıdır. Yargıtay’a göre[23] “5018 sayılı Kamu Mali Yönetim kapsamında kamu idareleri, sosyal güvenlik kurumları ve mahalli idarelerden oluşan genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin ekli cetvellerde sayıldığı, bu cetvellerde Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu idareleri, Özel Bütçeli İdareler, Düzenleyici ve Denetleyici Kurumlar ve Sosyal Güvenlik Kurumlarında çalışanların 6772 sayılı kanun kapsamında olduğunun kabulü gerektiği, davalı şirketin hukuki statüsü ve hisselerinin yarısında fazlasının devlete ait şirket veya kurumlara ait olup olmadığı hususunda gerekli araştırmanın yapılması gerektiği ve buna göre şirketlerin hukuki statülerinin belirlenmesi gerektiği” açıkça belirtilmiştir.

Buradan yola çıkarak örneğin, Kayseri Büyükşehir Belediyesi’ne ait şirketlerden         “ Üretim, Sosyal Tesis İşletmeciliği, Eğitim ve Öğretim Konusunda çeşitli branşlarda kurs açma faaliyetinde bulunan Bef A.Ş’nin  % 99,9 oranı, otopark işletme hizmetleri, yol çizgi işi ve inşaat taahhüt işleri ile uğraşmakta olan Kayseri İmar A.Ş’nin  % 99,72 oranı, şehir içi ulaşım, tramvay hizmetleri sunan Kayseri Ulaşım A.Ş.’nin % 96 oranı, sportif faaliyetlerin etkin bir şekilde yapılması ve tesislerin işletilmesi işini üstlenen Spor Etkinlikleri A.Ş’nin    % 96 oranının Kayseri Büyükşehir Belediyesine ait olduğu görülmektedir[24]. Kaldı ki, 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 2. maddesinde, Kanun kapsamındaki kurum ve kuruluşlar gösterilmiştir. Buna göre; anılan maddenin 1. fıkrasının (a) bendinde, genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idareler, il özel idareleri ve belediyelerin bahsi geçen Kanuna tabi olduğu belirtilmiştir. Ayrıca (d) bendinde; (a), (b) ve (c) bentlerinde belirtilenlerin doğrudan veya dolaylı olarak birlikte ya da ayrı ayrı sermayesinin yarısından fazlasına sahip bulundukları her çeşit kuruluş, müessese, birlik, işletme ve şirketlerin de Kanun kapsamında olduğu ifade edilmiştir. Buna göre, sermayesinin yarısından fazlası doğrudan ya da dolaylı olarak büyükşehir belediyelerine, belediyelere, il özel idarelerine veya söz konusu 2. maddenin (a), (b) ve (c) bentlerinde sayılan diğer kamu kurum ve kuruluşları ile 106 bunlara bağlı; döner sermayeli kuruluşlara, birliklere, tüzel kişilere ait olan şirketlerin mal ve hizmet alımları ile yapım işleri yönünden Kamu İhale Kanunu hükümlerine uymak zorunda oldukları anlaşılmaktadır[25]. Özel müteşebbislere ait ticari şirketlerin mal ve hizmet tedarikleri veya başkaca konularda hiçbir şekilde Kamu İhale Kanunu’na tabi olmadığı göz önünde bulundurulursa belediye iktisadi teşebbüslerinin sırf bu zorunluluğa tabi olması dahi kamusal niteliklerinin ağır bastığının ve belediyelere bağlı kuruluşlar niteliğinde olduklarının ispatıdır. Bu sebeple de BİT’ler hiçbir zaman özel müteşebbislere ait herhangi bir özel hukuk tüzelkişiliği gibi algılanmamalı ve adlandırılmamalıdırlar.

IV-BELEDİYE İKTİSADİ TEŞEBBÜSLERİNİN DENETİMİ

Türkiye’de tanımı ve hukuki statüleri açısından çerçeve mevzuatı bulunmayan BİT’lerin denetimi konusu aşağıda ele alınacaktır. BİT olarak adlandırılan belediye işletme ve bağlı kuruluşlarının denetimi, belediyelerin denetiminden farklı değildir. Bu bağlamda özellikle belediye şirket ve iştiraklerinin denetiminin incelenmesi daha yerinde olacaktır.

a) Belediye Şirket ve İştiraklerinin Denetimi

BİT’ler içerisinde en önemli yeri tutan belediyelerin şirket ve iştiraklerinin denetimi konumuz açısından oldukça önem taşımaktadır. Yukarıda da bahsedildiği üzere bu teşebbüsler Türk Ticaret Kanunu’na göre tacir olarak kabul edilmektedir. Ancak belediye şirketlerinin özel hukuk tüzel kişisi ve tacir olarak kabul edilmeleri onların kamusal bir denetim mekanizmasına tabi olmadığı anlamına gelmemektedir. Zira kanun koyucu belediye şirket ve iştiraklerini kamusal denetime de tabi tutmaktadır.

4046 Sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunun[26] 26. maddesinin son fıkrası, “Belediyeler ve diğer mahalli idareler ile bunların kurdukları birlikler tarafından ticari amaçla faaliyette bulunmak üzere ticari kuruluşlar kurulması, mevcut veya kurulacak şirketlere sermaye katılımında bulunması, Bakanlar Kurulu'nun iznine tabidir” hükmüne yer verilerek mahalli idarelerin mevcut veya kurulmuş şirketlere sermaye katılımında bulunmasının Bakanlar Kurulu’nun iznine tabi kılınmıştır. Bu uygulama ön denetimi sağlamaya yönelik hüküm içermesi yönünden önemlidir.

Belediyelerin kurduğu veya iştirak ettiği ortaklıkların denetimlerini yapmaya Gümrük ve Ticaret Bakanlığı da yetkilidir. Nitekim TTK’nın 210. Maddesinin birinci fıkrasında “Gümrük ve Ticaret Bakanlığı bu Kanunun ticaret şirketlerine ilişkin hükümlerinin uygulamasıyla ilgili tebliğler yayımlamaya yetkilidir. Ticaret sicili müdürlükleri ve şirketler bu tebliğlere uyarlar. Ticaret şirketlerinin, bu Kanun kapsamındaki işlemleri, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı denetim elemanları tarafından denetlenir. Bu denetimin ilkeleri ve usulü ile denetime tabi işlemler Bakanlıkça hazırlanan yönetmelikle düzenlenir” denilmektedir.

Bu hükme binaen; Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kurulan anonim şirket, limited şirket, sermayesi paylara bölünmüş komandit ortaklıklar, konusu kamu hizmeti olan ortaklıkların, Devlet, il ve belediye gibi kamu tüzel kişilerinin sermaye payı bulunan ortaklıkların, özel kanunlarla kurulan ortaklıkların, imtiyazlı ortaklıkların ve sigorta ortaklıkları gibi ortaklıkların TTK’ya ilişkin işlemleri Gümrük ve Ticaret Bakanlığına ait “Ticaret Şirketlerinin Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca Denetlenmesi Hakkında Yönetmelik” hükümlerine göre bakanlık denetim elemanlarınca denetlenmektedir.

Bununla beraber 5018 Sayılı Kanun[27] kapsamında hazırlanan Belediye Performans Programı ve Faaliyet Raporlarında bu şirketlere ait bilgilere de yer verilmektedir. Bu yolla da dolaylı olarak denetimlerinin gerçekleştirildiğini söyleyebiliriz. 5018 sayılı kanunun 41. maddesiyle paralel hazırlanan 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 56. maddesi, Belediye Başkanına faaliyet raporu hazırlama yükümlülüğü getirmektedir. Buna göre Belediye Başkanı “stratejik plân ve performans programına göre yürütülen faaliyetleri, belirlenmiş performans ölçütlerine göre hedef ve gerçekleşme durumu ile meydana gelen sapmaların nedenlerini ve belediye borçlarının durumunu” açıklayan faaliyet raporunu hazırlayacak ve Belediye Meclisi’ne sunacaktır. 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 56. maddesinde Belediye Başkanının hazırlayacağı faaliyet raporunda, “bağlı kuruluş ve işletmeler ile belediye ortaklıklarına ilişkin söz konusu bilgi ve değerlendirmelere” yer verme yükümlülüğü getirilmektedir. Belediye Başkanı sadece belediyenin kaynaklarının etkin ve verimli bir şekilde kullanılmasından değil genel olarak belediye iktisadi teşebbüsü (BİT) olarak ifade edilen bağlı kuruluş, işletme ve ortaklıkların da kaynaklarının etkin ve verimli bir şekilde kullanılmasından Belediye Meclisi’ne karşı sorumlu tutulmaktadır[28]. Ayrıca yapılan düzenlemelerle mahalli idareler üzerinde dış mali denetim yetkisi Sayıştay’a, dış idari denetim yetkisi ise İçişleri Bakanlığına verilmiştir[29].

Görüldüğü üzere, belediye iktisadi teşebbüslerinin özellikle belediye şirketlerinin denetlenmesi noktasında herhangi bir özel müteşebbise ait şirketlere yönelik denetim mekanizmalarından farklı olarak kamusal yönden de denetlenmeleri bu şirketlerin bağımsız hareket etmesini engellemektedir. Bununla birlikte bu şirketlerin, herhangi bir özel şirket gibi özgürce hukuki işlemlerini gerçekleştiremeyeceğinin öngörülmüş olması da diğer özel şirketlerle aynı hukuki statüde olmadıklarını göstermektedir. Dolayısıyla gerek denetim, gerek yapılan iş ve hizmet sunulan kesimle ilgili kamusal yarar amacının ön planda tutulması bu şirketleri diğer özel şirket ve teşebbüslerden ayıran önemli diğer noktalardır.

V- BELEDİYE İKTİSADİ TEŞEBBÜSLERİNDE ÇALIŞAN PERSONELİN HUKUKİ STATÜSÜ

Belediye idaresinin kendine özgü örgüt ve personeli vardır. Zira belediye personeli kural olarak belediye başkanınca atanır. Ancak bu atama işlemlerinin meclisin ilk toplantısında onayına sunulması gerekmektedir. Belediye görevlileri, devlet memuru değildir. Bununla beraber, çalışma şartları, aylık, emeklilik vs. gibi bakımlardan devlet memurları ile aynı statüye tabi tutulmuşlardır[30].

Belediye İktisadi Teşebbüslerinde çalışan personel ise belediye şirketlerince ihtiyaçları doğrultusunda serbest kriterler çerçevesinde işe alınmakta ve bu çerçevede istihdam edilen personel, özlük hakları bakımından 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerine tabi olarak çalışmaktadır. Bu yönüyle Belediyelere ait şirketlerde çalışan tüm personel 4857 sayılı İş Kanununa göre işçi sayılmaktadır. Hal böyleyken belediye iktisadi teşebbüslerinde çalışan personelin, 6772 sayılı yasa kapsamında ilave tediye ücret hakkı olup olmadığı uygulamada tartışmalı olup şimdi bu hususu ayrıntılı bir şekilde inceleyeceğiz.

VI- 6772 SAYILI YASA’YA GÖRE İLAVE TEDİYE ÜCRETİ VE BELEDİYE İKTİSADİ TEŞEBBÜSLERİNİN SORUMLULUĞU

6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı Müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması ve 6452 Sayılı Kanunla 6212 Sayılı Kanunun 2 nci Maddesinin Kaldırılması Hakkında Kanunun[31] 1.maddesinde;

“Umumi, mülhak ve hususi bütçeli dairelerle mütedavil sermayeli müesseseler, sermayesinin yarısından fazlası Devlete ait olan şirket ve kurumlarla belediyeler ve bunlara bağlı teşekküller, 3460 ve 3659 sayılı kanunların şümulüne giren İktisadi Devlet Teşekkülleri ve diğer bilcümle kurum, banka, ortaklık ve müesseselerinde müstahdem olanlardan İş Kanununun şümulüne giren veya girmeyen yerlerde çalışmakta olan ve İş Kanununun muaddel birinci maddesindeki tarife göre işçi vasfında olan kimselere, ücret sistemleri ne olursa olsun, her yıl için birer aylık istihkakları tutarında ilave tediye yapılır.” hükmü bulunmaktadır.

Buna göre;

İşveren kapsamı yönünden Devlete ve ona bağlı olmak üzere,

-Genel,katma ve özel bütçeli daireler,

-Sermayesi değişen kurumlar,

-Sermayesinin yarısından fazlası Devlete ait olan şirket ve kurumlar ve bunlara bağlı kuruluşlar,

-Belediyeler ve belediyelere bağlı kuruluşlar,

-3460 ve 3659 sayılı Kanun kapsamına giren, sermayesinin tamamı devlete ait olan veya bu sermaye ile kurulan iktisadi devlet kuruluşları , 6772 sayılı yasaya göre bünyelerinde çalıştırdıkları işçilerine ilave tediye ücreti ödemek zorundadırlar. Bu yönüyle ilave tediyeden ne anlaşıldığı ve ödeme koşulları üzerinde durulmasında fayda vardır.

a) İlave Tediye Kavramı ve Hukuki Niteliği

İlave tediye, her şeyden evvel bizzat yasaca öngörülmüş bir ödemedir. Sözleşme ile kararlaştırılan bir ödeme değildir. Ayrıca belli bir miktar ve sayı ile sınırlı bir ödemedir. Zira 6772 sayılı yasa anlamında ilave tediye, keyfilik içerisinde serbestçe belirlenen tutarda değil, yasaca öngörülen sayı ve miktarda yapılacak bir ödemedir. Gerçekten de ilave tediyenin sayısı ve tutarı ilgili işçinin çalıştırıldığı kamu işletmeleri ve çalıştığı somut işe göre değişen bir sınırla saptanmıştır. Eğer ilgili işyeri bir maden işletmesi değilse, işçi hangi işte çalışırsa çalışsın, her işçiye her bir yıl için sadece bir kez ve bir aylık hak ediş tutarında ilave tediye  ücreti ödenecektir. Buna karşın ilgili işyeri bir maden işletmesi ise burada çalışan her işçiye, her yıl için her biri bir aylık hak edişini aşmayacak tutarda iki ikramiye ödenmesi zorunludur[32].

İlave tediye ücreti, işçinin kutsal sayılan ücret türlerindendir. Genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutardır[33].Zira Ücret, işçinin iş görme borcu karşısında yer alan ve işverenin iş akdinden doğan temel borcu ve iş sözleşmesinin de temel unsurudur[34].

İkramiye ise, işçinin üzerine düşen borçları ifa etmesinin, işe ya da işyerine katkılarının karşılığı olarak işveren tarafından verilen bir ödüldür[35]. Süzek’e göre[36] işverenin,  işçilere yaptıkları işten duyduğu memnuniyeti veya işçi-işveren bağlılığını belirtmek için ya da bazı özel vesileler nedeniyle verdiği ek bir ödemedir. 6772 sayılı yasada öngörülen ilave tediyeler İş hukuku uygulamasında, ikramiye olarak adlandırılmaktadır[37]. Mevzuatımızda, 6772 sayılı yasa hükümleri dışında yasal olarak işçilere herhangi bir ikramiye ödeme yükümlülüğü bulunmamaktadır.

İlave tediye ücretinde ilgili işçinin bir aylık istihkakının veya en çok bir aylık istihkakının somut miktarı saptanırken hangi ödeme kalemlerinin hesaba katılacağı da önemlidir. 6772 sayılı Kanunun 4.maddesinde buna göre baz alınacak bir aylık istihkakın hesabında “fazla mesai, evlilik, çocuk zamları veya primler, ayni yardımlar, hafta ve genel tatil ücretleri gibi esas ücrete ek ödemeler” dikkate alınmayacağı belirtilmiştir. Bu hükümden anlaşıldığı kadarıyla, ilave tediyeye esas bir aylık hak edişin, ilgili her bir işçinin temel ücreti dikkate alınarak hesaplanacağıdır[38]. Yargıtay’a göre[39] “….aylık olarak ilave tediye alacağının hesaplanmasında, fazla mesai, evlilik, çocuk zamları veya primleri, ayni yardımlar, hafta ve genel tatil ücretleri gibi esas ücrete dahil olan ödemeler dikkate alınmaz. Bu düzenleme sebebiyle ilave tediye alacağının bir ay için 26 gün üzerinden hesaplanması gerekir.” Buna göre, 6772 Sayılı Yasaya göre 1 yıl çalışan işçiye, yılın ilk yarası için 20 günlük çıplak brüt ücreti tutarında, yılın diğer yarısı için ise o döneme ait 26 günlük çıplak brüt ücreti üzerinden hesaplama yapılır. Bir tam yılın dolmadığı dönemler için ise, çalışma süresine orantılı kıstelyevm hesabı ile sonuca gidilir[40].

İlave tediye ödemesi, ilgili işçilere ilke olarak her bir yıl için yapılacağından (ve bu bile sınırlı sayıda olacağından) işçinin yıldan artan hizmet süresi için yıla oranla orantılı bir ilave tediye ödemesinin gündeme gelmeyeceği düşünülebilir. Lakin yasa, ilave tediyenin, ödenme tarihinde işçinin halen çalışıyor veya işten ayrılmış olduğuna bakmaksızın o yıl içindeki hizmetinin toplamı nispetinde ödeneceğinden söz etmektedir. İşte bu hüküm, ilave tediyenin ilgili işçinin her yıl o yılki hizmeti oranında ödeneceğini de anlatır. Yani işçinin hizmeti bir yıl değilse ilave tediyenin hizmet süresinin 1 yıla oranı yapılarak, süre ile orantılı biçimde ödenmesi yoluna gidilmesi gerekir[41]. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda bu duruma ilişkin açık bir düzenleme de bulunmaktadır. Buna göre iş sözleşmesi ikramiyenin verildiği dönemden önce sona ermişse, ikramiyenin çalıştığı süreye yansıyan bölümü ödenir (TBK. md. 405/f.2). Görüldüğü gibi işçi tam yıl çalışmamış ise, ilave tediye o yıl için kıstelyevm esasına göre hesaplanıp ödenecektir. Ayrıca ilave tediye ücreti ilişkin bulunduğu yıla ait hizmet süreleriyle mütenasip şekilde ve en çok 52 günlük ücretleri miktarında hesaplanacak ilave tediye ücreti Bakanlar Kurulunca saptanan tarihlerde ödenmesi gerekmektedir[42]. Örneğin aylık 900 TL ücret alan bir işçinin günlük ücreti 30 TL olduğundan 01.01.2014-30.06.2014 döneminde 26 yevmiye karşılığı 30x26=780 TL, 01.07.2014-31.12.2014 döneminde ise günlük ücreti 35 TL olduğu varsayılırsa, 35x26=910 TL olarak hesaplanacaktır. Şu hususta belirtilmelidir ki, ilave tediye ücreti işçinin son aldığı ücrete göre değil bağlı olduğu dönem ücretine göre hesaplanır.

b) İlave Tediye Ücreti Ödeme Koşulları

6772 Sayılı Kanun 1.madde hükmüne göre ilave tediye ücreti,  bir kamu kuruluşunda gündeme gelebilir. Dolayısıyla özel/kamu ayrımı yapılmaksızın tüm işyerlerinde değil, sadece kamu işyerlerinde ve onlarda da belli koşulları taşıyanlarda söz konusu olacaktır. Gerçekten de Kanun’a göre ilave tediye sadece; “Umumi, mülhak ve hususi bütçeli dairelerle mütedavil sermayeli müesseseler, sermayesinin yarısından fazlası Devlete ait olan şirket ve kurumlarla belediyeler ve bunlara bağlı teşekküller, 3460 ve 3659 sayılı kanunların şümulüne giren İktisadi Devlet Teşekkülleri ve diğer bilcümle kurum, banka, ortaklık ve müesseselerde” uygulanır[43].

İlave tediye ücreti için diğer bir koşul ise, ancak bu yerlerde işçi olarak çalışanlara uygulanmasıdır. 6772 sayılı yasaya göre, niteliğine bakılmaksızın ilgili kamu kuruluşu işyerlerinde çalışan her personele değil, yalnızca “işçi” niteliğinde olan kimselere ilave tediye ücretinin ödeneceği belirtilmiştir. Gerçi yasa bunu belirtirken 1.maddede “İş Kanununun muaddel birinci maddesindeki tarife göre işçi vasfında olan kimselere” deyimi kullanmışsa  da kanunun yürürlüğe girdiği tarihin 1956 yılı olduğu göz önünde bulundurularak ilgili kamu işyerlerinde, işyeri İş Kanunu kapsamında olsun olmasın iş sözleşmesiyle çalışan her işçiye uygulanması gerekmektedir. Dolayısıyla ilgili işyerlerinde iş sözleşmesiyle çalışmayan yani işçi niteliği taşımayan personele (çırak,stajyer,memur, sözleşmeli personele) ilave tediye ücreti ödemesi uygulanmayacaktır[44].

Bu arada uygulamada sıkça karşılaşılan ve mahkemelerce de karıştırılan bir konuya  değinmekte fayda görüyoruz. Şöyle ki; şu an için kamu kesiminde çoğu hizmetler, alt işverenler vasıtasıyla yerine getirilmektedir. Dolayısıyla bir kamu kurumundan ihale veya kanunun öngördüğü başka bir usulle iş alan alt işverenin işçilerine, asıl işveren konumundaki kamu işvereni, 6772 sayılı yasa kapsamında ilave tediye ücreti ödemek zorunda mıdır?

Bu sorunun cevabı için öncelikle açıklığa kavuşturulması gereken husus, kamu kuruluşunda çalışan işçinin gerçekten o kamu kuruluşuna iş sözleşmesiyle bağlı olup olmadığının tespitidir. Yani ilave tediye ücretinin doğması için önemli olan husus işverenin, 6772 sayılı yasa kapsamında sayılan bir işveren olması ve çalıştırdığı kişinin de hukuken kendi işçisi sayılmasıdır. Zira Yargıtay[45] bu konuda isabetli olarak, “Davacının gerçek işvereninin dava dışı alt işveren olduğu, kamu kurumundan iş almış olsa da 6772 sayılı yasanın 1.maddesindeki koşulları taşımayan alt işverenin ilave tediye ödeme yükümünün bulunmadığını” belirtmiştir.

Zira alt işverenler kamu kurumundan iş alsalar da bu kurumlarda kendi işçilerini çalıştırmaları nedeniyle kamu işvereni haline gelmeyecekleri gibi alt işverenin işçileri de kamu işçisi sayılmayacağından kanundan doğan ilave tediye ücreti alamazlar[46].Bu konuda Yargıtay da aynı görüştedir[47].

Burada önemle durulması gereken husus 6772 sayılı yasa kapsamındaki kuruluşlar ile alt işveren arasındaki ilişkinin muvazaaya dayanıp dayanmadığı noktasıdır. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2.maddesinin 7.fıkrasında “Asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz. Aksi halde ve genel olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler” hükmü bulunmaktadır. Buna göre alt işverene verilmesi mümkün olmayan bir işin bırakılması ya da muvazaalı bir ilişki içine girilmesi halinde işçilerin baştan beri asıl işverenin işçileri olarak işlem görecekleri açık bir şekilde belirtilmiştir[48]. Bu açıklamalar doğrultusunda BİT’ler tarafından alt işverenlerle kurulacak gerçek bir asıl-alt işveren ilişkisinin bulunması halinde BİT’lerin, alt işveren işçilerine ilave tediye ücreti ödeme zorunluluğunun bulunmadığı söylenebilir. Fakat BİT’ler ile alt işveren arasında kurulan ilişki muvazaalı bir ilişki ise alt işverenin işçileri baştan beri BİT’lerin işçisi sayılacağından bu işçilere 6772 sayılı yasa gereğince ilave tediye ücreti ödemeleri zorunludur. Sadece ödünç veren veya alt işveren 6772 sayılı yasa kapsamındaki bir kuruluş ise; işçiye karşı alt işverenin sözleşmesel ilave tediye ödeme yükümünden onunla birlikte sorumluluğu gündeme gelebilir[49]. Ayrıca uygulamada belediye şirketlerinin, belediyelere veya başkaca kamu kurumlarına ait ihalelere katılarak bu kamu kurumlarından ihale aldıkları bilinmektedir. Bu durumda da ilgili belediye şirketi, kendisinin alt işveren olduğundan bahisle ihale konusu işte ve işyerinde çalıştırdığı kendi işçilerine, 6772 sayılı yasa kapsamında ilave tediye ödemeyeceğini ileri süremeyecektir.

c) Mevsimlik İşçilerin İlave Tediye Ücret Hakkı

Mevsimlik işler, faaliyetin sadece yılın belirli bir döneminde sürdürüldüğü veya tüm yıl boyunca çalışılmakla birlikte faaliyetin yılın belirli dönemlerinde yoğunlaştığı işyerlerinde yapılan işler olarak tanımlanabilir[50].Mevsim denilince, kavramsal olarak yıl içindeki iklim değişikliklerinin yanı sıra yılın dört bölümünden her birini (ilkbahar, yaz, sonbahar, kış) ifade eder. Bunun yanında yıl içinde bazı atmosfer olaylarının periyodik olarak gerçekleştiği mevsimi, örneğin; “yağmur mevsimi”, bazı ürünlerin toplandığı örneğin “pamuk, buğday, narenciye mevsimi” ve etkinliklerin yapıldığı “tiyatro mevsimi” gibi belirli dönemleri de ifade etmektedir[51].

İş mevzuatımızda mevsim işleri ayrıca düzenlenmemiş, sadece İş Kanununun 29.maddesinin 7. ve 53. maddesinin 3.fıkraları ile Hafta Tatili Hakkında Kanunun 4.maddesinin F bendinde bu tür işlere ilişkin bazı kurallara yer verilmiştir[52].

Mevsimlik işler, işin doğasından kaynaklanan sebeplerle belirli bir süre içermektedir. Ancak bu çalışma şeklinde iş sözleşmelerinin mutlaka belirli süreli yapılması gerekmemektedir. Bir mevsim işinde kurulan iş sözleşmesi belirli süreli olabileceği gibi belirsiz süreli de olabilir. Zira Yargıtay’ın da bu konuyla ilgili verdiği bir kararında belirtildiği gibi; “Çalışmanın sadece yılın belirli bir döneminde sürdürüldüğü veya tüm yıl boyunca çalışılmakla birlikte çalışmanın yılın belirli dönemlerinde yoğunlaştığı işyerlerinde yapılan işler mevsimlik iş olarak tanımlanabilir. Söz konusu dönemler işin niteliğine göre uzun veya kısa olabilir. Her zaman aynı miktarda işçi çalıştırmaya elverişli olmayan ve işyerinde yürütülen faaliyetin niteliğine göre işçilerin her yıl belirli sürelerde yoğun olarak çalıştıkları ve fakat yılın diğer döneminde işçilerin iş sözleşmelerinin ertesi yılın faaliyet dönemi başına kadar ara vermeyi gerektiren işler mevsimlik iş olarak değerlendirilebilir. Mevsimlik iş sözleşmeleri 4857 sayılı İş Kanunu'nun 11. maddesindeki hükümlere uygun olarak, belirli süreli olarak yapılabileceği gibi belirsiz süreli olarak da kurulabilir.”[53]

Mevsimlik işlerde işçi ile işveren arasında belirsiz süreli iş sözleşmesi kurulması durumunda, mevsimin ya da ihtiyacın sona ermesiyle ertesi yılın sezon başına kadar iş sözleşmesi askıya alınır ve tarafların iş görme ve ücret ödeme borcu ertelenir. Gelecek mevsim ya da kampanyanın başlangıcı ile her iki borç tekrar yürürlüğe girer[54].

Belediye iktisadi teşebbüsleri de bünyelerinde, yaptıkları işin niteliğine göre mevsimlik işçi çalıştırabilirler. Örneğin, büyük oranda kış mevsimi boyunca faaliyet gösteren bir BİT, tüm yıl boyunca çalışmakla birlikte faaliyeti sadece yılın kış dönemlerinde yoğunlaşmaktaysa haklı olarak kış dönemini kapsar şekilde mevsimlik işçi çalıştırabilir. Pekâla, bu şekilde mevsimlik işlerde çalışan işçilerin ilave tediye ücret hakkı var mıdır?

6772 sayılı yasanın 1. maddesinde “..İş Kanununun şümulüne giren veya girmeyen yerlerde çalışmakta olan ve İş Kanununun muaddel birinci maddesindeki tarife göre işçi vasfında olan kimselere, ücret sistemleri ne olursa olsun, her yıl için birer aylık istihkakları tutarında ilave tediye yapılır.” hükmü bulunmaktadır. Bu hükme göre, ilave tediye ücretine hak kazanılması için işçinin tam bir yıl çalışılmasının gerektiği şeklinde bir kanı uyanmaktadır. Lakin yukarıda da belirttiğimiz gibi Yargıtay bu konuda bir açıklık getirmiş ve “Bir tam yılın dolmadığı dönemler için ise, çalışma süresine orantılı kıstelyevm hesabı ile sonuca gidileceği” belirtilmiştir[55]. Örneğin işçi o yıl 100 gün çalışmışsa günlüğünün 30 TL olduğunu varsayarsak, hesaplama, 100 x 30 TL x 52 gün (yıllık ilave tediye) / 365 gün = 427,39 TL şeklinde yapılacak ve işçi kıstelyevm hesabına göre 100 gün karşılığı ilave tediye ücretine hak kazanacaktır. Sonuç olarak, Mevsimlik işçiler bakımından çalıştıkları gün süresi baz alınarak ilave tediye ücreti alacağı hesaplanacaktır.

d) Geçici (Ödünç) İş İlişkisinin Bulunması Halinde İlave Tediye Ücret Hakkı

Çağın gerekleri doğrultusunda ortaya çıkan ve 4857 sayılı İş Kanunu’nda yer verilen yeni müesseselerden birisi de geçici (ödünç) iş ilişkileridir. Geçici iş ilişkisi 4857 sayılı İş Kanununun 7.maddesinde düzenlenmiş olup bu madde hükmü doğrultusunda işletmelere esnek istihdam sağlama imkânı verilmiştir[56].

4857 sayılı İş Kanunu’nun öngördüğü geçici iş ilişkisi “ödünç iş ilişkisi” ile ifade edilen deyimin karşılığı olarak ta kullanılmıştır[57].  Geçici iş ilişkisi, bir işverenin kendisine hizmet akdiyle bağlı işçisini, işçinin de rızası ve akdin bu esnada da devamı kaydıyla, iş görme edimini yanında ve yönetimine bağlı biçimde yerine getirmesi amacıyla nispeten kısa-geçici bir süre için bir üçüncü kişiye vermesi şeklinde tanımlanabilir[58]. Bu “kısa süre” ibaresi ise kanun hükmü gereğince en fazla altı ayı geçmeyecek bir süre olmalıdır. Altı aydan fazla bir süre kararlaştırılmış bulunsa bile, ilişkinin geçerliliği altı ayla sınırlı olup bu süreden fazlası bağlayıcı değildir[59].

Ödünç iş ilişkisinin mevcut olabilmesi için, işçinin ödünç veren işverenin işyerinde çalışmayıp belli ve geçici bir süreyle ödünç alan işverenin işyerinde çalışmaya devam etmesi gerekmektedir[60]. Burada işçi iş görme edimini yerine getirirken, ödünç alan işveren de bizzat işin görülmesini talep hakkı açısından kendi hakkını kullanmaktadır. Bunun anlamı ödünç işçinin iş görme borcunu ifa ederken ödünç alan işverenin nam ve hesabına ifa bulunmasıdır. Bu durum, ödünç iş ilişkisinin istisna sözleşmesi de dâhil olmak üzere diğer hukuki ilişkilerden ayrılmasını sağlamaktadır[61]. Burada varılması gereken sonuç, iş görme borcunun aslında ikiye bölünmediği ve işçinin hem ödünç veren hem de ödünç alan işverene karşı iş görme borcunun bulunmadığıdır. Gerçekten de ödünç alan işverenin yanında belli ve geçici bir süreyle ödünç işçinin iş görme edimini yerine getirmesi, aslında ödünç verene karşı iş sözleşmesinden kaynaklanan iş görme edimini yerine getirmesi anlamını taşımaktadır[62].

Eğer işçi, bir başka işverene ait işyerinde çalışmakla birlikte, bu çalışması yine kendi işvereni nam ve hesabına ise geçici iş ilişkisi söz konusu olmayacaktır[63].Örneğin bir fabrikada işçinin hastalanması veya hamile olması, başkaca acil yetiştirilmesi gereken işler için  geçici işçi istihdamı gerekli olabilir. Bunun yanında geçici iş sözleşmesi, tamamen başka işletmelere işçi teminine yönelik profesyonel hizmet veren işverenin taraf olması şeklinde belirlenen ve nispeten iş aracılığı olarak da nitelenecek geçici iş ilişkisinin kurulması yoluyla da oluşabilir[64].  4857 sayılı İş Kanunu’nun 90. maddesinde, İş ve işçi bulmaya aracılık konusu düzenlenmekte ve “İş arayanların elverişli oldukları işlere yerleştirilmeleri ve çeşitli işler için uygun işçiler bulunmasına aracılık görevi, Türkiye İş Kurumu ve bu hususta izin verilen özel istihdam bürolarınca yerine getirilir” hükmüne yer verilmektedir[65]. Bu hizmet görüldüğü gibi kanun hükmü gereği özel istihdam büroları vasıtasıyla da gerçekleştirilebilecektir. Özel istihdam bürolarına, geçici iş ilişkisi kurabilme imkanı tanındığında ise, mesleki anlamda yani profesyonel geçici iş ilişkisi söz konusu olacaktır. Bu durumda, “özel istihdam bürosu” “işçi” ve “geçici iş ilişkisi kurulan işveren”in bulunduğu üçlü bir ilişkiden söz edilecektir[66]. Bu ilişkide, özel istihdam bürosunun işçisi, geçici iş ilişkisi ile başka bir işveren nezdinde çalıştırılacak yani işçi iş görme borcunu geçici işveren denilen bir başka işveren nezdinde çalışarak yerine getirecektir. Geçici iş ilişkisi kurabilecek özel istihdam büroları işçi ile iş sözleşmesi, işçi verdikleri işveren ile işçi temini sözleşmesi yapmaktadırlar. Burada hukuki açıdan işçinin işvereni, özel istihdam bürosu olacaktır[67].

Bu anlatılanlar doğrultusunda şimdi, BİT’lerin bünyesinde çalıştırdıkları kendi işçilerini başka bir işverene geçici (ödünç) iş ilişkisiyle vermesi veya kendilerinin başka bir işverene ait işçiyi geçici iş sözleşmesiyle kendi bünyelerinde çalıştırmaları halinde geçici iş sözleşmesiyle çalıştırılan bu işçilere 6772 sayılı yasa gereğince ilave tediye ücreti ödenip ödenmeyeceği hususunu inceleyelim.

Öncelikle 6772 sayılı yasa kapsamına dahil olan BİT’ler, çalıştırdıkları işçileri geçici iş ilişkisiyle kamu veya özel sektörde başkaca bir işverene verdiği takdirde bu işçiler hukuken kendi işçisi olduğundan ve sadece geçici bir süre için başkaca işverene verildiklerinden 6772 sayılı yasaya göre ilave tediye ücreti ödenmesi zorunludur. Burada önemli olan BİT’lerin 6772 sayılı yasa kapsamında olan bir işveren olmaları ve çalıştırdıkları işçilerin de hukuken kendi işçileri niteliği taşımasıdır. Burada değinilmesi gereken bir diğer husus, geçerli bir ödünçle, işçisini ödünç veren BİT ile ödünç alan işveren arasında işçinin ilave tediye ücreti konusunda birlikte sorumlu olmalarıdır. Çünkü 4857 sayılı İş Kanunu 7.maddesi 3.fıkrası “Geçici iş ilişkisi kurulan işveren, işçinin kendisinde çalıştığı sürede ödenmeyen ücretinden, işçiyi gözetme borcundan ve sosyal sigorta primlerinden işveren ile birlikte sorumludur. hükmü gereğince ödünç alan işveren, ödünç veren işverenin söz konusu işçiye ödemediği ilave tediye ücretinden ödünç veren işveren ile birlikte işçiye karşı sorumlu olacaktır.

Ödünç iş ilişkisinin muvazaalı olduğu (yani aslında BİT’ler tarafından kendilerine gerçek işçi almalarına rağmen dışarıya karşı ödünç görüntüsüyle yansıtıldığı) hallerde de işçi, sözde ödünç alan BİT’in işçisi sayılmalıdır. Dolayısıyla bu işçiye, BİT bünyesinde işçiliğinin başladığı tarihten itibaren hizmet süresine göre ilave tediye ücreti ödenmesi gerekmektedir[68].

Bunun yanında, 6772 sayılı yasa kapsamındaki kuruluşlardan olan BİT’ler, başkaca bir işverenden geçici iş ilişkisiyle işçi almaları halinde ise kendi işçileri niteliği taşımayan bu işçilere karşı doğrudan ilave tediye ücreti ödeme yükümü altında değillerdir.

VII- BELEDİYE ŞİRKETLERİNİN 6772 SAYILI YASAYA GÖRE İLAVE TEDİYE ÜCRETİ ÖDEME ZORUNLULUĞU

Yukarıda ayrıntısıyla açıkladığımız üzere, belediye şirketleri, (Örneğin; İMAR A.Ş, SPOR A.Ş.)  Belediye İktisadi Teşebbüsleri kavramına dahil olan görünüşte özel fakat işleyiş denetim ve hukuki bağlılıkları yönünden kamusal niteliği ağır basan ve belediyelere bağlı kuruluşlardır. 6772 sayılı yasanın 1.maddesinde “Umumi, mülhak ve hususi bütçeli dairelerle mütedavil sermayeli müesseseler, sermayesinin yarısından fazlası Devlete ait olan şirket ve kurumlarla belediyeler ve bunlara bağlı teşekküller, 3460 ve 3659 sayılı kanunların şümulüne giren İktisadi Devlet Teşekkülleri ve diğer bilcümle kurum, banka, ortaklık ve müesseselerinde müstahdem olanlardan İş Kanununun şümulüne giren veya girmiyen yerlerde çalışmakta olan ve İş Kanununun muaddel birinci maddesindeki tarife göre işçi vasfında olan kimselere, ücret sistemleri ne olursa olsun, her yıl için birer aylık istihkakları tutarında ilave tediye yapılır” hükmünde belediyeler ve bunlara bağlı teşekküller kavramıyla belediye şirketlerinin de bu yasa kapsamına girdiği açıkça belirtilmektedir.

Teşekkül, kelime manası olarak, kurulma, kuruluş anlamlarına gelmektedir[69]. Buna göre yasada geçen kelimeyi belediyeye bağlı kuruluşlar olarak algılamalıyız. Zira Yargıtay ilke kararlarında, kanunda belirtilen kurumlarca, sermayesinin yarısından fazlasına iştirak suretiyle kurulan kuruluşlar ve bunların aynı nispette iştirakleriyle vücut bulan kurumlar, ticaret ve sanayi odaları ve borsalar veya satın alınıp belediyelere bağlanan müesseselerin de bu kanun kapsamında olduğu belirtilmiştir[70].

Hal böyleyken ortakları genel olarak belediyelerden oluşan belediye şirketleri, gerek belediye iktisadi teşebbüslerinden sayılmaları gerekse 6772 sayılı kanunda açıkça belediyelere bağlı kuruluşlar adı altında zikredilmeleri nedeniyle bünyesinde bulunan ve kendilerine bir iş sözleşmesiyle bağlı olan işçilerine ilave tediye ücreti ödemek zorundadırlar.

Yargıtay’ın[71] aksi yönde verdiği kararlarına bu manada katılmak mümkün değildir. Zira ilgili kararlarda yüksek mahkeme, “Somut olayda davalı şirketin özel hukuk tüzelkişiliğine sahip bir sermaye şirketi olduğunu, ilave tediyeden yararlanabilmek için işverenin kamu işvereni olması gerektiğini, bu şirketin ortakları arasında Belediyenin bulunmasının özel hukuk tüzelkişiliğini ve kar amaçlı ticari özelliğini ortadan kaldırmayacağını” belirtmiştir. Yukarıda açıkladığımız üzere belediye şirketleri, herhangi bir özel müteşebbise ait özel hukuk tüzelkişileri değildirler. Zira belediye şirketlerinde gerek ortaklık yapısı gerekse tabi oldukları rejim bakımından kamu hukukunun daha egemen olduğu bir yapı mevcuttur. Hal böyleyken de sadece adlarının sonunda bulunan anonim şirket, limited şirket gibi ticari unvanlara sahip olmaları ve kamu hizmeti yanında ticari bir kazanç gayesi de gütmeleri diğer özel hukuk tüzelkişileri ile aynı kefeye konulmalarını sağlamayacaktır. Aksi düşünce, belediyelere, kendi bünyelerinde hiçbir surette işçi istihdam etmemelerinin yolunu açacaktır. Zira, belediyeler tarafından bünyelerinde işçi istihdam edilmesi halinde 6772 sayılı yasa gereğince ilave tediye ücreti ödemeleri gerekeceğinden tüm işçi ihtiyaçlarını bu ilave tediye ücretini ödememek adına kuracakları bu şirketler vasıtasıyla karşılamalarına ve akabinde 6772 sayılı yasa ile getirilen ilave tediye ücret ödeme zorunluluğundan da kurtulmalarına sebebiyet verecektir. Bu durum da ise maddi hakları bakımından zarar gören yine işçiler olacaktır. Belediye şirketlerinde çalışan işçilerin 6772 sayılı yasaya göre ilave tediye ücret hakkı olmasına rağmen, Yargıtay’ın yukarıda anılan aksi yöndeki kararları dayanak alınırsa, buralarda çalışan işçilerin bu haktan tamamen yoksun kalacakları gibi yasa koyucunun iradesi de hiçe sayılmış olacaktır. Bu sebeple, belediye şirketlerinin,  kendi bünyesinde iş sözleşmeleri ile çalıştırdıkları işçilere 6772 sayılı yasa gereğince ilave tediye ücreti ödemesi yasal bir zorunluluktur. Ayrıca bu şirketlerin kendi işçilerine yasa gereği ilave tediye ücreti ödemesi gerektiğinden belediyelerde veya başkaca kamu kurumlarında alt işveren olarak çalışmaları halinde dahi sadece alt işveren olduklarından bahisle işçilerine karşı bu ödemeyi yapmayacaklarını iddia edemeyeceklerdir.

 

SONUÇ

Belediyeler, hızlı şehirleşme ve nüfus artışlarıyla birlikte artan görevlerini yerine getirmeye çalışırken klasik belediye kurumları ve örgütlenmeleri yetersiz kalmıştır. Bu durum, halka daha iyi hizmet sunma baskısı altında bulunan belediyeleri halkın talep ve beklentilerine göre daha verimli olacak arayışlara yöneltmiş olup, yerel hizmet sunumunda çok çeşitli alternatif yöntemlerin geliştirilmesi ve uygulamaya geçirilmesi sonucunu beraberinde getirmiştir.

Bunun sonucu olarak  dayanağını Belediye Kanunu ve Büyükşehir Belediye Kanundan alan belediyeye bağlı veya belediye dışında fakat belediye örgütü ile organik bağı olan teşebbüsler gündeme gelmiştir. Bu teşebbüsler, kimi yerel hizmetlerin yürütülmesi amacıyla belediyeler tarafından kurulan ya da ortak olunan, tüzel kişiliklerdir. Söz konusu teşebbüslerin sayısı, niteliği ve büyüklüğü genel olarak belediyelerin büyüklüğü ile doğru orantılıdır. Çeşitli hizmetler için (içme suyu, taşıma, yapım işleri, temizlik işleri, spor hizmetleri vb.) oluşturulan bu yapılar, küçük il, ilçe ve belde belediyelerinde doğrudan belediye bünyesi içinde yer almakta ve belediye bütçesine dahil olmakta iken daha büyük belediyelerde söz konusu teşebbüsler, ayrı bütçeli yapılar seklinde kendini göstermektedir. Belediye şirketleri içinde de en yaygın olanları ise Anonim Şirketlerdir[72].

            Belediye İktisadi Teşebbüsleri(BİT), sermaye yapıları bakımından kamusal sermayeye sahip teşebbüslerdir. Görünüşte özel hukuk hükümlerine ve Ticaret Kanunu hükümlerine tabi olmalarına rağmen belediyeler gibi kamusal denetimlere tabi kuruluşlardır. Bu yönüyle de herhangi bir özel hukuk tüzelkişisinden ayrılmaktadırlar.

            Belediye İktisadi Teşebbüslerinin, özellikle belediyelere bağlı şirketlerin, istihdam ettiği personeli, belediyeler bünyesine alınan personel alım prosedürlerinden çok daha kolay ve serbest bir biçimde işe aldıkları ve burada çalışan personelin 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerine tabi oldukları görülmektedir.

Çalışmamızdan açıkça anlaşılacağı üzere, belediye iktisadi teşebbüslerinde, özellikle belediye şirketlerinde çalışan işçiler, herhangi bir özel müteşebbise ait özel hukuk tüzelkişiliğinde çalışmadıklarından, 6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı Müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması ve 6452 Sayılı Kanunla 6212 Sayılı Kanunun 2 nci Maddesinin Kaldırılması Hakkında Kanun hükmü gereğince ilave tediye ücretine hak kazanmaktadırlar.

Hal böyleyken uygulamada belediye iktisadi teşebbüslerinde özellikle belediye şirketlerinde çalışan işçilere, herhangi bir fabrika veya özel işyerinde çalışan işçi muamelesi yapıldığı, dolayısıyla işçilerin 6772 sayılı yasa hükmü gereği ilave tediye ücret alacağından mahrum bırakıldığı üzülerek gözlenmektedir. Oysa, Yargıtay[73] tarafından da belirtildiği üzere, kapsam bakımından, Devlet tarafından yasa ve yasanın verdiği yetki veya idari işlemle kurulan ve kamusal yetki ve ayrıcalıklardan yararlanan kamu tüzelkişilikleri ve bunlara bağlı kuruluşlarda iş sözleşmesi ile çalışan işçilere 6772 sayılı yasa gereğince ilave tediye ücreti ödenmesi gerekmektedir. Tüm bu anlatılanlar doğrultusunda, Belediye İktisadi Teşebbüslerinde özellikle yaygınlığı dolayısıyla belediye şirketlerinde çalışan işçilerin hepsine, 6772 sayılı Kanun gereğince ilave tediye ücreti ödenmesi yasal bir zorunluluktur.

 

 

KAYNAKÇA

AKI Erol                   : “Mevsimlik İşlerde Çalışma Sorunları”, Prof. Dr. Turhan Esener’e Armağan, İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku Türk Milli Komitesi, Ankara 2000

AKYİĞİT, Ercan     : “İlave Tediye ve Sosyal Sigorta Primi Kesilmesi”, Legal İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku Dergisi, Sayı:30 İstanbul 2011.

AKYİĞİT, Ercan     : Açıklamalı ve İçtihatlı İş Kanunu Şerhi, 2.Baskı, 2.Cilt,

        Ankara 2006.

ARSLANOĞLU, Mehmet Anıl  : İş Kanununda Esneklik Temelli Üçlü

                      Sözleşmesel İlişkiler, İstanbul 2005

AYDINLI, İbrahim  : Türk İş Hukukunda Alt İşveren İlişkisi ve Muvazaa Sorunu, 3.Baskı, Ankara 2013

 

BERK, Ahmet          :“Yerel Hizmet Sunumu ve Belediye İktisadi Teşebbüsleri”

                                   Sayıştay Dergisi, Sayı 49, Nisan-Haziran 2003.

BOZLAĞAN, Recep           : “Belediye İktisadi Teşebbüsleri ve Özelleştirme Çalışmaları”,

                                   Yerel Yönetimler Sempozyumu-TODAİE, Ankara 2002.

CANİKLİOĞLU, Nurşen : “Geçici(Ödünç) İş İlişkisinin Tarafları Açısından Hukuki

Sonuçları”, Legal Vefa Toplantıları (II) - Prof. Dr. Nuri Çelik’e Saygı - Türk İş Hukukunda Üçlü İlişkiler, İstanbul 2008

ÇELİK, Nuri                        : İş Hukuku Dersleri, 26.Bası, İstanbul 2013

DEMİR, Emine         : Belediye İktisadi Teşebbüsleri ve Mali Denetimleri, Yayınlanmamış  Yüksek Lisans Tezi İstanbul 2005.

EKMEKÇİ, Ömer    :“Geçici İş İlişkisinin Kurulması ve Sona Ermesi”, Legal Vefa Toplantıları II, Prof.Dr.Nuri Çelik’e Saygı, Türk İş Hukukunda Üçlü İlişkiler, İstanbul 2008

ERYILMAZ, Bilal   : Kamu Yönetimi, İzmir 2009.

GÖZLER, Kemal     : İdare Hukuku, 2.Baskı, Bursa 2009.

GÖZÜBÜYÜK, A.Şeref/

TAN, Turgut                : İdare Hukuku, 2.Baskı, Cilt 1,Ankara 2001.

GÜNAY, Cevdet İlhan: İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku, 2.Baskı, Ankara 2010.

GÜNAY, Cevdet İlhan: İş Hukuku, 5.Baskı, Ankara 2013.

GÜNDAY, Metin          : İdare Hukuku, 4.Baskı, Ankara 1999.

İNCİROĞLU, Lütfi      : Çalışma Hayatında Esnek Çalışma Uygulamaları, İstanbul 2013

KAR, Bektaş                  : “Mevsimlik İş”, Sicil İş Hukuku Dergisi, Sayı:4 Yıl:1 Aralık 2006

KARABİLGİN, Ahmet : "Yerel Yönetimlerin Ekonomik Girişimleri" Çağdaş Yerel

                                       Yönetimler, Cilt. l. Sayı. l,Ocak 1992.

KARAOĞLU, Emin            : “Belediye İktisadi Teşebbüsleri”, Belediye Dünyası Dergisi, Sayı : I,   Nisan 2000.

KILIÇOĞLU, Mustafa/

ŞENOCAK, Kemal  : İş Kanunu Şerhi, İstanbul 2013.

MEŞE, Mustafa        : “Belediye Şirketleri Üzerine Bir Değerlendirme”, Say-Der Dış Denetim Dergisi, Sayı 4, Nisan 2011.

MOLLAMAHMUTOĞLU, Hamdi/

ASTARLI, Muhittin            : İş Hukuku, 4.Bası, Ankara 2011

NARMANLIOĞLU, Ünal   : “İşverenin Emir ve Talimat Verme Yetkisinin Geçici Süre ile Sınırlı Olarak Başkasına Devredilmesi (Ödünç “Geçici” İş İlişkisi)”,Sicil Dergi, Sayı: 23, Eylül 2011

OCAK, Uğur                        : 4857 Sayılı İş Kanununa Göre 9.Hukuk Dairesinin Emsal İçtihatlarıyla

                    İşçilik Alacakları, 2.Baskı, Ankara 2013

ODAMAN, Serkan  : Türk ve Fransız İş Hukukunda Ödünç İş İlişkisi, İstanbul 2007

 

ÖZDEMİR, Ersin     : “Kamu Kurumlarının Yarısından Fazlasına Sahip Oldukları Şirketlerin Kamu İhale Kanunu Karşısındaki Durumları”, Mali Hukuk Dergisi, Sayı 129, Mayıs-Haziran 2007.

ÖZDEMİR, Gürbüz : “Belediye İktisadi Teşebbüsleri’nin Kuruluş Amacı, Hukuki Dayanakları ve Güncel Durum”, Selçuk Üniversitesi Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Dergisi, Sayı 21, Konya 2011.

SÜZEK, Sarper        :İş Hukuku, 9.Baskı, İstanbul 2013.

ŞEN, Murat               : “Özel İstihdam Büroları Aracılığıyla Kurulan Geçici İş İlişkisi”, Melikşah Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 3, Sayı:1,Kayseri 2014

TORTOP, Nuri/

AYKAÇ, Burhan/

YAYMAN, Hüseyin/

ÖZER, Akif              : Mahalli İdareler, Ankara 2006.

YETER, Enis            :“Belediyelerin  İktisadi ve Ticari Teşebbüsleri”, Türk İdare Dergisi, Yıl: 65, Sayı 400, Eylül 1993.

YÜZER, Ferit           : Belediye İktisadi Teşebbüslerinin Denetiminin Hizmet Etkinliği Yönünden Değerlendirilmesi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İzmir 2010.

Çalışma ve Toplum Ekonomi ve Hukuk Dergisi, Yıl: 2012/4, Sayı 35.

Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı.

www.tdk.gov.tr., Erişim Tarihi: 19.02.2015.

www.kayseri.bel.tr , Erişim Tarihi: 19.02.2015.

 

[1] Berk, Ahmet, “Yerel Hizmet Sunumu ve Belediye İktisadi Teşebbüsleri”,Sayıştay Dergisi, Sayı 49, Nisan-Haziran 2003, s.47.

[2] Berk, s.47; Meşe, Mustafa, “Belediye Şirketleri Üzerine Bir Değerlendirme”, Say-Der Dış Denetim Dergisi, Sayı 4, Nisan 2011, s.203.

[3] 1982 Anayasası’nın 127.maddesine göre, “ Mahalli idareler; il, belediye veya köy halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları, gene kanunda gösterilen, seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzelkişileridir.”

[4] Eryılmaz, Bilal, Kamu Yönetimi, İzmir 2009, s.131.

[5] Belediye İktisadi Teşebbüsleri terimi çalışmamızda “BİT” şeklinde kısaltılarak kullanılacaktır.

[6] Özdemir, Gürbüz, “Belediye İktisadi Teşebbüsleri’nin Kuruluş Amacı, Hukuki Dayanakları ve Güncel Durum”, Selçuk Üniversitesi Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Dergisi, Sayı 21, Konya 2011, s.61.

[7] Tortop, Nuri/Aykaç, Burhan/Yayman, Hüseyin/ Özer,Akif, Mahalli İdareler, Ankara 2006, s.150.

[8] Gözler, Kemal, İdare Hukuku, 2.Baskı, Bursa 2009, s.415; Günday, Metin, İdare Hukuku, 4.Baskı, Ankara 1999, s.325.

[9] Özdemir, s.61.

[10] (R.G. T., 03.07.2005, S.25874).

[11](R.G. T., 10.07.2004, S.25531).

[12] Berk, s.52; Gözler,s.593; Gözübüyük, A.Şeref/Tan,Turgut, İdare Hukuku, 2.baskı,Ankara 2001,Cilt 1, s.297.

[13] Özdemir,s.62.

[14] Bozlağan, Recep, “Belediye İktisadi Teşebbüsleri ve Özelleştirme Çalışmaları”, Yerel Yönetimler Sempozyumu-TODAİE, Ankara 2002, s.2.

[15] Gözler, s.593; Gözübüyük/Tan, s.297.

[16] (R.G. T.,01.07.2012, S.27846).

[17] Meşe, s.205; Aynı yönde bkz. Karaoğlu, Emin, “Belediye İktisadi Teşebbüsleri”, Belediye Dünyası Dergisi, sayı : I, Nisan 2000, s.7.

[18] Karabilgin, Ahmet, "Yerel Yönetimlerin Ekonomik Girişimleri" Çağdaş Yerel Yönetimler, Cilt. l. Sayı. l,Ocak 1992.s.21-22.

[19] (R.G. T.,13.07.2005, S.25874).

[20] Yeter, Enis “Belediyelerin İktisadi ve Ticari Teşebbüsleri”, Türk İdare Dergisi, Yıl: 65, Sayı 400, Eylül 1993, s. 85.

[21] Demir, Emine, Belediye İktisadi Teşebbüsleri ve Mali Denetimleri, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi İstanbul 2005, s.229-230.

[22] Özdemir, s.72.

[23] Yarg.22.HD., 12.11.2013 T., 2012/27453 E., 2013/24152 K. (Karar Yayınlanmamıştır.)

[24] www.kayseri.bel.tr , Erişim Tarihi: 19.02.2015.

[25] Özdemir, Ersin, “Kamu Kurumlarının Yarısından Fazlasına Sahip Oldukları Şirketlerin Kamu İhale Kanunu Karşısındaki Durumları”, Mali Hukuk Dergisi, Sayı 129, Mayıs-Haziran 2007, s. 40.

[26] (R.G.27.11.1994 T., 22124 S.).

[27] (R.G.24.12.2003 T., 25326 S.).

[28] Yüzer, Ferit, Belediye İktisadi Teşebbüslerinin Denetiminin Hizmet Etkinliği Yönünden Değerlendirilmesi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İzmir 2010, s.131.

[29] Yüzer,s.134.

[30] Günday, s.337; Aynı yönde bkz. Tortop/Aykaç/Yayman/Özer, s.171.

[31] (R.G.11.07.1956 T., 9355 S.).

[32] Akyiğit, Ercan, “İlave Tediye ve Sosyal Sigorta Primi Kesilmesi”, Legal İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku Dergisi, Sayı:30, İstanbul 2011, s.552.

[33] Günay, Cevdet İlhan, İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku, 2.Baskı, Ankara 2010,s.206.

[34] Akyiğit, Ercan, Açıklamalı ve İçtihatlı İş Kanunu Şerhi, 2.Baskı, 2.Cilt, Ankara 2006, s.1308; Çelik, Nuri    İş Hukuku Dersleri, 26.Bası, İstanbul 2013, s.150; Süzek, Sarper, İş Hukuku, 9.Baskı, İstanbul 2013, s.364; Kılıçoğlu, Mustafa/Şenocak, Kemal, İş Kanunu Şerhi, İstanbul 2013, s.723; Mollamahmutoğlu, Hamdi/Astarlı, Muhittin, İş Hukuku, 4.Bası, Ankara 2011, s.297.

[35] Günay, Cevdet İlhan, İş Hukuku, 5.Baskı, Ankara 2013,s.400; Mollamahmutoğlu/Astarlı, s.550.

[36] Süzek,s.369.

[37] Günay, İş Hukuku, s.402.; Aynı doğrultuda bkz. Süzek, s.370; Ayrıca ilave tediye ücretinin “ücret eki” niteliğinde olduğuna ilişkin görüş için bkz. Mollamahmutoğlu/Astarlı, s.552.

[38] Akyiğit, s.554; Mollamahmutoğlu/Astarlı, s.551.

[39] Yarg.9.HD.,10.11.2011 T., 2011/45404 E., 2011/36152 K., Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı.

[40] Yarg.7.HD.,16.06.2014 T., 2014/8222 E., 2014/13487 K., Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı.

[41] Akyiğit, s.556; Mollamahmutoğlu/Astarlı, s.552.

[42] Ocak, Uğur, 4857 Sayılı İş Kanununa Göre 9.Hukuk Dairesinin Emsal İçtihatlarıyla İşçilik Alacakları, 2.Baskı, Ankara 2013, s.1275.

[43] Akyiğit, s.557.

[44] Akyiğit, s.558.

[45] Yarg.9.HD.,14.06.2012 T., 2010/11863 E., 2012/23067 K.; Yarg.9.HD. 20.12.2011 T., 2011/46726 E., 2011/48764 K., Ocak,s.1279-1280.

[46] Aydınlı, İbrahim, Türk İş Hukukunda Alt İşveren İlişkisi ve Muvazaa Sorunu, 3.Baskı, Ankara 2013,s.227.

[47] Yarg.7.HD.,26.06.2014 T., 2014/10111 E., 2014/14566 K., Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı

[48] Aynı yönde bkz. Yarg.22.HD.31.01.2013 T., 2012/29380 E., 2013/1496 K., Aydınlı, s.678

[49] Akyiğit, s.559; Aynı yönde ferdi işçilik alacakları bakımından bkz. Aydınlı, s.227, Yazara göre: “Özellikle alt işverenle işçisi arasında mevcut sözleşme ve eklerinde düzenlenmemiş veya olmayan bir işçilik hakkını alt işveren işçisi müteselsil sorumluluğuna dayanarak asıl işverenden isteyemez. Yani asıl işverenin müteselsil sorumluluğu ona alt işverenin sorumluluğunun üzerinde bir sorumluluk yükleme anlamına gelmez.”

[50] Süzek,s.260; Mollamahmutoğlu/Astarlı, s.1153.

[51] Akı Erol, “Mevsimlik İşlerde Çalışma Sorunları”, Prof. Dr. Turhan Esener’e Armağan, İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku Türk Milli Komitesi, Ankara 2000, s. 250; Kar, Bektaş, “Mevsimlik İş”, Sicil İş Hukuku Dergisi, Sayı:4 Yıl:1 Aralık 2006, s. 70; Süzek, s.261.

[52] Süzek,s.261.

[53] Yarg.22.HD., 30.06.2014 T.,2013/11909 E.,2014/19789 K., Sinerji Mevzuat Ve İçtihat Programı.

[54] Akı, s.254; Kar,s.74; Mollamahmutoğlu/Astarlı, s.1153; Süzek,s.261.

[55] İlgili Yargıtay kararı için bkz. s.12, dipnot 37.

[56] 4857 sayılı İş Kanunu Madde 7: “İşveren, devir sırasında yazılı rızasını almak suretiyle bir işçiyi; holding bünyesi içinde veya aynı şirketler topluluğuna bağlı başka bir işyerinde veya yapmakta olduğu işe benzer işlerde çalıştırılması koşuluyla başka bir işverene iş görme edimini yerine getirmek üzere geçici olarak devrettiğinde geçici iş ilişkisi gerçekleşmiş olur. Bu halde iş sözleşmesi devam etmekle beraber, işçi bu sözleşmeye göre üstlendiği işin görülmesini, iş sözleşmesine geçici iş ilişkisi kurulan işverene karşı yerine getirmekle yükümlü olur. Geçici iş ilişkisi kurulan işveren işçiye talimat verme hakkına sahiptir.”

 

[57] İnciroğlu, Lütfi, Çalışma Hayatında Esnek Çalışma Uygulamaları, İstanbul 2013,s.29; Çelik, s.110.

[58] Akyiğit, İş Kanunu Şerhi, s.340; Çelik, s.112; Ekmekçi, Ömer, “Geçici İş İlişkisinin Kurulması ve Sona Ermesi”, Legal Vefa Toplantıları II, Prof.Dr.Nuri Çelik’e Saygı, Türk İş Hukukunda Üçlü İlişkiler, İstanbul 2008,s.101

[59] Narmanlıoğlu, Ünal, “İşverenin Emir ve Talimat Verme Yetkisinin Geçici Süre ile Sınırlı Olarak Başkasına Devredilmesi (Ödünç “Geçici” İş İlişkisi)”,Sicil Dergi, Sayı: 23, Eylül 2011, s.18.

[60] Odaman, Serkan, Türk ve Fransız İş Hukukunda Ödünç İş İlişkisi, İstanbul 2007, s.23.

[61] Caniklioğlu, Nurşen, “Geçici(Ödünç) İş İlişkisinin Tarafları Açısından Hukuki Sonuçları”, Legal Vefa Toplantıları (II) - Prof. Dr. Nuri Çelik’e Saygı - Türk İş Hukukunda Üçlü İlişkiler, İstanbul 2008 , s.130.

[62] Odaman,s.102.

[63] Ekmekçi, s.101

[64] Arslanoğlu, Mehmet Anıl, İş Kanununda Esneklik Temelli Üçlü Sözleşmesel İlişkiler, İstanbul 2005,s.57.

[65] Çelik, s.115.

[66] Aksi yönde görüş için bkz. Mollamahmutoğlu/Astarlı, s.500.

[67] Şen, Murat, “Özel İstihdam Büroları Aracılığıyla Kurulan Geçici İş İlişkisi, Melikşah Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 3, Sayı:1, Kayseri 2014.

[68] Akyiğit, s.559.

[69] Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlük, www.tdk.gov.tr., Erişim Tarihi: 19.02.2015.

[70] Ocak, s.1273.

[71] Yarg. 9.HD.,21.01.2009 T. 2007/34591 E., 2009/604 K.; Yarg. 9.HD., 20.09.2007 T., 2007/1156 E., 2007/27576 K., Ocak, s.1277.

[72] Demir, s.284.

[73] Yarg.9.HD., 23.01.2012 T., 2011/53277 E., 2012/1089 K., Çalışma ve Toplum Ekonomi ve Hukuk Dergisi, 2012/4, Sayı 35, s.361.

Avukat Süleyman TOPAK