1. Makaleler
  2. Yargı Kararları
  3. Sorular ve Cevaplar

İFLASIN ERTELENMESİNİN DAVA VE İCRA TAKİPLERİNE ETKİSİ


                  İFLASIN ERTELENMESİNİN DAVA VE İCRA TAKİPLERİNE ETKİSİ

    THE EFFECT OF POSTPONEMENT OF BANKRUPTCY ON LITIGATION AND  ENFORCEMENT PROCEEDINGS
                                                                                                             Av.Süleyman TOPAK*

            ÖZ : 
               İflas erteleme, sermaye şirketleri ve kooperatiflerin bozulan mali yapılarının düzeltilmesi bakımından hayati öneme sahip bir süreçtir. Bu bakımdan bu sürecin iyi değerlendirilmesi ve bu süreç zarfındaki hakların bilinmesi önemlidir. Bu çalışmada iflasın ertelenmesi kararı verilmesi halinde bu kararın tüm dava ve icra takipleri üzerindeki etkileri Yargıtay kararları ve doktrin görüşleri çerçevesinde değerlendirilecektir.
               ANAHTAR KELİMELER :
               İflasın Ertelenmesi, İflasın Ertelenmesinin Davalara Etkisi, İflasın Ertelenmesinin İcra Takiplerine Etkisi
        ABSTRACT :
               Postponement of Bankruptcy is a process with vital importance in terms of correcting the distorted financial structures of capital companies and cooperatives. In this respect it is important that this process is well evaluated and that the rights within this process are known. In the event of a postponement of bankruptcy in this study, the effect of this judgment on all cases and proceedings shall be considered within the framework of the Supreme Court decisions and doctrinal opinions.
       KEYWORDS :
               Postponement of Bankruptcy. Effects of Postponement Bankruptcy on Litigation, Effects of Postponement Bankruptcy on Enforcement Proceedings.
               
______________________

*Kayseri Barosu, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı Doktora , e-mail : info@suleymantopak.av.tr

 

              GİRİŞ

   Türk Ticaret Kanunun 377. maddesinde ve İİK 179- 179/a ve 179/b maddelerinde düzenlenen iflasın ertelenmesi, borca batık durumda bulunan sermaye şirketlerinin veya kooperatiflerin, mahkemeye sundukları inandırıcı nitelikteki iyileştirme projesi çerçevesinde, mahkeme tarafından atanacak bir kayyım gözetiminde ve belli bir süre içerisinde, mali durumlarının düzeltilerek iflastan kurtulmalarını amaçlayan hukuki bir müessesedir.

İflasın ertelenmesi kararının en önemli sonucu, iflasının ertelenmesine karar verilmesi ile iflasa yönelik hüküm ve bu hükümlerin etkilerinin geçici bir süre için bekleme dönemine bir başka söyleyişle bir çeşit durağan döneme girmesidir. Bu dönem zarfında iflas erteleme kararının İİK 179/b maddesinde icra takiplerine ilişkin etkileri açık bir şekilde belirtilmiştir. Bunun yanında iflas erteleme kararının davalara etkisinin ne olacağı ise kanunda açıkça düzenlenmemekle birlikte uygulamada çıkan sorunlar bakımından bu konunun incelenmesi önem arz etmektedir.

Bu çalışmamızda iflas erteleme kararının icra takiplerine, nitelik arz eden icra takip işlemlerine ve davalara olan etkilerini uygulamadaki sorunları ve Yargıtay kararlarını da dikkate alarak detaylı bir şekilde inceleyeceğiz.

 

                   1.İCRA TAKİPLERİNE ETKİSİ

 

  1. TAKİPLERİN DURMASI

 

İflasın ertelenmesinin en önemli etkilerinin başında icra takiplerinin durması hali gelmektedir. Takiplerin durması İİK m. 179/b' de düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, iflasın ertelenmesi kararı ile birlikte amme alacakları da dahil olmak üzere borçluya karşı yeni takip yapılamayacağı gibi, başlamış olan takipler de olduğu yerde duracaktır[1]. Bu düzenlemenin yerinde olduğu bir gerçektir. Zira İflasın ertelenmesinin başarılı olması ve anlam kazanması dolayısıyla iflas ertelemesinden beklenen yararın gerçekleşmesi tüm takiplerin durmasına bağlıdır[2].

Kanun koyucu tarafından İİK m. 179’da adi alacakların yanı sıra kamu alacaklarına ilişkin olarak da adi takip konusu olan alacağın özel hukuk veya kamu hukuku alacağı niteliğinde olup olmamasına bakılmaksızın “tatil etkisi” prensibinin benimsenmesi, iflasın   ertelenmesi   kurumunun    amacına    uygun    bir düzenleme olmaktadır[3]. Bu düzenleme ile, iflası ertelenen borçlu şirket veya kooperatifin mali durumunu düzeltmesi amaçlandığından öncelikli alacak konumunda olan devlet alacaklarının da özel alacaklarla aynı seviyede ve eşit görülmesi isabetli bir düzenleme olmuştur[4]. Ancak iflasın ertelenmesi, iflasın açılması mahiyetinde olmadığından, kamu alacaklarına gecikme zammı uygulanmasına devam edilecektir[5]. Aynı şekilde kamu alacakları dışındaki diğer alacaklar yönünden de faizler işlemeye devam edecektir[6]. Fakat iflasın ertelenmesi kararı üzerine bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşürücü müddetler erteleme süresince işlemeyecektir[7]. Burada dikkat edilmesi gereken husus, bir takip işlemi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin işlemeyeceğidir. Örneğin, protesto çekilmesi ve sonuçları takip işlemi ile gerçekleştirilemeyecektir. Bu sebeple bu durumun iflas erteleme ile engellenmesi söz konusu olmayacaktır[8]. Bunun yanında uygulamada, iflas erteleme tedbirleri verilirken bazı mahkemelerce, alacaklıların takip hukuku dışında kullanabilecekleri, temlik, takas, mahsup, hapis, protesto, temerrüt gibi hukuki işlemlerin hak ve defilerin kullanılmasının, yapılmasının ve hukuki sonuçlarının durdurulmasına şeklinde tedbir kararı hukuka uygun düşmemektedir. Bu tür maddi hukuka ilişkin tedbirlerin verilmesi, temerrüt gibi hukuki işlemler ile hak ve defilerin kullanılmasının hakim kararıyla durdurulması mümkün olmamalıdır. Zira iflas ertelemeden amaç borçlu aleyhine olan her şeyin durması değil borçlunun nefes alarak borçlarını ödeme kolaylığının sağlanmasıdır[9]. Bu bağlamda alacaklılar maddi hukuktan doğan haklarını kullanacak, örneğin çeki bankaya ibraz edebilecek, teminat mektuplarını paraya çevirebilecek, vadesi geldiği halde ödenmeyen senetler için protesto çekebilecek, faizlerin işlemesi ve alacağın muacceliyet kesbetmesi için borçlu temerrüde düşürülebilecektir[10]. Ayrıca, mahkemeler üçüncü şahıs konumunda olan şirket yönetim kurulunun önceki veya mevcut üyelerinin taşınmazlarını üçüncü şahıslara devrinin önlenmesi yönünde mülkiyet hakkını kısıtlayıcı tedbir kararı da vermemelidirler[11].

Doktrinde de kabul edildiği üzere iflasın ertelenmesi ile duracak ve yenisi yapılamayacak olan "takip" kavramından "icra takip işlemi" kavramının anlaşılması gerekmektedir[12]. İcra takip işlemi de, icra dairesi tarafından yapılan, alacaklıyı alacağına yaklaştıran ve borçlunun malvarlığını veya geniş anlamda hukuki durumunu olumsuz yönde etkileyen işlemler olarak tanımlanmaktadır[13].

Kanunda öngörülen takip yasağı kapsamına, bütün icra takip işlemleri girer[14]. Örneğin, iflas erteleme alan borçlu hakkında ödeme emri gönderilemez. Haciz ve muhafaza işlemleri yapılamaz. Taşınır veya taşınmaz satış işlemleri gerçekleştirilemez. Doktrinde bir icra takip işlemi sayılmayan takip talebinde dahi bulunulamayacağı belirtilmektedir[15]. Bunun yanında her nasılsa iflasın ertelenmesi kararında sonra takip yapılmış olursa bu takiplerin iptali gerekmektedir[16]. Fakat bizimde katıldığımız görüşe göre bu durumda takibin iptali değil ödeme emrinin iptali daha doğru bir tercih olur[17]. Yargıtay[18] bir kararında bu duruma değinmiş ve “ İflasın ertelenmesine karar verilen ve malvarlığının korunması için gerekli tedbirler kapsamında yönetimine kayyım atanan şirketin iflasının ertelendiği döneme ilişkin prim borcu nedeniyle yürütülen takip dosyasından tebliğ edilen ödeme emrinin iptali gerekir.” demek suretiyle ödeme emrinin iptali gerektiğine karar vermiştir.

İflasın ertelenmesi süreci içerisindeki borçlu şirket, ticari hayatına devam edecek yine eskisi gibi faaliyetleri sürecektir. Lakin İİK 179/b hükmü gereğince iflas erteleme süreci içerisinde olan borçlu şirket veya kooperatif, bu süreçte yaptığı borçlanmaları nedeniyle yine herhangi bir icra takibi ile karşılaşmayacaktır[19]. Bu durum eleştirilmelidir. Zira iflas ertelemenin amacı borçlu şirketi iflastan ve borç batağından kurtarmaktır. İflas erteleme öncesi borçları için getirilen takip yasağı şirketin devamı için hayati önem taşımaktadır. Fakat artık iflas erteleme süreci içerisinde yapacağı borçlanmaları basiretli bir tacir öngörüsüyle ödeyebileceği plan dahilinde yapmalı ve mutlaka bu süreçteki borçlarını ödemelidir. Aksi takdirde bu durumu bilen hiçbir tedarikçi veya satıcı iflas erteleme sürecine girmiş bir şirkete peşin satım harici mal vermeyeceği gibi bu durumdaki bir şirketle uzun süreli ticari ilişki içerisinde olmak ta istemeyecektir. Bu sebeple, iflas erteleme süreci içerisinde bulunan şirketin bu süreçte yaptığı borçlanmalar için aleyhine yapılacak takiplerin önü açılmalıdır[20]. Zira iflas erteleme hukuki koruması, haksız bir zırh olarak şirket veya kooperatiflerce kullanılmaya devam edecektir.

İflasın ertelenmesine karar verilmesi ile birlikte iflas takiplerinin duracağına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Fakat kanun lafzından iflasın ertelenmesi süresi içinde, şirket veya kooperatife karşı başlamış olan iflas takiplerinin de duracağı çıkarılmalıdır.  

Duracak olan takiplerin kapsamına adi iflas takibi gibi kambiyo senetlerine mahsus iflas yoluyla takipler de girecektir[21]. Zira iflas ertelemenin amacı talep eden şirket veya kooperatifin iflas etmemesidir.

İflas erteleme sürecinden önce açılan takiplerin akıbetinin ne olacağı ve erteleme kararının bu takipleri nasıl etkileyeceği önemlidir. Bu manada verilen takiplerin durması kararı ile takibin bulunduğu safhada kalması anlamındadır. Yani mevcut hacizlerin kaldırılması söz konusu olmayacaktır[22]. Ancak iflas erteleme kararı verilen şirketin malvarlığı üzerinde özellikle de banka hesaplarında bulunan hacizlerin durması uygulamada şirket ya da kooperatif açısından sıkıntı oluşturmaktadır. Çünkü şirket veya kooperatiflerin iflas erteleme tedbiri veya kararı almadan önce başlatılan takipler nedeniyle malvarlıkları üzerine konulan bu hacizler nedeniyle tasarrufta bulunması mümkün olmamaktadır. Örneğin, şirket bu süreçte ticari hayatına devam edeceğinden alacaklarını tahsil için banka veya posta çek hesabı kanalıyla çek ve senet bedellerinin ilgili hesaplara gelmesi halinde bu hesaplar üzerinde haciz olduğundan bu bedelleri tahsil edemeyeceği gibi, haciz koyan alacaklı da takiplerin durması karşısında bu parayı yine tahsil edemeyecektir. Bu durum da sistemin işleyişini tıkayacaktır. Bu haliyle bir tarafta kanunun ifadesi, diğer yanda iflas erteleme kurumunun amacı arasında bir çatışma meydana gelecektir[23]. Bizce bu durumda mevcut hale göre hareket edilmeli, taşınmaz üzerindeki hacizler iyileştirme projesi dahilinde alacaklıların borcunu ödemek amacıyla satışına kadar kalmalı[24] bunun yanında mahkemece şirket veya kooperatifin nakit akışının sağlandığı banka ve posta çek hesabı hacizlerinin kaldırılmasına karar verilmesi gerekmektedir[25]. Zira iflasın ertelenmesinde amaç, borca batık olan şirket veya kooperatifin mali durumunun hiç olmazsa iflas durumundan kurtulacak kadar düzeltilmesini sağlamak, derhal iflas kararı verme neticesi ilgililer bakımında sakıncaları önlemek, mümkünse iflastan kurtarmak veya borçların en yüksek oranda ödenmesini temin etmektir[26].

Uygulamada karşılaşılan diğer bir durum, daha iflas erteleme kararı verilmeden, buna yönelik talebin ilgili Asliye Ticaret Mahkemesince incelenmesi esnasında geçerli olmak üzere icra takipleri yönünden mahkemece ihtiyati tedbir yoluyla durdurulmasına karar verilip verilemeyeceği sorusudur. Bazı mahkemelerin, ihtiyati tedbire, iflasın ertelenmesi talebi üzerine düzenlenen tensip zaptı ile karar verdikleri görülmektedir. İhtiyati tedbir geçici bir koruma ve hakimin takdirine bağlı olmakla birlikte bu takdir yetkisi sınırsız değildir[27]. Doktrinde, borca batıklık nedeniyle açılan iflas davalarında verilen erteleme kararlarının “düzenleme amaçlı geçici hukuki koruma” olduğu savunulmaktadır[28]. Bilindiği üzere, sermaye şirketlerinde ve kooperatiflerde iflasın ertelenmesinin iki temel şartı borca batıklık ve sunulan iyileştirme projesinin mahkeme tarafından ciddi ve inandırıcı bulunmasıdır[29].Hal böyleyken iflas erteleme talebinde bulunan şirket başvurusu sırasında mahkemeye hakkında iflas erteleme kararı verilmesinin yüksek olasılıkta olduğunu teyit eder mahiyette ve iflas erteleme kararı verilene kadar geçen süre zarfında[30] (ortalama 1 aylık sürede) alacaklılarının hakkında icra takibine girişmesi halinde telafisi güç sakıncalar doğuracağını belirterek, bağımsız bir denetleme kurumundan hazırlattığı mali tahlil ve piyasada tanınan değerlendirme kuruluşlarından hazırlattığı kıymet takdir raporlarını ibraz ederek, mahkemece iflas erteleme başvurusuyla eş zamanlı olarak tensiple hakkında iflas erteleme tedbir kararı verilmesi uygun düşecektir. Aksi takdirde, mahkemeye dilekçe ekinde sunulan iyileştirme projesi, bilanço ve muhasebe belgeleri, şirket lehine tensiple erteleme tedbir kararı verilmesi için yeterli görülmemeli, yukarıda zikredilen inandırıcı belgelerle (mali tahlil raporu, kıymet takdir raporları) bu belgelerin desteklenmesi halinde erteleme talep eden şirket lehine zikrettiğimiz gibi tensiple birlikte tedbir kararı verilmelidir[31]. Fakat her iki durumda da verilecek tedbirler, şirket veya kooperatif alacaklılarının yararına olmalıdır[32]

Uygulamada karşılaşılan bir diğer sorun ise, borçlu şirketlerin veya kooperatiflerin haklarında mahkemece iflas erteleme tedbiri veya iflas ertelemesine karar verilmeden önce mallarının haczedilerek paraya çevrilmiş olması halinde icra takip dosyasında bulunan bu paranın alacaklıya ödenip ödenmeyeceği hususudur. Doktrinde bu hususta, İİK 186/2 maddesi “mahcuz malların iflas kararı verilmeden önce paraya çevrilmiş olması halinde haciz koyduran alacaklılara ödeneceği” hükmünün kıyasen uygulanacağı belirtilerek İİK 179/b/1 hükmünün engel oluşturmayacağı savunulmaktadır[33]. Biz de bu görüşe katılıyoruz. Çünkü, icra daireleri nezdinde çoğu zaman satış işlemleri uzun zaman almakta ve bu uzun soluklu işlemler neticesi alacaklının alacağına kavuşması gecikmektedir. Hal böyleyken tüm icrai işlemler son bulmuş sadece paranın ödenmesi aşamasına geçildiği sırada alacaklının iflas erteleme tedbiriyle karşı karşıya bırakılması hatta İİK 179/b/4 maddesi uyarınca beş yıla kadar iflas erteleme kararının uzaması ihtimaline binaen alacağına çok geç kavuşmasını öngörmek hakkaniyete asla uymayan bir durumdur.

Uygulamada çözüme kavuşması gereken diğer bir konu ise, iflas erteleme kararı alan şirket veya kooperatiflerin daha öncesinde bankalarla yaptıkları kredi sözleşmelerinde yer alan ve genel işlem şartı niteliği taşıyan hükümler nedeniyle mağdur edilmeleridir. Genel işlem koşulları kullanılarak kurulan sözleşmeler ancak doğrudan içerik denetimine tabi tutulup hakimin sözleşmeye müdahale etmesi ve sözleşme dengesini yeniden kurmasıyla adil bir çözüme kavuşabilir[34]. Bu manada Türk Borçlar Kanunu 25.maddesi “ Genel işlem koşullarına, dürüstlük kurallarına aykırı olarak, karşı tarafın aleyhine veya onun durumunu ağırlaştırıcı nitelikte hükümler konulamaz.” hükmüyle genel işlem koşulları taşıyan sözleşmelerin hakim tarafından denetlenmesinin önü açılmıştır[35]. Buna göre uygulamada sıkça karşılaşılan ve bankalarca gerek bireysel gerek ticari kredi sözleşmelerinde çok sayıda denetime muhtaç genel işlem şartları kullanılmakta ve müşteriler bu durumdan mağdur olmaktadırlar. Haklarında iflas erteleme kararı verilen şirket ya da kooperatiflerin büyük miktardaki borçlarının bankalara ait olması gerçeği ve tüm bankalar nezdinde hesaplarının haciz ve bloke olduğu hatta borçlu olduğu bankaya iflas erteleme süresi içerisinde  herhangi bir şekilde gelen paranın alacaklı banka tarafından kredi sözleşmesine dayanılarak hapis, rehin, takas v.s haklarını kullandığını beyan etmesi karşısında nakit akışını neredeyse sağlayamayacak duruma gelen ve iflas erteleme sürecinden hiçbir verim alamayan şirket ya da kooperatifin  nasıl bir yol izlemesi gerektiği çözüme muhtaç bir konudur.

Banka kredi sözleşmelerinde yukarıda belirttiğimiz gibi çok sayıda genel işlem şartları mevcuttur. Zira genel işlem şartları, taraflar arasında herhangi bir pazarlık konusu olmayan, düzenleyen tarafından tek taraflı ve ileride çok sayıda sözleşmede kullanılmak üzere hazırlanan sözleşme şartlarıdır[36]. Bankalar bu sözleşmelerde, her türlü alacaklarına ilişkin müşterinin durumu ne olursa olsun uhdelerine ulaşan para, kıymetli evrak, tahvil v.s üzerine kendi alacaklarına istinaden mahsup, takas, rehin ve virman yapma yetkisi taşıyan hükümleri koymakta ve müşterileri bu hükümleri bilerek ya da bilmeyerek imzalamaktadırlar[37]. İşte bu gibi durumlarda iflas ertelemenin amacına ulaşması için erteleme sürecinde hesaplarına gelen para, kıymetli evrak, tahvil v.s nin alacaklısı bankaca el konulması halinde şirket ya da kooperatifin, sözleşmenin bu maddesinin hükümsüzlüğü için mahkemeye başvurması ve genel işlem şartı olan bu sözleşme hükmünün TBK 27. maddesi uyarınca hükümsüz olduğunu tespit ettirmelilerdir. Zira bu tip sözleşmelerin içeriği taraflardan biri için aşırı derecede mağduriyete sebep oluyorsa mahkemeler sözleşmeye müdahale ederek aradaki dengesizliği ortadan kaldırmalılardır.

   

  1. YENİ TAKİP YAPMA YASAĞI

 

İflasın ertelenmesi kararı verilen şirketin veya kooperatifin borca batıklıktan ve iflastan kurtulabilmesi için, hakkında daha önceden başlatılan takiplerin durması yanında şirket veya kooperatif hakkında yeni takip yapılması da yasaklanmıştır[38]. Zira İİK m. 179/b’ye göre; "Erteleme kararı üzerine borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamaz..." şeklindedir.

            Yukarıda bir kısım değindiğimiz gibi Kanunda öngörülen takip yasağı kapsamına, bütün icra takip işlemleri girmektedir[39]. Bu yasağı çok geniş tutarsak takip talebinde bulunmayı da bu yasak kapsamına sokmamız gerekecektir. Oysa alacaklıların iflasın ertelenmesi süresi içinde takip talebinde bulunabilmelerine imkan tanınması, iflasın ertelenmesi süresi sonunda erteleme kararının kaldırarak iflas talebinin reddi ve şirketin eski haline geri dönmesi durumunda önem kazanacaktır[40]. Zira iflasın ertelenmesi, şirketin mali durumunun iyileşmesi üzerine sona ermesine rağmen şirket tüm borçlarını ödememiş olabilir. Bu halde şirkete karşı icra takibi yapmak isteyen eski alacaklının, mevcut bir hacze iştirak etmek istemesi durumunda özellikle İİK. m.100/1’de ifade edilen “ilk haciz ilamsız takibe dayanıyorsa, takip talebinden; ilamlı takibe dayanıyorsa, bu ilamın alındığı dava tarihinden önce başlatılmış olan bir takipte alınmış aciz belgenin varlığının gerektiği koşulunun gerçekleşmesi” bakımından takip talebi çok büyük önem kazanacaktır[41].

            Bu arada şu husus önemle belirtilmelidir ki, iflasın ertelenmesi kararı ve tedbirler, hakkında erteleme kararı verilen şirket veya kooperatif yönünden hüküm doğurur. Dolayısıyla iflasın ertelenmesi kararı, iflası ertelenen şirketin ortak borçlularına (müteselsil kefillerine) veya şirket ortaklarına etki etmez[42]. Bu nedenle alacaklılar, şartları mevcutsa şirket ortaklarına ve müteselsil kefillere karşı icra takibi başlatabilirler.

            C. İHTİYATİ HACİZ KARARINA ETKİSİ

            İhtiyati haciz, alacaklının bir para alacağını zamanında ödemesini ve yapılacak icra takibi sonucunu garanti altına almak için, mahkeme kararı ile borçlunun mallarına geçici olarak el konulmasını sağlayan geçici bir tedbirdir[43]. Yargıtay’a göre[44] ihtiyati haciz, geçici bir tedbir işlemi ve HMK 389 vd. maddelerinde düzenlenen ihtiyati tedbir benzeri ancak ondan daha etkili bir tedbir işlemi olarak tanımlanmaktadır.

            Uygulamada önem taşıyan husus, ihtiyati haczin bir takip işlemi sayılıp sayılmadığıdır. Bilindiği gibi icra takip işlemleri icra daireleri tarafından yapılan işlemlerdir. Oysa ihtiyati haciz kararı Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilen bir mahkeme kararıdır. Yargıtay[45] da ihtiyati haczi icra takip işlemi olarak görmemektedir. Bu yönüyle iflasın ertelenmesi kararı, borçlu hakkında ihtiyati haciz başvurusunda bulunulmasına ve mahkemece ihtiyati haciz kararı verilmesine engel teşkil etmeyecektir[46]. Fakat bilindiği üzere ihtiyati haciz kararı karar tarihinden itibaren on gün içinde icrai hacze çevrilmeli ve icra dairesi nezdinde borçlu hakkında takibe başlanılmalıdır. Fakat İİK 179/b hükmü yeni takip yapmayı yasakladığından acaba alınan bu ihtiyati haciz kararının pratikte bir faydası olacak mıdır?

            İflasın ertelenmesi kararından sonra alınan ihtiyati haciz kararının icrai hacze dönüşmesi prosedüründe belirtilen süreler de iflasın ertelenmesi kararı sonuna kadar işlemez[47]. Bu konuyla ilgili Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin verdiği kararda bu konu açıkça dile getirilmiştir. Buna göre “ İflasın ertelenmesi kararı, borçlu hakkında ihtiyati haciz kararı verilmesine engel teşkil etmez. İhtiyati haciz kararı infaz edilebilir, ancak haczedilenler muhafaza altına alınamaz. İhtiyati haciz kararının icrai hacze dönüşmesi prosedüründe belirtilen sürelerde iflasın ertelenmesi kararı sonuna kadar işlemez[48].

 Yargıtay başka bir kararında[49]İflas ertelenmesi istemi üzerine tensip tutanağındaki ara karara “ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir uygulamalarının durdurulmuş olması”nın ihtiyati haciz kararı verilmesine engel teşkil etmediğini” belirtmiştir. Görüldüğü gibi, iflas erteleme kararı, alacaklıların borçlu aleyhine mahkemece tensip tutanağında yasak konulsa dahi ihtiyati haciz kararı almasına engel teşkil etmemektedir. Ancak bu kararın icraya konu edilmesi için öngörülen on günlük süre erteleme süresince işlemeyecek, ihtiyati haciz kararı alan alacaklı iflas erteleme kararının kalkmasından itibaren on gün içinde kararla icra takibine geçecektir.

D. İİK 89.MADDE HACİZ İHBARNAMELERE ETKİSİ

            Haciz hukukunda haczin konusunu borçlunun haczi kabil taşınır ve taşınmaz malları ile üçüncü kişilerdeki alacakları ve diğer parasal malvarlığı değerleri oluşturur[50]. İcra takiplerinde, bazen borçlunun alacağı karşılayacak miktarda ve kendi elinde yeteri kadar malı bulunmayabilir. Bu gibi durumlarda alacaklılar, borçlunun kendinde olan mallarının yanında, üçüncü şahıslardaki malları ve alacaklarının da haczini talep edebilirler[51].

             Borçlunun üçüncü şahıslardaki alacak ve mallarından maksat, borçlunun bir kıymetli evraka bağlı olmayan, hamiline yazılı veya cirosu kabil bir senede bağlı bulunmayan alacaklardır[52].

            Bu bağlamda iflas erteleme davalarında İİK .89 madde uygulamalarının nasıl olması gerektiği konusu ayrı bir önem kazanmaktadır. Burada öncelikli değinilmesi gereken konu İİK 89.madde anlamında gönderilen haciz ihbarnamelerinin icra takip işlemi olup olmadığı konusudur. Bilindiği üzere, bir işlemin icra takip işlemi olabilmesi için üç unsur mevcut olmalıdır[53]. Bunlar;

  • İcra takip işlemi icra organlarınca yapılmalıdır.
  • İcra takip işlemi borçluya karşı yapılmalıdır.
  • İcra takip işlemi, cebri icranın ilerlemesini sağlar mahiyette olmalıdır.

Belirtilen bu unsurlardan, İİK 89.madde’ye göre üçüncü şahıslara icra dairesince gönderilen haciz ihbarnamelerinin icra takip işlemi olduğundan şüphe yoktur. O halde İİK 89. madde’ye göre üçüncü şahıslara haciz ihbarnameleri iflas erteleme süresi içerisinde gönderilemeyecektir. Zira iflasın ertelenmesi yargılaması devam ederken ihtiyati tedbir kararı kapsamında halihazırda başlamış ve ileride başlayacak olan tüm takiplerin durdurulmasına karar verileceğinden erteleme talep eden şirket veya kooperatife karşı icra işlemi yapılamayacak, dolayısıyla şirket veya kooperatifin üçüncü şahıslardaki alacakları üzerine İİK 89.madde’ye göre haciz konulamayacaktır[54].

Bu bağlamda incelenmesi gereken başka bir husus, borçlu şirketin veya kooperatifin alacaklı olduğu üçüncü şahıs, özellikle bankaya iflasın ertelenmesi kararından önce İİK 89. madde’ye göre haciz ihbarnamesi tebliğ edilmiş, bankaca hesaba haciz işlenmiş fakat para icra dairesine gönderilmeden, şirket veya kooperatif hakkında iflasın ertelenmesine karar verilmiş ise durumun ne olacağıdır. Uygulamada haciz ihbarnamelerine, “halihazırda bulunan mevduatlar ile ve bundan sonra hesaba gelecek paralar üzerine haciz şerhi işlenmesi” talep edilmektedir. Bu durum halinde de iflas erteleme kararı verildikten sonra hesaba girecek paranın akıbetinin ne olacağı tartışmalıdır. Öncelikle burada bakılması gereken husus haczedilen şeyin para olup olmamasıdır. Zira İİK 89.maddesine göre haciz ihbarnamesi ile haczedilen şey para ise, İİK 88. madde hükmü gereğince bu para icra müdürlüğünce fiilen el konularak muhafaza altına alınmış olmadıkça haciz tamamlanmış sayılmayacaktır[55]. Bu nedenle de iflasın ertelenmesi tarihinden önce gönderilen haciz ihbarnameleri ile üçüncü şahıslardaki özellikle bankalardaki mevduat üzerindeki haciz işleminin geçerli olması için icra dairesince bu paralara fiilen el konulması işlemi ancak icra takip işlemi ile istenebileceğinden, iflas erteleme süresi içerisinde de bu icra işleminin yapılması mümkün olmadığından bu paraların icra dairesine değil, borçlu şirkete ödenmesi gerekmektedir[56].

Bir başka husus ise, iflas erteleme kararı verilen şirkete veya kooperatife borçlu olduğu şirketin veya şahsın herhangi bir alacaklısı tarafından İİK 89. madde’ye göre haciz ihbarnamesi gönderilmesi halinde erteleme kararı verilen şirket veya kooperatifin ne tavır takınacağı mevzusudur. Burada ilk akla gelen, hakkında iflas erteleme kararı verilen şirket veya kooperatifin haciz ihbarnamesinde belirtilen üçüncü bir şahsa borçlu olduğudur. Bu husus her türlü kayıtlarında özellikle mahkemeye sundukları pasif tablolarında mevcuttur. Yani böyle bir ihbarname geldiğinde şirket veya kooperatif borçlusunun alacaklısına karşı “herhangi bir borcum yok” savunmasında bulunamayacaktır. Böyle bir savunmada bulunması halinde ise İİK 338. madde “Bu Kanuna göre istenen beyanı, hakikate aykırı surette yapan kimse, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” hükmündeki yaptırım ve İİK 89/4 maddesi hükmüne göre maddi tazminat talebi ile karşı karşıya kalacaktır. Ayrıca, iflas erteleme alan şirket veya kooperatifin alacaklıları, muvazaalı olarak kendilerini üçüncü şahıslara karşı borçlandırıp bu yolla erteleme alan şirket veya kooperatiften alacaklarını alma yolunu da deneyebilirler. İşte bu durumların hepsi, iflas erteleme alana şirketi hem hukuki hem de cezai yaptırımla karşı karşıya bırakacağı gibi şirketin mali durumunu iyileştirecek nitelikte olan iyileştirme projesinin yürütülmesini de aksatabilecektir[57]. Bu nedenle, İİK 179/b hükmü geniş yorumlanmalı, erteleme kararı verilen şirket aleyhine borçlu olarak hiçbir icra takip işlemi yapılamayacağı görüşü[58] bu halde de benimsenmelidir. Dolayısıyla erteleme kararı verilen şirket veya kooperatife, borçlusunun alacaklısı tarafından gönderilmesi talep edilen haciz ihbarname talepleri de icra dairelerince reddedilmelidir.

E. REHİNLE TEMİN EDİLMİŞ ALACAKLARA ETKİSİ

İİK m. 179/b, ikinci fıkra hükmüne göre, iflasın ertelenmesi süresi içerisinde alacak, taşınır veya taşınmaz veya ticari işletme rehni ile güvence altına alınmışsa, borçluya karşı rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapmak mümkündür[59]. İflasın ertelenmesi  rehnin  paraya  çevrilmesi  yolu  ile  takip  yapılmasını  engellemediği gibi başlamış olan rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takiplerin devamına da engel teşkil etmemektedir[60]. Doktrin ve uygulamada rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takibe devam edilebilmesi alacaklılar arasındaki eşitlik prensibi ve ifasın ertelenmesinin amacı yönünden tartışmalar olmuş hatta rehinli alacaklılar bakımından getirilen bu düzenleme adi alacaklılar ile aralarında bir eşitsizlik yaratacağı öngörüsüyle anayasanın eşitlik ilkesine aykırılık oluşturduğu belirtilmiştir[61]. Bu konuyla alakalı olarak Ankara 8.Asliye Ticaret Mahkemesi baktığı bir davada bu durumu Anayasa Mahkemesine taşımış ve Anayasa Mahkemesi 17.04.2007 Tarih, 2003/109 E., 2007/51 K. sayılı kararında; “ İcra ve iflas hukukunda temel ilke, alacaklı ve borçlunun hak ve menfaatlerinin belli bir denge üzerinde korunmasıdır. Rehinli alacaklar, diğer alacaklardan farklı bir statüde bulunmaktadırlar. Nitekim, İcra ve İflas Kanunu’nun genel sistematiği içerisinde rehinle temin edilmiş alacaklar için farklı hükümler öngörüldüğü görülmektedir.

Takip sürecinin alacaklı ve borçlunun hak ve menfaatlerini zedelemeden, bunlar arasındaki dengeyi bozmadan hızlandırılması, bir ayırım yapmaksızın benzer durumda bulunan bütün alacaklıları kapsayan adil bir çözümün gerçekleştirilmesi ve rehinli alacaklıların iflasın ertelenmesi durumunda mağdur olmamaları amacına yönelik olarak getirildiği anlaşılan itiraz konusu düzenlemenin hukuk devleti ilkesine aykırı bir yönü bulunmamaktadır.

Rehin hakkı, alacaklıya borcun ödenmemesi durumunda, borçlunun mallarının satılıp satış bedelinden alacağını öncelikle tahsil etmesine olanak veren bir haktır. Alacaklı, borçluya borç verdiği anda, borçludan bir teminat (rehin) almakta ve bu elde ettiği hakla, baştan itibaren öncelikli (rüçhanlı) bir statü kazanmaktadır. Bu durumda, alacak-borç ilişkisinin başlangıcında kendisini rehin hakkı ile ayrıcalıklı hale getiren rehinli alacaklı ile herhangi bir teminat almadan borç veren alacaklının aynı hukuksal durumda bulundukları veya aynı hukuksal korumaya tabi olacaklarını söylemek mümkün değildir[62].” demek suretiyle bu düzenlemenin anayasaya aykırı olmadığı belirtilmiştir. Biz de bu görüşe katılıyoruz. Zira rehin hakkı sınırlı bir ayni hak olup tüm adi takiplerden önce gelme doğasında vardır. Fakat her ne kadar rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takiplere erteleme süresince başlanabilecekse de, bu takipler nedeniyle muhafaza tedbirleri alınamayacağı gibi rehinli malların satışına da geçilemeyecektir[63]. İflasın ertelenmesinin faizlere bir etkisi bulunmamaktadır. Zira iflasın ertelenmesi kararı ile borçlunun iflası açılmadığından, erteleme süresi boyunca borçlara faiz işlemeye devam edecektir. Çünkü iflasın ertelenmesi kararının alacakların vadesine, muaccel olmasına ya da faiz işlemesine bir etkisi bulunmamaktadır[64].

İİK 179/b maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi "Bu durumda erteleme süresince  işleyecek olup  mevcut  rehinle karşılanamayacak  faizler teminatlandırılmak zorundadır'' şeklindedir. Doktrinde bu düzenlemenin isabetli olduğu zira aksi takdirde rehinli alacaklılar aleyhine durum meydana geleceği savunulmaktadır[65]. Biz bu görüşe katılmıyoruz. Zira doktrinde de savunulduğu üzere bu düzenleme iflasın ertelenmesinin amacına aykırılık oluşturmaktadır[66]. Kaldı ki, erteleme kararı alan şirket veya kooperatif bu ek teminatı karşılamazsa rehinli malın satışı erteleme süresi içerisinde gerçekleştirilecektir[67]. Bu durum son derece dikkat edilmesi gereken bir konudur. Çünkü, rehinli malın satışı erteleme alan şirketin borçtan çıkmasını engelliyorsa erteleme kararının bir anlamı olmayacağı gibi iyileştirme projesinin başarı şansının da azalacağı aşikardır. Bu nedenle teminat şartı, İİK 179/b maddesinde hükme bağlandığından, rehinli malın satışına gelinmiş (örneğin satış günü v.s alınmış)  olması durumunda satışın durdurulabilmesinin koşulu olarak algılanması daha uygun olacaktır[68].

              F-İMTİYAZLI ALACAKLARA İLİŞKİN ETKİSİ

 

İcra ve İflas Kanunu'nun 179/b maddesinin son fıkrasına göre İİK 206. maddesinde düzenlenen, birinci sırada yazılı alacaklar için, iflasın ertelenmesi kararına rağmen, yeni haciz yoluyla takip yapılabilir ve bu alacaklara bağlı olarak başlatılmış takiplere devam edilebilir[69].Kanun koyucu, İİK m. 206'da yer alan tüm alacaklar açısından değil, sadece birinci sırada yazılı olan alacaklar açısından takip imkanının varlığını kabul etmiştir[70].

İİK m. 206'nın birinci sırasında sayılan alacaklar şunlardır[71];

a) İşçilerin, iş ilişkisine dayanan ve iflasın açılmasından önceki bir yıl içinde tahakkuk etmiş ihbar ve kıdem tazminatları dahil alacakları ile iflas nedeniyle iş ilişkisinin sona ermesi üzerine hak etmiş oldukları ihbar ve kıdem tazminatları,

b) İşverenlerin, işçiler için yardım sandıkları veya sair yardım teşkilatı kurulması veya bunların yaşatılması maksadıyla meydana gelmiş ve tüzel kişilik kazanmış bulunan tesislere veya derneklere olan borçları,

c) İflasın açılmasından önceki son bir yıl içinde tahakkuk etmiş olan ve nakden ifası gereken aile hukukundan doğan her türlü nafaka alacaklarıdır.

İcra ve İflâs Kanunu'nun 206. maddesinin birinci sırasındaki imtiyazlı alacaklar belirlenirken, işçi ücretleri için öngörülen “iflasın açılmasından önceki son bir yıl” ifadesini “erteleme kararı verilmesinden önceki bir yıl” şeklinde anlaşılması gerekir[72]. O halde, alacaklı iflasın ertelenmesi süresi içerisinde borçlu şirket veya kooperatife karşı icra takibi yapılacaksa, bir yıllık süre iflasın ertelenmesi kararının verildiği andan geriye doğru hesaplanacaktır[73]. Ayrıca takip yasağına girmeyen bu alacaklar için alacaklıları, haciz ve muhafaza işlemleri dahil her türlü icrai işlem yapabileceklerdir[74]. Ayrıca bu alacaklar açısından borçlu hakkında ihtiyati haciz kararı da alabilirler[75]. Bu doğrultuda daha öncesinde işçinin alacağının bir ilama dayanması ve şirket ya da kooperatif aleyhine yapılan ilamlı takipte icranın geri bırakılması için dosyaya şirket ya da kooperatifçe sunulan teminat mektupları da nakte çevrilebilecek ve dosya alacağı tahsil edilebilecektir.

 

              2.DAVALARA ETKİSİ

 

İflasın ertelenmesi kararının erteleme kararı alan şirket veya kooperatife karşı herhangi bir etkisi yoktur[76]. Bu yönüyle iflas erteleme kararının iflas davası dışındaki davalara etkisi olmadığı kabul edilmektedir[77]. Bu açıdan uygulamada karşılaşılan sıkıntılar göz önünde tutularak bazı davalara etkisi incelenecektir.

  1. TASARRUFUN İPTALİ DAVASINA ETKİSİ

Uygulamada maalesef, bazı şirketlerin, iflas erteleme kurumunu kötüniyetli olarak kullandıklarına, aktiflerini muvazaalı olarak azalttıklarına şahit olmaktayız. Bu durumun mevcudu halinde alacaklılar, alacaklarına kavuşamadıkları gibi, iflas erteleme alan şirketin borçları da kanunen ötelenmekte ve alacaklılar daha çok mağdur edilmektedirler.     İşte böyle bir durumda borçlu şirketin tamamen kanuni zırha büründürülmesi hukuken korunması amaçlanan bir durum olmasa gerekir. Bu açıdan, iflas erteleme kararı almadan önce şirket veya kooperatiflerin muvazaalı olarak malvarlıklarını veya işletmenin tamamını veya bir bölümünü devretmeleri halinde bu yapılan tasarrufi işlemler için erteleme kararından sonra tasarrufun iptali davası açılıp açılmayacağının tespiti büyük önem arz etmektedir. Şimdi bu konuyu detaylı bir şekilde inceleyelim,

İİK. 277.madde ve devamında düzenlenen, hacizden ve iflas kararından önce, malları üzerinde serbestçe tasarrufta bulunan borçluların, henüz haciz veya iflas yolu ile takiplerine muhatap olmadan önce malvarlıklarının tamamını veya bir kısmını muvazaalı, hileli işlemlerle devretmeleri halinde borçlunun alacaklılarına zarar veren bu tasarruflarını alacağı ölçüsünde hükümsüz hale getirmeye yarayan dava, tasarrufun iptali davasıdır[78]. Bu dava ile alacaklı, borçlunun malvarlığından hileli olarak uzaklaştırdığı dava konusu mal üzerinden, sanki bu mal hala borçluya aitmiş gibi cebri icra yoluyla alacağını elde etmesini sağlamaktadır[79].Bunun neticesi de iptaline karar verilen tasarruf, borçlunun malvarlığına (mülkiyetine) dönmez, üçüncü şahsın mülkiyetinde kalmaya devam eder[80]. Buna göre tasarrufun iptali davası genel mahkemelerde açılan bir eda davası niteliğindedir[81].

Tasarrufun iptali davası açabilmek için, borçlu aleyhine genel haciz yolu ile takip sonunda kesin veya geçici aciz belgesini[82]  (m.105/II) elde etmiş olmak gereklidir. Buna göre, iflas erteleme süresi içerisinde olan bir şirketin aciz halinde olması kabul edilerek dava için aciz belgesi aranmayacak mı yoksa icra takip işlemiyle hakkında haciz işlemi yapılıp, haciz tutanağı İİK 105. madde’ye göre geçici aciz belgesi hükmünde mi sayılacaktır. Burada bu iki husus irdelenmelidir. Birinci durumda, henüz icra takip işlemi yapmayan alacaklı her halükarda erteleme kararı veya tedbir alan şirket veya kooperatif hakkında İİK 179/b’ye göre yeni bir icra takip işlemi yapamayacağından tasarrufun iptali davası da açamayacaktır[83]. Zira, ortada tasarrufun iptali davasına dayanak bir icra takip işlemi bulunmayacaktır.

İkinci ve çözüme muhtaç konu ise, erteleme kararından önce şirket veya kooperatif hakkında icra takibi başlamış fakat henüz aciz belgesi alınamamış ise durumun ne olacağıdır? Yukarıda belirttiğimiz üzere tasarrufun iptali davası açılması için gerekli olan şart, kesin veya geçici aciz belgesine sahip olmaktır. İİK 179/b hükmüne göre erteleme kararıyla birlikte tüm takip işlemleri duracağından ve erteleme kararı verilen şirket veya kooperatife karşı icra dairesince haciz işlemi yapılamayacağından, İİK.105. maddeye göre geçici aciz vesikası hükmünde olan haciz tutanağı da düzenlenemeyecektir. Peki bu durumda iflasın ertelenmesine karar verilen şirketin zaten borca batık olduğu, aktiflerinin pasiflerinden az olduğundan bahisle bu davada aciz vesikası sunulmasına gerek duyulmayabilir mi?

Üstündağ’ a göre[84], m. 280’deki durumda m. 279’dan farklı olarak, pasifin aktiften fazla olması değil, ödeme aczinin varlığı söz konusudur. Bu nedenle aciz belgesinin düzenlenmiş olması gerektiği görüşündedir.

Umar, Gürdoğan ve Uyar’a göre[85] ise kanun koyucunun burada “borca batıklık”, “aciz hâli”, “ödemelerin durdurulması” olaylarından herhangi birinin ortaya çıkmasını yeterli gördüğü ileri sürülmektedir. Fakat bu kavramların birbirinden farklı olması sebebiyle ne manaya geldikleri incelenmelidir.

Ödemelerin tatilinde borçlu, muaccel borçlarını ödeyemeyeceğini bildirmekle genel ve sürekli olarak ödeyememe durumu içerisinde bulunmaktadır[86].

Aciz hâlinde ise borçlu, bir likidite sorunu yaşamakta ve ödeme araçlarından yoksunluğu nedeniyle geçici olmayan, sürekli ve genel olarak ödeme güçlüğü içinde bulunmaktadır[87].

Borca bataklık kavramı ise daha önce değindiğimiz gibi kişinin malvarlığındaki aktif değerler toplamının, pasif değerler toplamını karşılayamaması durumudur[88].

Kanaatimizce, iflas erteleme sürecinde olan bir şirket aleyhine tasarrufun iptali davası açılmış ve dosyaya takip engelinden dolayı aciz belgesi sunulamıyorsa bu durum çok katı uygulanmamalı, iflas erteleme dosyasıyla sabit olan borca batıklık durumu da aciz hali gibi algılanarak davaya devam edilmelidir. En azından iflas erteleme kararı verilen davanın sonucu bekletici mesele yapılmalı, sadece aciz belgesi yokluğu nedeniyle iptal davası hemen reddedilmemelidir[89].  Zira Yargıtay da verdiği bir kararında[90] “borçlu davalının iflasına ilişkin olarak dosya arasında iflas erteleme kararı bulunmakla borçlu davalının iflas durumunun araştırılması, gerektiğinde borçlu ile ilgili kesin veya geçici aciz belgesinin istenilmesi, ondan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı olduğu üzere davanın reddine karar verilmesi doğru bulunmamıştır.” demek suretiyle bu görüşümüzü kuvvetlendirmektedir.

Ayrıca şu husus ta söylenebilir ki, alacaklı İİK 277 vd. maddelerine dayanabileceği gibi, TBK. 19. maddesine dayanarak “muvazaa davasıda” açabilir. Bu muvazaa davasında borçlu hakkında düzenlenmiş herhangi bir aciz belgesinin varlığı da aranmaz. TBK. 19. maddesine dayalı muvazaa davası ile, İİK 283. maddesine göre dava konusu taşınır ya da taşınmazın kendi alacağı ve eklentileriyle sınırlı olarak haciz ve satışını isteyebilme yetkisi bulunmaktadır[91]

Aynı şekilde uygulamada ticari işletmenin devri de ticari hayatta oldukça karşılaşılan ve suistimale açık bir düzenlemedir. Özellikle mali sıkıntı içinde olan şirketler bazen alacaklılara zarar verme kastıyla bazen de borçlarını ödemek noktasında zaman kazanmak kastıyla bu işlemi gerçekleştirmektedirler[92]. Ticari işletme, maddi ve maddi olmayan unsurların bir araya gelmesiyle oluşan bir bütündür ve her türlü hukuki ilişkiye konu olabilir[93]. Türk Ticaret Kanunu 11. madde, “Ticari işletme, içerdiği malvarlığı unsurlarının devri için zorunlu tasarruf işlemlerinin ayrı ayrı yapılmasına gerek olmaksızın bir bütün halinde devredilebilir ve diğer hukuki işlemlere konu olabilir. Aksi öngörülmemişse, devir sözleşmesinin duran malvarlığını, işletme değerini, kiracılık hakkını, ticaret unvanı ile diğer fikri mülkiyet haklarını ve sürekli olarak işletmeye özgülenen malvarlığı unsurlarını içerdiği kabul olunur.”hükmü ile ticari işletmenin devri düzenlenmiştir. Buna göre ticari işletme ancak aktif ve pasifleriyle birlikte devredilmesi halinde tarafların tamamen menfaatine uygun bir durum meydana getirecektir[94].Zira bu durumda ancak alacaklılar, alacaklarına tam olarak kavuşacak veya muhtemel bir tasfiye sonrasında elde edebilecekleri alacaklarından daha fazlasına kavuşucaklardır[95]. Sadece aktiflerin devri halinde ise hepsi kendi yasal rejimine göre devredilecek, ne kadar devre konu hak objesi varsa o kadar tasarruf işlemi olacaktır[96].

İşte bu şekilde kötüniyetli ve alacaklılardan mal kaçırma kastıyla bir ticari işletmenin devri söz konusu olur ise İİK 280/4. maddesine[97] göre bu durum da iflas erteleme sürecindeki borçlu şirket aleyhine tasarrufun iptali davası açılabilecektir.

Doktrinde iflas erteleme sürecinde bulunan şirket veya kooperatif aleyhine, iptale tabi tasarruflar için kanunun öngördüğü tasarrufun gerçekleştiği tarihinden itibaren 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılması gereken tasarrufun iptali davasının iflas ertelenmesi kararı ile duracağı belirtilmektedir[98].Bu görüşe katılmak mümkün değildir. Zira İİK 179/b de işlemeyecek zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin“…bir takip muamelesi ile kesilebilen” işlemler olduğu açıkça belirtilmiştir. Hal böyleyken tasarrufun iptali davasının genel mahkemelerde açılan bir eda davası olması ve takip işlemi veya takibin devamı niteliğinde bir işlem olarak sayılamaması nedeniyle ayrıca erteleme kararlarının da maddi hukuka yönelik etkileri olamayacağından[99] dava açma süresi iflas erteleme süresi boyunca da işlemeye devam edecektir. Ayrıca aynı maddede iflas erteleme kararının mahkemece 5 yıla kadar uzatılabileceği hükmü karşısında, tasarrufun iptali davası açılabilmesi için öngörülen 5 yıllık sürenin de bu zaman zarfında geçeceği ve alacaklıların hak kaybına uğrayacağı aşikardır.

Tüm bu anlatılanlar doğrultusunda, iflas erteleme kararının, tasarrufun iptali davasına herhangi bir engel teşkil etmediği ve bu süre zarfında hakkında iflas erteleme kararı verilen şirket veya kooperatif aleyhine bu davanın açılabileceği görülmektedir.

 

  • İTİRAZIN İPTALİ DAVASINA ETKİSİ

 

               İtirazın iptali davası, İİK. m. 68-68/a'daki belgelerden birine sahip bulunmayan takip alacaklısının borçlunun itirazının hükümden düşürülmesini sağlayabilmek yani itiraz sonucunda duran takibe devam edilmesini sağlayabilmek amacıyla genel mahkemelerde takip borçlusuna karşı açtığı bir eda davasıdır[100].

               Doktrinde erteleme süresi içerisinde itirazın iptali davası açılıp açılamayacağına ilişkin farklı görüşler mevcuttur. Bir görüşe göre[101], İflasın ertelenmesine karar verildiğinde başlamış takipler duracağı için, itirazın iptali davası (İİK m. 67) ve borçtan kurtulma davası gibi takiplere ilişkin davalara (takip hukuku davalarına) kanunda açık bir hüküm olmamasına rağmen erteleme süresince devam edilmemesi gerekmektedir.

               Bizim de katıldığımız diğer görüşe göre ise, İİK m. 179/b, erteleme süresi içinde takip işlemi yapılamayacağından söz etmekte olup; dava açılması bir takip işlem olmadığı ve itirazın iptali davası genel mahkemelerde görülen bir dava olduğu için,  erteleme süresi içerisinde itirazın iptali davası açılabilecek ve açılmış olan bir davaya da devam edilebileceğini kabul etmek gerekir[102].Zira yargılamaların uzun sürdüğü alacaklının alacağını bu dava ile kanıtlayabileceği ayrıca iflas erteleme kararının beş yıla kadar uzayabileceği gerçeği karşısında İtirazın iptal davasının iflas erteleme süresi içerisinde açılıp yürütülmesinin alacaklılar arasında eşitliği bozacak veya usul ekonomisi ilkesini ihlal edecek bir yönü de bulunmamaktadır[103]. Davanın sonuçlanmasında mahkeme, “… icra dosyasına yapılan haksız itirazın iptali ile takibin devamına…” şeklinde karar verileceğinden iflas erteleme kararının kalktığı tarihten itibaren bu ilamı alacaklı infaz edebilecektir. Zira iflas erteleme süresi içerisinde ilamların dahi icrası kanun gereği mümkün değildir[104].

 

  1. KİRA ALACAĞI VE TAHLİYE DAVALARINA ETKİSİ

 

Başkasına ait taşınır veya taşınmaz bir malın ya da bir hakkın belli bir bedel karşılığında geçici bir süre için kullanımını sağlayan anlaşmaya kira sözleşmesi denilmektedir[105].

İflası ertelenen şirket ya da kooperatifin kiracı olması durumunda kira bedelini ödeyemeyen bu şirkete veya kooperatife karşı kira alacağı yönünden İİK 179/b maddesi uyarınca takip yasağı kapsamında herhangi bir icra takibi yapılamayacaktır. Ancak uygulamada, bazı mahkemelerin iflas erteleme tedbir veya kararlarında kira alacağına ilişkin takip yapılabileceğini zira bu alacağa ilişkin takip yasağını diğer takiplerden hariç tuttuklarına şahit olmaktayız. Bu konuyla ilgili Yargıtay verdiği bir kararında[106], “Somut olayda icra takibi İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 02.01.2012 tarih 2012/3 E. sayılı kararı tedbir kararından sonra 06.07.2012 tarihinde başlatılmış olup, tedbir kararında kira alacaklarına ilişkin olarak yapılan icra takiplerine istisna tanınmadığından ve icra hakimince tedbir kararı yorumlanamayacağından, takibin durdurulmasına dair ve alacaklının takibin devamına karar verilmesi talebinin reddine dair icra müdürlüğü kararları usul ve yasaya uygundur.” demek suretiyle mahkemece verilecek tedbir kararında kira alacağına ilişkin takip yasağı açıkça öngörülmediği takdirde iflas erteleme süreci içerisinde kira alacağına ilişkin takip yapmanın yolu açılmış olmaktadır. Ayrıca bu alacağa ilişkin dava açılmasına yasal bir engel bulunmamaktadır. Sadece bu alacağa ilişkin mahkeme ilamı erteleme süresinin sonuna kadar icraya konu edilemeyecektir. Ayrıca kiralayanın elinde yazılı tahliye taahhüdü varsa bu tahliye taahhüdü yine iflas erteleme süresi içerisinde icra takibine konu edilemeyecektir. Zira belirttiğimiz gibi iflas erteleme süresi içerisinde kiracı olan şirket ya da kooperatife karşı tahliye takibi yapılamayacaktır. Fakat kiralayan yazılı tahliye taahhüdüne dayanarak sulh hukuk mahkemesinde tahliye davası açabilecektir[107]. Çünkü Türk Borçlar Kanunu 352/1. maddesinde yazılı tahliye taahhüdüne dayanarak kiralayan, kiracıya karşı “ icraya başvurmak veya dava açmak” hakkına açıkça kavuşturulmuştur.

İflası ertelenen şirket ya da kooperatif kira bedelini ödemiyor ve kiralayanın elinde de yazılı tahliye taahhüdü yoksa nasıl bir işlem yapılmalıdır? Bu sorunun cevabını TBK 352/2. maddesinde buluyoruz. TBK 352/2. maddesine göre, “Kiracı, bir yıldan kısa süreli kira sözleşmelerinde kira süresi içinde; bir yıl ve daha uzun süreli kira sözleşmelerinde ise bir kira yılı veya bir kira yılını aşan süre içinde kira bedelini ödemediği için kendisine yazılı olarak iki haklı ihtarda bulunulmasına sebep olmuşsa kiraya veren, kira süresinin ve bir yıldan uzun süreli kiralarda ihtarların yapıldığı kira yılının bitiminden başlayarak bir ay içinde, dava yoluyla kira sözleşmesini sona erdirebilir.” Kanun metnine göre, kiralayanın kiracıya karşı kira bedelinin ödenmemesi durumunda haklı olarak ihtar çekmesi gerekecektir. Bu ihtarın haklılığını ispat yükü kiralayandadır[108]. Burada dikkat edilmesi gereken diğer bir husus, bir kira yılı içinde ayrı aylara ait iki haklı ihtarın yapılmış olmasıdır. Aynı aya ait iki haklı ihtar bu maddenin uygulanması için yeterli değildir. Ayrıca kiranın yıllık peşin olarak ödeneceği kararlaştırılmışsa bir kira yılı içinde ancak bir ihtarname çekilebileceğinden bu madde hükmü yine uygulanmayacaktır[109].

Ayrıca TBK. 332. maddesinde kiracının iflası halinde kiraya verenin sözleşmeyi sona erdirebileceği öngörülmüştür. Maddeye göre, “Kiracı, kiralananın tesliminden sonra iflas ederse kiraya veren, işleyecek kira bedelleri için güvence verilmesini isteyebilir. Kiraya veren, güvence verilmesi için kiracı ve iflas masasına yazılı olarak uygun bir süre verir. Bu süre içinde kendisine güvence verilmezse kiraya veren, sözleşmeyi herhangi bir fesih bildirim süresine uymaksızın hemen feshedebilir.” Burada açıkça kiracının iflas hali düzenlenmiştir[110]. Hakkında iflas erteleme kararı verilen şirket veya kooperatif aleyhine de bu maddenin uygulanabilirliği olmaması gerektiği görüşündeyiz. Zira bu hüküm, kira sözleşmesinin ayakta tutulabilmesi için kiracının kiralayana teminat göstermesi şartını öngörmektedir. Ancak borca batık durumda olması nedeniyle iflasın ertelenmesine karar verilmiş olan şirketten teminat   göstermesini   beklemek   hayatın   olağan   gerekleri   ve   gerçeklerine uygun değildir[111]. İflasın ertelenmesi sürecinde ticari faaliyetini kiraladığı işyerinde yürüten şirketi yeni bir yere taşımak hem ekonomik olarak büyük sıkıntılar doğuracaktır hem de iyileştirme projesinin   gerçekleştirilmesini   zora   sokacaktır.   Bu nedenle, iflasın ertelenmesinin kira sözleşmesini sona erdirici bir etkisinin olmadığı dolayısıyla kira sözleşmesinin feshi nedeniyle tahliye davası açılamayacağını kabul etmek gerekir[112].

Ancak iflasın ertelenmesi sürecinde olan bir şirket veya kooperatiften, kiralayan tarafından kira alacağının tahsil edilebilmesi için bir yol öngörülebilir. Bilindiği üzere, kiraya verenin, geçmiş bir yıllık ve işlemekte olan altı aylık kira alacağı için, kiralanan taşınmazda bulunan ve kiralananın döşenmesine veya kullanılmasına yarayan ve kira alacağının teminatı olarak, kiralanana getirilen, haczi kabil[113] taşınır mallar üzerinde hapis hakkı vardır[114]. Hapis hakkı, bütün konut ve çatılı işyeri kiralarında uygulandığı gibi konut ve çatılı işyeri kirası olsun olmasın tüm taşınmaz kiralarında kiralayan lehine kabul edilmiştir[115]. TBK m.338’de kiraya verenin, hapis hakkının korunması için resmi makamlara başvurabileceği düzenlenmiş olup İİK .270-271’de ise bunun nasıl yapılacağı düzenlenmiştir. İİK m.270-271 hükümlerine göre hapis hakkının korunması iki şekilde olabilir. Birincisi, Kiraya verenin hapis hakkı için defter tutulması[116] (m.270), ikincisi, Hapis hakkına malların kaçırılması halinde geri alınmasıdır. Buna göre iflas erteleme sürecinde olan bir şirket veya kooperatifin herhangi bir taşınmazda kiracı olarak oturması halinde kira borcuna ilişkin olarak kiraya veren İİK m.270 gereğince daha önceden herhangi bir icra takibinde bulunmadan hapis hakkının korunması için icra dairesinden talepte bulunabilir[117]. Bu talep üzerine icra müdürünce hapis hakkına tabi malların defteri yapılır (İİK m.270/III). Hapis hakkına tabi malların defterinin tutulması hakkın muhafaza altına alınması için geçici bir tedbirdir[118]. Defter yapılmasının etkisi geçici olduğundan, kiraya verenin bunun devam etmesi için icra takibinde bulunması gerekmektedir. Hapis hakkı, İİK m.23 hükmü gereğince taşınır rehni sayıldığından[119] bu hakkın  kullanılmasının sağlanması bakımından, kiraya veren, rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapmak zorundadır[120]. Hal böyleyken iflas erteleme sürecindeki bir şirket veya kooperatiften geçmiş bir yıllık işleyecek altı aylık kira bedelinin tahsili için alacaklının hapis hakkı prosedürünü işletmesi ve İİK. m.179/b hükmünde belirtilen icra takip yasağına tabi olmaksızın kira alacağını tahsil edebilecektir.

D. ŞİRKET ALEYHİNE TAKİP HUKUKUNA DAYANARAK BAŞLATILAN CEZA ŞİKAYETİ VE DAVALARA ETKİSİ

Takip hukukuna ilişkin olarak İcra ve iflas mevzuatımızda borçlunun bazı yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde hakkında alacaklı tarafından ceza şikayetinde bulunulabileceği öngörülmüştür. Bu şikayetlerde amaç yükümlülüklerini yerine getirmeyen borçlunun cezalandırılmasıdır[121]. İcra ceza şikayetinde bulunulabilmesi için borçlu hakkında bir icra takibi yapılmış olması zorunludur[122]. Ayrıca bu suçlarla ilgili yargılamaları İcra Ceza Mahkemeleri yapacağından borçlu hakkında şikayette bulunmak diğer bir şarttır. Uygulamada en çok görülen icra ceza şikayetleri “Mal Beyanında Bulunmamak (İİK. m.76)[123]” , “ Ödeme Taahhüdünü İhlal (İİK.m 340)[124]” suçlarına ilişkin şikayetlerdir.

İflasın ertelenmesi açısından bakıldığında erteleme sürecinde şirket veya kooperatif icra takiplerine karşı korunurken, bu takiplere bağlı icra mahkemesince verilen ceza kararları ile yetkili veya temsilcilerin hapis cezasına çarptırılmak suretiyle cezalandırılmaları söz konusu olacaktır. Bu durumla ilgili doktrinde şirket veya kooperatif yönetim işlerinin organlarda bulunan yetkili kişiler eliyle yürütüleceği ve erteleme sürecinde şirket faaliyetlerinin olumsuz olarak etkileneceği, ayrıca cezalandırılma nedeniyle alacağın tahsili halinde diğer alacaklıların hukukunun zedeleneceği bu nedenle de iflas erteleme tedbirleri gözetilerek borçlunun cezalandırılmaması gerektiği belirtilmektedir[125]. Bu görüşe katılmak mümkün değildir. Zira bir şirketin borca batık ve sermaye kaybı içerisinde bulunduğu son yıllık bilançodan anlaşılacağından[126] şirket yöneticileri, iflas erteleme sürecinden önce yöneticisi oldukları şirketler hakkında yapılan icra takiplerinde belirli bir ödeme gününü içerir ödeme taahhütlerinde bulunmuşlarsa, basiretli bir tacirden beklenmesi gereken davranışı sergilemeli ve ödeme taahhütlerini de ödeyebilecekleri tarihleri öngörerek verdikleri kabul edilmelidir. Buna karşın uygulamada[127] hakkında iflas erteleme tedbiri veya kararı verilen bir şirketin yetkilisinin kayyım onayı olmaksızın ödeme taahhüdünde bulunması halinde bunun geçersiz olacağı ve bu taahhütten dolayı şirket yetkilisinin cezalandırılamayacağı belirtilmektedir. Bu duruma tamamıyla katılmak mümkün değildir. Zira bu husus şirket veya kooperatife atanan kayyımın denetim veya yönetim kayyımı olması durumları için ayrı ayrı incelenmelidir. Bilindiği üzere sermaye şirketleri veya kooperatifler tarafından mahkemeye iflasın ertelenmesi isteminde bulunulması üzerine, envarter düzenlenmesi ve yönetim kurulunun yerine geçmesi veya yönetim kurulu kararlarını onaylaması için derhal bir kayyım atanır[128]. Burada önemli olan mahkemenin kayyımı yönetim kurulu yerine geçmek üzere mi ya da yönetim kurulu kararlarını denetlemek üzere mi atadığı kısmıdır. Eğer mahkeme kayyımı yönetim kayyımı olarak atamışsa artık yönetim kurulunun fiilen yönetim ve temsil yetkisi bulunmayacaktır. Bu nedenle de şirket adına ödeme taahhüdünde bulunmaları söz konusu olmayacaktır. Bunun yanında mahkeme, kayyımı, denetim kayyımı olarak atamışsa yönetim yetkisi halen şirkette veya kooperatifte olacağından şirketi veya kooperatifi borçlandırıcı yetki kendilerinde olacağından bu borçlarla alakalı ödeme taahhütlerinde bulunmaları da söz konusu olacaktır. Sonuç olarak denebilir ki İİK. m.340 hükmü gereğince ödeme taahhüdünde bulunan kimsenin hali hazırda yukarıdaki açıklamalar ışığında şirketi temsil yetkisine sahip olup olmadığı hususudur. 

 İİK 340. maddede “makbul bir sebep olmaksızın taahhüdünü ihlal eden borçlunun”  cezalandırılacağı öngörüldüğünden, acaba iflas erteleme kararı bu borcun ödenmemesine makul bir neden olarak ileri sürülebilir mi?

Öncelikle belirtelim ki, İİK 340. maddesine göre, borçlunun ileri sürdüğü mazeretin haklı olup olmadığını takdir yetkisi İcra Ceza Mahkemesi hakimine aittir[129]. Yargıtay içtihatlarında ise haklı neden olarak, “ postaya gününden önce verilen taksitin icra dosyasına geç girmesi”, “hastalık”, “yangın”, “sel”, “deprem” gibi haller sayılmıştır. Zira Yargıtay bir kararında[130], “ İİK'nın 340. maddesinde “makbul bir sebep olmaksızın” ödeme şartını ihlal eden borçlunun cezalandırılacağı öngörülmüş olup, uygulamada postaya gününden önce verilen taksitin icra dosyasına gecikerek girmesi, hastalık, yangın, su baskını ve deprem gibi olağanüstü olayların geçerli sebep olarak kabul edilmesi karşısında, sanığın hamile olması olağanüstü bir sebep olmayıp, borçlunun ekonomik durumunun borcu ödemeye yetmemesine rağmen taahhütte bulunması ve bu borcu ödeyememesinin makbul sebep olarak değerlendirilemeyeceği ve taahhüdün geçerli olduğu” belirtilmiştir. Buna göre iflas erteleme kararı alan şirket yöneticileri, haklarında iflas erteleme kararı verildiği ve şirketin bu borcu karşılayacak ekonomik gücünün olmadığından bahisle cezalandırılmalarını engelleyemeyeceklerdir. Zira iflasın ertelenmesi, iflas hali olmayıp iflastan tamamen farklıdır. İflasın ertelenmesiyle amaç, işlerin sürdürülmesi, sözleşmelerin devam etmesi, sözleşmelerden doğan borçları ifası ve alacakların tahsilidir[131]. Bu nedenle de iflas erteleme kararı, icra ceza yargılamalarına etki etmeyecek bu yargılamalara devam edilecektir.

 

SONUÇ

İflasın ertelenmesi kararı ve mahkemelerce verilecek tedbir kararı üzerine borçlu şirket veya kooperatif aleyhine kanunun ayrıksı tuttuğu takipler ve imtiyazlı alacaklar haricinde,  6183 sayılı kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere tüm icra takipleri ve icra takip işlemi mahiyetinde olan işlemler durdurulacak, yeni takip yapma yasağı da bu süreçte söz konusu olacaktır. Bu süreç boyunca da bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşürücü süreler işlemeyecektir. Takiplerin durdurulması ve yeni takip yapma yasağının amacı ise öncelikle erteleme sürecinde olan şirket veya kooperatifin bir nebze olsun soluklanması ve iflas etmeden bu kötü durumdan çıkması amacını taşımaktadır. Zira bu tedbirler olmasa haklarında iflas erteleme kararı verilen şirketler haciz baskısıyla çalışamayacak duruma gelecek mali durumlarının iyileşmesi bir yana daha da kötü duruma düşme riskiyle karşı karşıya kalacaklardır. Ayrıca bu yasaklarla birlikte kamusal çıkarlar da korunarak alacaklıların alacağına kavuşmasına fırsat verilecek ve alacaklılar arasında fırsat eşitliğinin oluşturulması sağlanmış olacaktır. Ancak bu yasakları çok katı uygulamanın günümüzde kötüniyetli olarak kullanılan bir kurum haline gelen iflas erteleme sürecinde borçlu şirket ya da kooperatiflerin bu yasal zırha bürünerek içinin boşaltılması ve alacaklıların alacaklarına kavuşmasına mani olacağı da bir gerçektir. Yine bu yasakların iflas erteleme kararı verilen şirket veya kooperatif aleyhine katı bir biçimde uygulanması da şirket ya da kooperatifin bu süreçte iyileşmesine mani olacağı gibi daha da borca batık hale gelmesine sebebiyet verebilir. Bu yüzden mahkemelerce her somut duruma göre ve şirketlerin iyileştirme projelerinin hayata geçirilmesi ve gerçekliği ölçüsünde yasakların yumuşatılması gerektiğinde şirket ya da kooperatif lehine bazı kararların alınması yerinde olacaktır.

İflas erteleme kararının iflas davası hariç diğer davalara herhangi bir etkisi bulunmamaktadır. İhtiyati haciz kararı da bir mahkeme kararı olduğundan bu kararın alınmasına da yasal engel bulunmamaktadır. Zira davaların büyük çoğunluğu genel mahkemelerde görülmekte ve icra takip işleminin devamı niteliğinde sayılmamaktadır. Hal böyleyken doktrinde, iflas erteleme kararıyla icra takip işlemleri için işlemeyeceği öngörülen zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin davalar içinde söz konusu olması gerektiği yönündeki görüşe, bu süreçte davalar için öngörülen herhangi bir yasaklama söz konusu olmadığından katılmak mümkün değildir. Zira iflas erteleme süreci kanunen iki yıla[132] kadar uzayabildiğinden, hak sahiplerinin bu sürenin sonunda dava açmaları halinde çoğu kanunda öngörülen dava açma süreleri son bulmuş olacak ve hak sahipleri zamanaşımı defi veya hak düşürücü süre tehlikesiyle karşı karşıya kalacaklardır. Bu durumda ise açılan davalarının esasına girilmeksizin süre yönünden davalar reddolunarak davacılar hak kaybına uğrayacaklardır.

 

KAYNAKÇA

 

Akdeniz Murat/Kayıhan Şaban, İflasın Ertelenmesi ve Hukuki Sonuçları, Kabalcı Yayıncılık, İstanbul 2014

Atalay Oğuz, Borca Batıklık ve İflasın Ertelenmesi, Güncel Hukuk Yayınları, İzmir 2007

Atamer Yeşim M., Sözleşme Özgürlüğünün Sınırlandırılması Sorunu Çerçevesinde Genel İşlem Şartlarının Denetlenmesi, Beta Yayınevi, İstanbul 2001

Atamer Yeşim M., “Yeni Türk Borçlar Kanunu Hükümleri Uyarınca Genel İşlem Koşullarının Denetlenmesi,TKHK m.6 ve TTK m.55, f.1 (f) ile Karşılaştırılmalı Olarak”, Türk Hukukunda Genel İşlem Şartları Sempozyumu,Bildiriler,Tartışmalar, BATİDER, Ankara 2012

Aydemir Efrail/Çağlar Türkan, İflasın Ertelenmesi ve Konkordato, Adalet Yayınevi, Ankara 2010.

Aydoğdu Murat, Türk Borçlar Hukuku’nda Genel İşlem Koşullarının ve Tüketici Hukukunda Haksız Şartların Denetimi, Seçkin Yayınevi, Ankara 2014

Balcı Şakir, “İflasın Ertelenmesi”, Legal Hukuk Dergisi, Cilt:3, Sayı:31,Temmuz 2005

Balcı Şakir, “ İflas Erteleme Sürecinde Borçlu Hakkındaki Ceza Yargılamaları (Mal Beyanında Bulunmamak ve Karşılıksız Çek Keşide Etmek Suçları), Legal Hukuk Dergisi, Cilt:5, Sayı:56, Yıl:2007

Bilgen Mahmut, İflasın Ertelenmesi, Konkordato, Sıra Cetveli, Satış ve Paraların Paylaştırılması, Ankara 2008

Budak, Ali Cem, İcra ve İflas Hukukunda Kiralayanın hapis Hakkının Kullanılması, Ankara 2003

Çetin Özlem Kayhan, İflasın Ertelenmesi Bağlamında Kayyımlık, Adalet Yayınevi, Ankara 2011

Deliduman Seyithan, İflasın Ertelenmesinin Etkileri, Ankara 2008

Deliduman Seyithan, “İflasın Ertelenmesi Davalarında İİK 89.Maddenin Uygulanma Biçimi Üzerine Düşünceler”, İstanbul Barosu Dergisi, Cilt:81, Sayı:6, Yıl:2007

Demir Şamil, “Kiralayanın Hapis Hakkı”, Ankara Barosu Dergisi, Sayı:4, Yıl: 2013

Deynekli Adnan/Kısa Sedat, İtirazın İptali Davaları, Turhan Kitabevi, Ankara 2002

Deynekli Adnan, “İflas Ertelemenin İşçi Alacaklarının Tahsiline Etkisi”, Sicil İş Hukuku Dergisi, Sayı:15, Eylül 2009

Ermenek İbrahim, İflasın Ertelenmesi, Adalet Yayınevi, Ankara 2009

Gürdoğan Burhan: İflâs Hukuku Dersleri (İflâs/Konkordato/İptal Davaları), Ankara 1966

Gümüş Mustafa Alper, Yeni 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununa Göre Kira Sözleşmesi, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2012

Hakimoğlu Merve, “İflasın Ertelenmesinin Etkileri”, Terazi Hukuk Dergisi, Sayı:99,

Kasım 2014

Havutçu Ayşe, Açık İçerik Denetim Yoluyla Tüketicinin Genel İşlem Şartlarına Karşı Korunması, Güncel Hukuk Yayınları, İzmir 2003

Işıktaç Muhip Şeyda, “İflasın Ertelenmesi”, İstanbul Barosu Dergisi, Cilt:78, Sayı:1, Yı:2004

İpekçi Nizam, İcra ve İflas Kanunu Takbikatı, Adil Yayınevi, Ankara 2004

Karataş İzzet/Ertekin Erol, Tasarrufun İptali DavalarıYetkin YayınlarıAnkara 1998

Kayar İsmail, Anonim Ortaklıkta Mali Durumun Bozulması ve Alınacak Tedbirler, Mimoza Yayınları, Konya 1997

Kayar İsmail, “İflasın Ertelenmesinde Borca Batıklık Ve İyileştirme Projesi İle İlgili Yargıtay Kararlarının Değerlendirilmesi”, Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Sayı: 33, Temmuz-Aralık 2009

Kayar İsmail, “Yeni TTK’ya Göre Anonim Şirkette Sermaye Kaybı ve Borca Batıklığın Tespiti ve Sonuçları”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Cilt:18, Sayı:2, Yıl: 2012

Kuru Baki/Arslan Ramazan/ Yılmaz Ejder, İcra ve İflas Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara 2007

Kuru Baki, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, İstanbul 2006

Kuru Baki/Arslan Ramazan/Yılmaz Ejder, İcra ve İflas Hukuku Ders Kitabı, Yetkin Yayınları, Ankara 1998

Kuru Baki/ Arslan Ramazan/ Yılmaz Ejder, Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara 1998

Muşul Timuçin, İflasın Ertelenmesi, On İki Levha Yayınları, İstanbul 2008

Muşul Timuçin,  İcra ve İflas Hukuku, 2. Baskı ,İstanbul, Legal Yayınevi, 2005

Özbek Mustafa, “Yapım Sözleşmesinde Yüklenicinin İflasının Ertelenmesiyle Ortaya Çıkan Sorunlar ve Çözüm Önerileri”, Legal Medeni Usul ve İcra İflas Hukuku Dergisi, Cilt:4, Sayı: 9, Yıl:2008

Özekes Muhammet, “İflasın Ertelenmesi (İİK m.179-179b; TTK m. 324) (Medeni Usul ve İcra- İflas Hukukçuları Toplantısı II-III, İstinaf Derecesi, Yargıtay Kararlarının Değerlendirilmesi, Bilirkişilik, İflasın Ertelenmesi, Ankara 2007

Özekes Muhammet, “İflasın Ertelenmesi”, Legal Hukuk Dergisi, Cilt:3, Sayı: 33, Yıl:2005

Özekes Muhammet, İcra ve İflas Hukukunda İhtiyati Haciz, Seçkin Yayıncılık,

Ankara 1999

Öztek Selçuk, İflasın Ertelenmesi, Arıkan Yayınevi, İstanbul 2007

Öztek Selçuk, “İflasın Ertelenmesi” Bankacılar Dergisi, Sayı:53, Yıl:2005

Pekcanıtez Hakan/ Atalay Oğuz/ Özekes Muhammet, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Hükümlerine Göre Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara 2011

Pekcanıtez Hakan/Atalay Oğuz/ Sungurtekin-Özkan Meral/ Özekes Muhammet, İcra ve İflas Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara 2007

Pekcanıtez Hakan, İcra ve İflas Hukuku , Yetkin Yayınevi , Ankara 2005

Pekcanıtez Hakan, “İflasın Ertelenmesi Kurumuna Eleştirel Bakış”, Legal Medeni Usul ve İcra İflas Hukuku Dergisi, Sayı:17, Yıl:2010

Pekcanıtez Hakan, “İflasın Ertelenemesi”, İstanbul Barosu Dergisi, Cilt:79, Sayı:2, Yıl:2005

Pekcanıtez Hakan, Anonim Ortaklıkların İflası, Ankara 1991

Poroy Reha/Yasaman Hamdi, Ticari İşletme Hukuku, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2004

Sayhan İsmet, “Anonim Şirketlerde Aktiflerin Pasifleri Karşılayamamasının Sonucu Olarak İflas ve İflasın Ertelenmesi”, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi,Cilt:23,Sayı:1,Yıl:2005

Seyfi Ramazan, “Sermaye Şirketlerinde İflasın Ertelenmesi”, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü,  Kayseri 2007

Tandoğan Haluk, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri,Cilt I/2, İstanbul 2008

Tekinay Selahattin Sulhi/Akman Sermet/Burcuoğlu Haluk/Altop Atilla, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 1993

Topuz Murat, “Ticari İşletmenin Devrinde Tasarruf İşlemlere İlişkin Şekil Sorunu”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Cilt:18, Sayı:2,        Yıl: 2012

Topuz Murat, Prof Dr. Ergon A. Çetingil ve Prof. Dr. Rayegan Kender’e 50. Birlikte Çalışma Yılı Armağanı, İstanbul 2007

Türk Ahmet, Anonim Ortaklıkta Sermaye Kaybı ve Borca Batıklığın Hukuki Sonuçları, Ankara 1999

Türk Ahmet, “Sermaye Ortaklıklarının Ve Kooperatiflerin Borca Batıklık Nedeniyle İflâsı ve İflâsın Ertelenmesi Konusunda İcra Ve İflâs Kanunu’nda Yapılan Son Değişikliklerin Değerlendirilmesi ve Öneriler”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt:6,Sayı:1, Yıl:2004

Ulusoy Erol/Domaniç Hayri, Ticaret Hukukunun Genel Esasları, Arıkan Yayınları, İstanbul 2007

Umar Bilge: Türk İcra ve İflâs Hukukunda İptal Davaları, İstanbul 1963

Uyar Talih, İcra ve İflas Kanunu Şerhi, Cilt:10, İzmir 2009

Uyar Talih, İcra ve İflas Kanunu Şerhi, Cilt:3, Ankara 2008

Uyar Talih, İcra ve İflas Hukukunda Tasarrufun İptali Davaları, Ankara 2008

Uyar Talih: İcra ve İflâs Hukukunda “Alacaklılara Zarar Vermek Kasdı İle Yapılan Hileli Tasarruflardan Dolayı İptal”(İİY m.280), MBD. Nisan 1992/41

Uyar Talih, İcra ve İflas Hukukunda Suç Sayılan Fiiller, Şafak Yayınevi, Manisa 1987

Üstündağ Saim, İflas Hukuku , 3. Baskı, İstanbul 2002

Üstündağ Saim, “Türk Ticaret Kanunu’nun 324. Maddesinin 3. Fıkrası Üzerine Düşünceler” Günümüzde Yargı, 1980/3

Yavaş Murat, Borçlunun Üçüncü Şahıslardaki Mal, Hak ve Alacaklarının Haczi (İİK  m.  89), Arıkan Yayınevi, İstanbul 2005

Yavuz Nihat, TBK ve HMK’ya göre Kira Hukuku, Adalet Yayınevi, Ankara 2014

Sinerji Mevzuat ve İçtih

 

[1] 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu 179/b’ye göre “Erteleme kararı üzerine borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur; bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren müddetler işlemez.”; Aynı konu ile ilgili bkz.   Aydemir, Efrail/Çağlar, Türkan, İflasın Ertelenmesi ve Konkordato, Adalet Yayınevi, Ankara 2010, s.118.; Yarg.12.HD.,11.06.2014 T., 2014/14727 E., 2014/17046 K.; Yarg. 21.HD., 08.05.2014 T., 2014/7999 E. 2014/10137 K.,; Yarg.12.HD., 10.12.2014 T., 2013/36432 E., 2014/3088 K., Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı

[2] Hakimoğlu, Merve, “İflasın Ertelenmesinin Etkileri”, Terazi Hukuk Dergisi, Sayı:99, Kasım 2014,s.46 ; İpekçi, Nizam, İcra ve İflas Kanunu Takbikatı, Adil Yayınevi, Ankara 2004, s.1099.

[3] Deliduman, Seyithan, İflasın Ertelenmesinin Etkileri, Ankara 2008, s. 111.

[4] Deliduman, s. 105.

[5] Hakimoğlu, s. 46; Sıra No:1 Tahsilât Genel Tebliği, “İflas Yoluyla Takip ve Konkordato” başlıklı 4. Bölümünün 3. maddesinde “2004 sayılı Kanunun 4949 sayılı Kanunla değişik 179 ve devamı maddelerinde iflas ertelemesine ilişkin hükümler düzenlenmiştir. Bu düzenlemelere göre, 2004 sayılı Kanunda öngörülen şartlar çerçevesinde, amme borçlusunun iflasının ertelenmesine karar verilmesi halinde, alacaklı tahsil dairelerince erteleme kararı devam ettiği sürece takip yapılamayacaktır”. Bu düzenleme ile idare de takip yapılamayacağını açık bir şekilde ifade etmektedir. Ancak iflas ertelemesi, iflasın açılması hükmünde olmadığından, amme alacaklarına gecikme zammı uygulanmasına devam edilecektir.” hükümleri bulunmaktadır.

[6] Pekcanıtez, Hakan, “İflasın Ertelenmesi Kurumuna Eleştirel Bakış”, Legal Medeni Usul ve İcra İflas Hukuku Dergisi, Sayı:17, Yıl:2010, s.488.

[7] Balcı, Şakir, “İflasın Ertelenmesi”, Legal Hukuk Dergisi, Cilt:3, Sayı:31,Temmuz 2005, s.2443; Hakimoğlu, s.47.

[8] Pekcanıtez, Hakan, “İflasın Ertelenmesi”, İstanbul Barosu Dergisi, Cilt:79, Sayı:2, Yıl:2005, s.350.

[9] Pekcanıtez, “İflasın Ertelenmesi”, s.351.

[10] Muşul, Timuçin, İflasın Ertelenmesi, On İki Levha Yayınları, İstanbul 2008,s.173; Öztek, Selçuk, İflasın Ertelenmesi, Arıkan Yayınevi, İstanbul 2007,s116; Çetin, Özlem Kayhan, İflasın Ertelenmesi Bağlamında Kayyımlık, Adalet Yayınevi, Ankara 2011, s.27; Ermenek, İbrahim, İflasın Ertelenmesi, Adalet Yayınevi, Ankara 2009, s.148; Pekcanıtez, “İflasın Ertelenmesi”, s.350. 

[11] Öztek, s.93; Aynı doğrultuda bkz. YHGK, 12.04.2007 T., 2007/261 E., 2007/3707 K., (Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı)

[12] Atalay, Oğuz, Borca Batıklık ve İflasın Ertelenmesi, Güncel Hukuk Yayınları, İzmir 2007,s.152;

Öztek, s.102; Deliduman, s.100.

[13] Yavaş, Murat, Borçlunun Üçüncü Şahıslardaki Mal, Hak ve Alacaklarının Haczi (İİK  m.  89), Arıkan Yayınevi, İstanbul 2005, s. 57; Kuru, Baki, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, İstanbul 2006, s. 130.

[14] Uyar, Talih, İcra ve İflas Kanunu Şerhi, Cilt:10, İzmir 2009, s. 15696.

[15] Türk, Ahmet, “Sermaye Ortaklıklarının Ve Kooperatiflerin Borca Batıklık Nedeniyle İflâsı ve İflâsın Ertelenmesi Konusunda İcra Ve İflâs Kanunu’nda Yapılan Son Değişikliklerin Değerlendirilmesi ve Öneriler”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt:6,Sayı:1, Yıl:2004,s.315; Muşul, s.179; Uyar, s.15696. Aksi yönde görüş için Bkz. Atalay, s.152; Öztek, s.102, Yazarlara göre, “ Takip talebinde bulunulması icra takip işlemi niteliğinde olmadığından “İflasın Ertelenmesi” kararından sonra borçlu hakkında takip talebinde bulunulabilir. İcra dosyası açılabilir ancak borçluya ödeme emri veya icra emri gönderilemez.”

[16] Akdeniz, Murat/Kayıhan,Şaban, İflasın Ertelenmesi ve Hukuki Sonuçları, Kabalcı Yayıncılık, İstanbul 2014, s.136.; Ermenek, s.306.; Aynı doğrultuda Yarg. 12.HD, 28.05..2004, 2004/8556 E. 2004/13661 K, "İİK'nun 179/b madde hükmü gereğince iflasın ertelenmesi kararı üzerine borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere, hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış olan takipler de durur. Bu nedenle 8.10.2003 tarihinde iflasın  ertelenmesi kararından sonra  alacaklının  13.11.2003 tarihinde  takip yapmasına yasal imkan bulunmadığından, bu takibin iptaline karar vermek gerekirken durdurulmasına karar verilmesi isabetsizdir", Ermenek , s.136.

[17] Öztek, s.103; Atalay, s.152; Topuz, Murat, Prof Dr. Ergon A. Çetingil ve Prof. Dr. Rayegan Kender’e 50. Birlikte Çalışma Yılı Armağanı, İstanbul 2007, s.1090.

[18] Yarg. 10.HD.03.04.2007 T., 2007/3867 E., 2007/5176 K., Akdeniz/Kayıhan, s.136-137.

[19] Pekcanıtez, “İflasın Ertelenmesi Kurumuna Eleştirel Bakış”,s.489.

[20] Ayrıca doktrinde, iflas erteleme sürecinde doğan borçların şirketçe ödenmemesi durumunda  her ne kadar yeni takip yasağı bu alacaklılar bakımından da söz konusu olacak olsa da bu kişilerin doğrudan kayyıma veya mahkemeye durumu bildirmek suretiyle iflasın ertelenmesi kararının kaldırılmasını sağlama imkânları olduğu belirtilmektedir.         ( Pekcanıtez, “İflasın Ertelenmesi”, s.355).

[21] Pekcanıtez, “İflasın Ertelenemesi”, s.342-343; Topuz, s. 1092.; Öztek, s.90; Özekes, Muhammet, “İflasın Ertelenmesi”, Legal Hukuk Dergisi, Cilt:3, Sayı: 33, Yıl:2005, s.3279.

[22] Akdeniz/Kayıhan, s.137.; Pekcanıtez, “İflasın Ertelenemesi”,s.345.; Öztek, s.90; Yarg.19.HD.,31.12.2004 T., 2004/13440 E., 2014/7170 K. sayılı ilamında “ İİK 179/b’de belirtilen takiplerin durması, icra takibinin olduğu aşamada kalması olup, bir sonraki aşamaya geçilememesini ifade eder.Bu sebeple de hacizlerin kaldırılması sonucunu doğurmaz.”

[23] Özekes, “İflasın Ertelenmesi”, s.3280.

[24] Aynı doğrultuda bkz. Türk, s.318; Yazara göre, “ Muhafaza tedbirleri iyileştirme projesinin uygulanmasını engelliyorsa proje zaten uygulanabilir olmaktan uzak demektir ve mahkeme iflas kararı verecektir. Bu nedenle mahkeme, iyileştirme projesinin uygulanmasını güçleştiren muhafaza tedbirlerini kaldırabilmelidir”.

[25] Aksi yönde görüş için bkz. Öztek, Selçuk, “İflasın Ertelenmesi” Bankacılar Dergisi, Sayı:53, Yıl:2005,s.52, Yazara göre, “Şirketin erteleme kararından önce haczedilmiş mevduatı üzerinde erteleme kararından sonra yapılan mal alım bedelinin ödenmesi amacıyla kaldırılmaması gerekir.Çünkü erteleme sırasında mevcut olup da ertelemeden önce haczedilmiş mevduat şirketin muhafaza edilmesi gereken aktifine dahildir.Alacaklılar bu aktifin bu şekilde kalmasında menfaat sahibidirler”.

[26] Kayar, İsmail, Anonim Ortaklıkta Mali Durumun Bozulması ve Alınacak Tedbirler, Mimoza Yayınları, Konya 1997, s.241; Sayhan, İsmet, “Anonim Şirketlerde Aktiflerin Pasifleri Karşılayamamasının Sonucu Olarak İflas ve İflasın Ertelenmesi”, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi,Cilt:23,Sayı:1,Yıl:2005, s.97; Üstündağ, Saim, “Türk Ticaret Kanunu’nun 324. Maddesinin 3. Fıkrası Üzerine Düşünceler” Günümüzde Yargı, 1980/3, s.18; Pekcanıtez, Hakan, Anonim Ortaklıkların İflası, Ankara 1991, s.48-49.

[27] Öztek, s.92; Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder, Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara 1998, s.554; Pekcanıtez, Hakan/ Atalay, Oğuz/ Özekes, Muhammet, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Hükümlerine Göre Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara 2011, s.661, Yazarlara göre İhtiyati Tedbir; “ Kesin hükme kadar devam eden yargılama boyunca, davacı veya davalının dava konusu ile ilgili olarak hukuki durumunda meydana gelebilecek zararlara karşı öngörülmüş geçici nitelikte geniş veya sınırlı olabilen hukuki korumadır.”

[28] Özekes, Muhammet, “İflasın Ertelenmesi (İİK m.179-179b; TTK m. 324) (Medeni Usul ve İcra- İflas Hukukçuları Toplantısı II-III, İstinaf Derecesi, Yargıtay Kararlarının Değerlendirilmesi, Bilirkişilik, İflasın Ertelenmesi, Ankara 2007,s.463 ; Özbek, Mustafa, “Yapım Sözleşmesinde Yüklenicinin İflasının Ertelenmesiyle Ortaya Çıkan Sorunlar ve Çözüm Önerileri”, Legal Medeni Usul ve İcra İflas Hukuku Dergisi, Cilt:4, Sayı: 9, Yıl:2008, s.28.

[29] Kayar, İsmail, “İflasın Ertelenmesinde Borca Batıklık Ve İyileştirme Projesi İle İlgili Yargıtay Kararlarının Değerlendirilmesi”, Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Sayı: 33, Temmuz-Aralık 2009, s.20; Kayar, İsmail, “Yeni TTK’ya Göre Anonim Şirkette Sermaye Kaybı ve Borca Batıklığın Tespiti ve Sonuçları”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Cilt:18, Sayı:2, Yıl: 2012, s.653; Işıktaç, Muhip Şeyda, “İflasın Ertelenmesi”, İstanbul Barosu Dergisi, Cilt:78, Sayı:1, Yı:2004, s.110.

[30] Mahkeme, iflas erteleme başvurusu üzerine, öncelikle şirketin borca batık olup olmadığını ve ıslahının mümkün olup olmadığını, erteleme ile mali durumunun düzelip düzelmeyeceğini yaptıracağı bilirkişi incelemesi ile saptayacağından bu incelemenin de mevcut ülke şartlarında ortalama 1 ay süreceği gözetilmelidir.

[31] Öztek, a.g.m, s.51.

[32] Kuru, Baki/Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder, İcra ve İflas Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara 2007, s.504; Pekcanıtez, Hakan/Atalay, Oğuz/ Sungurtekin-Özkan, Meral/ Özekes, Muhammet, İcra ve İflas Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara 2007, s.433.

[33] Atalay, s.155; Öztek, s.101; Aksi yönde görüş için bkz., Muşul,s.224.

[34] Atamer, Yeşim M., Sözleşme Özgürlüğünün Sınırlandırılması Sorunu Çerçevesinde Genel İşlem Şartlarının Denetlenmesi, Beta Yayınevi, İstanbul 2001, s.143; Aydoğdu, Murat, Türk Borçlar Hukuku’nda Genel İşlem Koşullarının ve Tüketici Hukukunda Haksız Şartların Denetimi, Seçkin Yayınevi, Ankara 2014,s.123; Havutçu, Ayşe, Açık İçerik Denetim Yoluyla Tüketicinin Genel İşlem Şartlarına Karşı Korunması, Güncel Hukuk Yayınları, İzmir 2003,s.154-155.

[35] Havutçu, s.154; Aydoğdu, s.123; Atamer, Yeşim M., “Yeni Türk Borçlar Kanunu Hükümleri Uyarınca Genel İşlem Koşullarının Denetlenmesi,TKHK m.6 ve TTK m.55, f.1 (f) ile Karşılaştırılmalı Olarak”, Türk Hukukunda Genel İşlem Şartları Sempozyumu,Bildiriler,Tartışmalar, BATİDER, Ankara 2012, s.42.

[36] Atamer, “GİŞ Sempozyumu, s.12; Aydoğdu; s. 46; Havutçu, s.29.

[37] Örneğin bir bankanın halen kullanımda olan Kredi Sözleşmesinde yer alan şu cümle konuyu daha iyi anlatacaktır: “Yatırımın Rehin, Hapis, Takas, Mahsup ve Virman Hakkı: Müşteri, Banka/… Yatırım’a karşı işbu Sözleşme’den veya herhangi bir sebepten doğmuş ve doğacak her türlü borçlarından dolayı, Müşteri’ye ait olup da Banka şubelerinde veya … Yatırım’da bulunan veya herhangi bir zaman ve şekilde bulunabilecek veya Müşteri’nin Banka/… Yatırım’a vereceği talimat gereğince İMKB, TCMB veya aracı kuruluşlardan Banka/… Yatırım’ca alınarak Banka/yetkili saklama kuruluşu nezdinde saklanmak üzere veya diğer bir gaye ile Banka şubelerinde/… Yatırım’da bulunan veya yetkili saklama kuruluşunda saklanan bütün sermaye piyasası araçları ve bunların kuponları, anapara, işlemiş ve işleyecek faiz, temettü, rüçhan hakkı, itfa bedelleri, kar payları ve bu sermaye piyasası araçlarının Müşteri’nin talebi ve Banka/… Yatırım’ın açık veya zımni muvafakati ile satılması halinde tahsil edilen satış bedelleri ile yeniden alınan veya alınacak her türlü sermaye piyasası araçları üzerinde Banka/… yatırımın rehin, hapis, takas, mahsup ve virman hakkı olduğunu, işbu rehinli sermaye piyasası araçlarından vadeye bağlı olanların vade tarihlerinde nakde tahvil edilmeleri halinde bunların anapara ve faiz tutarları ve bu sermaye piyasası araçlarının tahsil edilen bedelleri ile Müşteri’nin nam ve hesabına yeniden sermaye piyasası araçları alınması halinde yeni alınan sermaye piyasası araçlarının da işbu rehinin şümulüne dâhil olduğu, Banka/… Yatırım’ın Müşteri’nin herhangi bir yazılı talimatına gerek kalmaksızın Banka/… Yatırım nezdindeki hesaplarda mevcut ve ileride yatırılacak sermaye piyasası araçları ile Banka/… Yatırım’a havale edilmiş ve edilecek sermaye piyasası araçlarını dilediği zamanda ve resen Müşteri namına açılacak bir bloke hesaba almaya yetkili olduğunu, bloke hesaptaki sermaye piyasası araçları ile Banka/… Yatırım’a havale edilmiş ve edilecek sermaye piyasası araçlarının keza işbu rehinin şümulüne dâhil olduğunu ve Banka/… Yatırım’ın Müşteri’den vadesi gelmiş veya gelecek, mevcut ve doğabilecek herhangi bir alacağı olduğu sürece Banka/… Yatırım’ın herhangi bir yasal yola başvurmasına veya Müşteri’ye herhangi bir ihbar veya ihtar yapılmasına lüzum kalmaksızın rehnedilen bu sermaye piyasası araçlarını dilediği zamanda ve dilediği şekilde satarak paraya çevirmeye ve satış bedelini Banka/… Yatırım’a doğmuş ve doğacak borçlarının anapara, tahakkuk eden faiz, fon, komisyon, gider vergisi, temerrüt faizi, gecikme faizi, vekalet ücreti ve diğer masrafları ile birlikte tamamına mahsup etmeye yetkili olduğunu kabul eder.” (Atamer, GİŞ Sempozyumu, Dipnot 109.)

[38] Muşul, s. 213; Öztek, s.90; Balcı, s.2442; Akdeniz/Kayıhan, s.139; Ayrıca Türk’e göre; “Erteleme süresi içinde takip yasağına aykırı olarak yeni takip yapılması veya mevcut takiplere devam edilmesinin yaptırımı konkordatoda olduğu gibi, mutlak butlan olduğu ve ilgililerin icra tetkik merciine süresiz şikayet hakkı bulunduğu kabul edilmelidir”, Türk, s.317.

[39] Uyar, s. 15696; Türk, s.315.

[40] Atalay s. 153; Topuz, s. 1090; Deliduman, s. 113.

[41] Atalay, s. 153; Deliduman, s. 113.

[42] Akdeniz/Kayıhan, s.137; Atalay, s.156-157; Aydemir/Çağlar, s.126; Aynı yönde bkz.

 Yarg.19.HD.,17.03.2005 T.,2004/11750 E.,2005/2789 K.“ İflasın ertelenmesi kararının etkileri İİK.nun 179/b maddesinde düzenlenmiştir. Erteleme talebinde bulunan lehine müteselsil kefil olanların erteleme kararı sonucu verilen takip yasağından faydalanacağına ilişkin bir düzenleme bulunmadığından erteleme talebi müteselsil kefiller yönünden geçerli değildir. Mahkemece bu yönün gözetilmemesi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir”.(Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı); Yarg.12.HD.22.06.2006 T.,2006/11455 E., 2006/13571 K., “Borçlu hakkında kambiyo senedine dayalı olarak yapılan takip sırasında Borçlu vekili, müvekkilinin Haltan Tarım Ürünleri A.Ş.’nin yönetim kurulu başkanı ve ortağı olduğu, anılan şirket hakkında iflasın ertelenmesi davası açıldığı, verilen tedbir kararı uyarınca İİK’nun 179. maddesi hükmü gereği, müvekkili hakkındaki takibin geri bırakılmasını istemektedir. İİK’nun 179/a - 179/b maddelerinin somut olayda uygulama yeri bulunmamaktadır. Bu nedenlerle muteriz borçlu vekilinin isteminin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde icranın geri bırakılmasına dair hüküm tesisi isabetsizdir.”, Aydemir/Çağlar, s.126.

[43] Özekes, Muhammet, İcra ve İflas Hukukunda İhtiyati Haciz, Seçkin Yayıncılık, Ankara 1999,s.12;

Kuru, s.880; Uyar, s.16867.

[44] Yarg.12.HD.,28.02.2006 T.,2006/419 E., 2006/3748 K.; Yarg.12.HD., 12.07.2005 T., 2005/12108 E., 2005/15401 K.; Yarg.12.HD., 27.06.2005 T., 2005/10507 E., 2005/13864 K., Uyar,s.16869.

[45] Yarg.12.HD., 28.02.2006 T., 2006/419 E., 2006/3748 K.; Yarg.12.HD., 12.07.2005 T., 2005/12108 E., 2005/15401 K., Uyar, s.16901.

[46] Hakimoğlu, s.46.

[47] Hakimoğlu, s.46.

[48] Yarg.11.HD., 20.02.2013 T., 2013/1851 E., 2013/3031 K., Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı

[49] Yarg.19.HD.,16.11.2007 T.,2007/7313 E., 2007/10240 K., Uyar, s.16933.

[50] Pekcanıtez/Atalay/Sungurtekin-Özkan/Özekes, s. 207.

[51] Deliduman, Seyithan, “İflasın Ertelenmesi Davalarında İİK 89.Maddenin Uygulanma Biçimi Üzerine Düşünceler”, İstanbul Barosu Dergisi, Cilt:81, Sayı:6, Yıl:2007,s.2601; Yavaş, s.1; Kuru, s.403.

[52] Deliduman, a.g.m, s. 2601; Muşul, s.224; Yavaş, s.9; Pekcanıtez/Atalay/Sungurtekin-Özkan/Özekes, s. 213.

[53] Deliduman, a.g.m, s.2603; Kuru, s.129; Yavaş, s.56-57; Üstündağ, s.32; Pekcanıtez/Atalay/Sungurtekin-Özkan/Özekes, s.50.

[54] Aksi yönde bkz. Yarg.19.HD.,12.04.2007 T., 2007/331 E.,2007/3708 K sayılı ilamında “..İflasın ertelenmesi halinde uygulanacak tedbirler genel olarak İcra ve İflas Kanunu'nun 179/a maddesinde gösterilmiştir. Ancak bu tedbirler alacaklıların ve üçüncü kişilerin maddi hukuktan doğan talep ve def’i haklarını kısıtlamayacak ölçüde olmalıdır. Somut olayda takas, mahsup, temlik ve üçüncü kişiye devir yapılmaması; birinci haciz ihbarnamesi gönderilmemesi konusunda tedbir kararı verilmiştir. Söz konusu tedbir kararları kanuna aykırı olup, hükmün bu noktadan bozulması gerekmiştir.” (Deliduman, a.g.m, s.2602).

[55] Atalay, s.137-138.

[56] Atalay, s.138; Aksi yönde görüş için bkz. Öztek, s.98;Yazara göre,“ İİK 88.madde’ye göre, para, banknot, hamiline muharrer senetler, poliçe ve sair cirosu kabil senetler, altın, gümüş ve diğer kıymetli şeylerin haczedilip bunlara el koymanın haczin geçerlilik şartı olduğu doğrudur. Fakat, borçlunun üçüncü kişilerdeki para alacağının veya talep hakkının haczedilmesi İİK 89. maddeye göre gerçekleştirilir. Bu nedenle haciz ihbarnamesi iflasın ertelenmesi kararından önce bankaya tebliğ edilmiş ve bu para icra dairesine gönderilmemiş ise borçluya ödenmesi mümkün olmayıp bu paranın bankaca icra dairesine ödenmesi gerekir.”

[57] Kayar, “Yeni TTK’ya Göre Anonim Şirkette Sermaye Kaybı ve Borca Batıklığın Tespiti ve Sonuçları”, s.656. Ayrıca Yarg. 19.HD., 30.12.2004 T., 2004/7170 E., 2004/13440 K. sayılı ilamında belirttiği üzere, “ ..şirketin borca batık durumda olması halinde ıslahının mümkün bulunup bulunmadığını incelenmesi ve şirketin mali durumunun iyileştirilmesi ümidinin bulunmaması halinde şirketin iflasına karar verilecektir.” (Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı). Bu nedenle şirketin daha da borca batık hale gelmesine sebep olacak tüm işlemlere iflas erteleme süreci içerisinde izin verilmemelidir.

[58] Atalay, s.152;  Öztek, s.102; Deliduman, s. 100.

[59] Aydemir/Çağlar, s.121; Pekcanıtez, “İflasın Ertelenmesi Kurumuna Eleştirel Bakış”,s.494; Balcı, s.2443; Türk, s.318; Hakimoğlu, s.46; Akdeniz/Kayıhan, s.140; Muşul, s.228. Aynı doğrultuda bkz. Yarg.12.HD., 11.03.2013 T., 2013/5406 E., 2013/8721 K., “İflasın ertelenmesi kararının etkileri ise İİK'nun 179/b maddesinde düzenlenmiştir. İflasın ertelenmesi kararının en önemli etkisi takiplerin durmasıdır. Anılan yasa hükmüne göre, 6183 Sayılı Kanun'a göre yapılan takipler de dahil olmak üzere tüm takipler erteleme süresi içinde durur, yeni takip yapılamaz (İİK'nun 179/b-1. mad.). Kanunda, takiplerin durmasına iki istisna getirilmiştir. Bunlardan biri İİK'nun 206. maddesinin birinci sırasında yazılı alacaklar olup, diğeri ise rehinle temin edilen alacaklardır”. (Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı).

[60] Muşul, s.229; Deliduman, s.124; Türk, s.318.

[61] Pekcanıtez, “İflasın Ertelenmesi”, s.443; Türk, s.320.

[62] (RG. 25.10.2007, S.26681).

[63] Ermenek, s.141; Akdeniz/Kayıhan, s.140; Aydemir/Çağlar, s.122; Özekes, “İflasın Ertelenmesi”, s.3280; Öztek, s.105; Işıktaç, s.111.

[64] Deliduman, s.128; Muşul, s.230.

[65] Öztek, s.106; Muşul, s.230. Yazarlara göre, “Kanun karşılıklı tavizler yoluyla, rehinli alacaklı ile borçlu şirket arasında belli bir denge tesis etmiştir. Fakat erteleme süresince işleyecek faizler mevcut rehinle karşılanamıyorsa, rehinli alacaklı karşılanmayan faiz miktarı için teminat talep edebilecektir. Şirket bu teminatı vermediği takdirde satış yapılacaktır.”

[66] Pekcanıtez, “İflasın Ertelenmesi”, s. 343; Atalay , s. 162; Deliduman , s. 129; Türk, s. 320; Sayhan, s.117.

[67] Öztek, s.106;

[68] Sayhan, 117.

[69] Özekes, “İflasın Ertelenmesi”, s.3280;Pekcanıtez, “İflasın Ertelenmesi”, s.344; Öztek, s.111; Muşul, s.235-236; Akdeniz/Kayıhan, s.141; Türk, s.318; Balcı, s.2443; Uyar, s.15697.

[70] Öztek, s.112; Pekcanıtez, “İflasın Ertelenmesi”, s.344;

[71] Deynekli, Adnan, “İflas Ertelemenin İşçi Alacaklarının Tahsiline Etkisi”, Sicil İş Hukuku Dergisi, Sayı:15, Eylül 2009,s.57.

[72] Atalay, s.160; Türk, s. 322; Topuz, s.1094; Öztek, s. 111; Deliduman, s. 138; Deynekli, s.58.

[73] Muşul, s.236.

[74] Öztek, s.111; Atalay, s.160.

[75] Deynekli, s.58.

[76] Özekes, “İflasın Ertelenmesi”, s.3281;Öztek, s.102; Pekcanıtez, “İflasın Ertelenmesi”, s.344; Muşul, s.207.

[77] Bilgen, Mahmut, İflasın Ertelenmesi, Konkordato, Sıra Cetveli, Satış ve Paraların Paylaştırılması, Ankara 2008,s.155;Hakimoğlu, s.47.

[78] Uyar, Talih, İcra ve İflas Hukukunda Tasarrufun İptali Davaları, Ankara 2008,s 16; Karataş, İzzet/Ertekin, Erol, Tasarrufun İptali DavalarıYetkin YayınlarıAnkara 1998, s.286;  Muşul, Timuçin,  İcra ve İflas Hukuku, 2. Baskı ,İstanbul, Legal Yayınevi, 2005, s.1168; Pekcanıtez, Hakan, İcra ve İflas Hukuku , Yetkin Yayınevi , Ankara 2005 , s.501; Üstündağ, Saim, İflas Hukuku , 3. Baskı, İstanbul 2002, s.234.

[79] Uyar, Tasarrufun İptali, s.16; Üstündağ, s.234; Karataş/Ertekin, s.16; “İİK m.277’de tasarrufun butlanına ve m. 278-280’de batıldır denilmekte ise de, burada söz konusu olan, borçlar hukuku anlamında (TBK m. 27) bir butlan değildir. Burada iptal davasına konu yapılan tasarruf başlangıçta (yapıldığında) geçerlidir ve iptal davası kazanılırsa bu tasarruf tamamen iptal edilecek değildir.” (Kuru, s. 1196).

[80] Uyar, Tasarrufun İptali, s.17; Üstündağ, s.216; Muşul, s.1166, Aynı doğrultuda bkz. Yarg.17.HD., 2013/3011 E., 2013/3899 K. “Dava, İİK 277 ve devamı maddeleri gereğince açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir. Bu davalarda amaç; borçlunun haciz ya da iflasından önce yaptığı bazı tasarrufların geçersiz ya da iyiniyet kurallarına aykırılık nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalması ve dolayısıyla o mal üzerinde cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır.” (Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı)

[81] Üstündağ, s. 217; Pekcanıtez/Atalay/Sungurtekin- Özkan/Özekes, s.551.

[82] “Haciz tutanağında borçlunun haczedilen mallarından başka mallarının bulunmadığı yazılı değilse veya borçlunun haczedilen mallarının takdir edilen kıymetine göre takip konusu alacağa yeteceği anlaşılmakta ise, böyle bir haciz tutanağı geçici aciz belgesi niteliğinde değildir ve alacaklı, böyle bir haciz tutanağı ile iptal davası açamaz” (Kuru, s. 1212).

[83] Yarg.15.HD., 11.11.2003 T., 2003/5503 E., 2003/5364 K., “Aciz belgesi alınabilmesi için de öncelikle alacaklı tarafından borçlu hakkında icra takibi yapılması ve ayrıca iptal davasının kabulüne mahkemece karar verilebilmesi için de takibin kesinleşmesi zorunludur.” (Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı)

[84] Üstündağ, s.221.

[85] Umar, Bilge: Türk İcra ve İflâs Hukukunda İptal Davaları, İstanbul 1963, s82; Gürdoğan, Burhan: İflâs Hukuku Dersleri (İflâs/Konkordato/İptal Davaları), Ankara 1966, s.232; Uyar, Talih: İcra ve İflâs Hukukunda “Alacaklılara Zarar Vermek Kasdı İle Yapılan Hileli Tasarruflardan Dolayı İptal”(İİY m.280), MBD. Nisan 1992/41, s.14-15.

[86] Pekcanıtez/Atalay/Sungurtekin-Özkan/Özkekes, s. 388-389.

[87] Pekcanıtez/Atalay/Sungurtekin-Özkan/Özekes, s.390; Türk, Ahmet, Anonim Ortaklıkta Sermaye Kaybı ve Borca Batıklığın Hukuki Sonuçları, Ankara 1999, s.39.

[88] Türk, s.303; Balcı, s.2442; Özekes, s. 3261.

[89] Zira Yargıtay aciz vesikasının davaya sunulma zamanı ile ilgili olarak “Aciz belgesinin dava açılmadan dava açıldıktan sonra veya temyiz aşamasında ve hatta hükmün Yargıtay'ca onanmasından veya bozulmasından sonra bile sunulma olanağı olduğunu” açıkça belirtmektedir. (Yarg.17.HD., 27.10.2011 T., 2011/8921 E., 2011/9874 K.).

[90] Yarg. 17.HD., 31.01.2013 T., 2012/3019 E., 2013/807 K., (Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı)

[91] Aynı doğrultuda bkz. Yarg. 4. HD., 17.01.2002 T., 2001/13125 E., 2002/435 K. “ BK.'nun 18. maddesine dayalı olarak açılan davada alacaklının aciz vesikası sunma şartı olmadan İcra İflas Kanunu'nun 283. maddesine göre taşınmazın satışını ve haczini isteyebilmesine olanak tanınması yolunda istemde bulunma ve dava açma hakkı vardır. Daha önce açılan "İcra İflas Kanunu'nun 277. maddesine dayalı tasarrufun iptali davasının aciz vesikası yokluğundan reddi" bu davanın açılmasına ve dinlenmesine engel değildir”. (Uyar, Tasarrufun İptali, s.775.)

[92] Topuz, Murat, “Ticari İşletmenin Devrinde Tasarruf İşlemlere İlişkin Şekil Sorunu”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Cilt:18, Sayı:2, Yıl: 2012, s.37.

[93] Poroy, Reha/Yasaman, Hamdi, Ticari İşletme Hukuku, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2004,s.34; Ulusoy, Erol/Domaniç, Hayri, Ticaret Hukukunun Genel Esasları, Arıkan Yayınları, İstanbul 2007,s.148.

[94] Topuz, “Ticari İşletmenin Devri”, s.38.

[95] Tekinay, Selahattin Sulhi/Akman, Sermet/Burcuoğlu, Haluk/Altop, Atilla, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 1993, s.280.

[96] Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop, s.281; Topuz, “Ticari İşletmenin Devri”, s.42.

[97] İİK 280/4’e göre, “Ticari işletmenin veya işyerindeki mevcut ticari emtianın tamamını veya mühim bir kısmını devir veya satın alan yahut bir kısmını iktisapla beraber işyerini sonradan işgal eden şahsın, borçlunun alacaklılarını ızrar kasdını bildiği ve borçlunun da bu hallerde ızrar kasdiyle hareket ettiği kabul olunur. Bu karine, ancak iptal davasını açan alacaklıya devir, satış veya terk tarihinden en az üç ay evvel keyfiyetin yazılı olarak bildirildiğini veya ticari işletmenin bulunduğu yerde görülebilir levhaları asmakla beraber Ticaret Sicili Gazetesiyle; bu mümkün olmadığı takdirde bütün alacaklıların ıttılaını temin edecek şekilde münasip vasıtalarla ilan olunduğunu ispatla çürütülebilir.”

[98] Özekes, s.3281; Pekcanıtez, “İflasın Ertelenmesi”, s.344; Sayhan, s.118; Atalay, s.171.

[99] Muşul, s.210; Özbek, s.30.

[100] Kuru, Baki/Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder, İcra ve İflas Hukuku Ders Kitabı, Yetkin Yayınları, Ankara 1998, s.138; Deynekli,Adnan/Kısa,Sedat, İtirazın İptali Davaları, Turhan Kitabevi, Ankara 2002,s.79; Uyar,Talih, İcra ve İflas Kanunu Şerhi, Cilt:3, Ankara 2008, s.4237.

[101] Öztek, s.104; Muşul, s.208.

[102] Pekcanıtez,“ İflasın Ertelenmesi”, s. 344; Deliduman, s. 94; Atalay, s. 152. Aynı doğrultuda bkz. Yarg.19.HD., 2009/2694 E., 2010/552 K., “İflasın ertelenmesi davası açılması ve iflasın ertelenmesi kararı verilmesi borçlu hakkında itirazın iptali davası açılmasına veya açılan davanın yürütülmesine engel teşkil etmeyeceğinden mahkemece işin esası incelenip davanın esastan sonuçlandırılması gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddinde isabet görülmemiştir”. (Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı)

Yarg.15.HD.,25.02.2008 T., 2007/4752 E., 2008/1114 K., “İflasın ertelenmesi davası açılması ve hatta iflasın ertelenmesi kararı verilmesi borçlu hakkında dava açılmasına veya açılan davanın yürütülmesine engel teşkil etmeyeceğinden mahkemece işin esasının incelenip davanın sonuçlandırılması, yargılama sürerken erteleme istemi reddedilip iflas kararı verilmesi halinde İİK.nun 194.maddesi uyarınca işlem yapıldıktan sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme sonucu yazılı gerekçeyle davanın reddi doğru olmamıştır”. (Hakimoğlu, s.47.)

[103] Deliduman, s.94.

[104] Türk, s.316; Pekcanıtez, “İflasın Ertelenmesi”, s.344.

[105] Tandoğan, Haluk, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri,Cilt I/2, İstanbul 2008, s.1; Gümüş, Mustafa Alper, Yeni 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununa Göre Kira Sözleşmesi, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2012, s.32.

[106] Yarg.12.HD., 06.05.2013 T., 2013/7267 E., 2013/17116 K. (Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı)

[107] Yavuz, Nihat, TBK ve HMK’ya göre Kira Hukuku, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, s.652; Gümüş, s.326; TBK 352/1. maddesi, “ Kiracı, kiralananın teslim edilmesinden sonra, kiraya verene karşı, kiralananı belli bir tarihte boşaltmayı yazılı olarak üstlendiği halde boşaltmamışsa kiraya veren, kira sözleşmesini bu tarihten başlayarak bir ay içinde icraya başvurmak veya dava açmak suretiyle sona erdirebilir.” hükmünü içermektedir.

[108] Gümüş, s.331;Yavuz, s.680.

[109] Tandoğan, s.225-226; Yavuz, s.680. Aynı doğrultuda bkz. Yarg. 6.HD., 06.06.2006 T., 2006/4627 E., 2006/6393 K. “ İki haklı ihtar nedeniyle açılacak davada tahliyeye karar verilebilmesi için kiracının bir kira yılı içinde iki haklı ihtara sebebiyet vermiş olması gerekir, ihtar tebliğinden sonra yapılan ödemeler iki haklı ihtarın oluşmasına engel teşkil etmez. Süresiz sözleşmelerde ve kira parasının yıllık ödenmesi gereken hallerde ve bir yıldan kısa süreli sözleşmelerde iki haklı ihtar oluşmaz.” (Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı)

[110] Özbek, s.31;Tandoğan, s.228, Yazara göre, “ Kiracının iflası nedeniyle kira sözleşmesinin feshi için, kiracının mallarının haczedilip sattırılmış olması yeterli değildir. Mahkemece kiracının iflasına karar verilmiş olması gerekir.”

[111] Deliduman, s.156.

[112] Seyfi, Ramazan, “Sermaye Şirketlerinde İflasın Ertelenmesi”, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü,  Kayseri 2007, s.302.

[113] Demir,Şamil, “Kiralayanın Hapis Hakkı”, Ankara Barosu Dergisi, Sayı:4, Yıl: 2013, s.54

[114] TBK m.336; “ Taşınmaz kiralarında kiraya veren, işlemiş bir yıllık ve işlemekte olan altı aylık kira bedelinin güvencesi olmak üzere, kiralananda bulunan ve kiralananın döşenmesine veya kullanılmasına yarayan taşınırlar üzerinde hapis hakkına sahiptir.” EBK m 267’ de ise bu husus; “Bir gayrimenkulün kiralayanı, nihayet geçmiş bir senelik ve cereyan etmekte olan altı aylık kiranın temini için kiralananın tefrişatına ve tezyinatına ve ondan intifaı temine mahsus olup kiralanan dâhilinde bulunan menkul eşya üzerinde hapis hakkını haizdir”. şeklinde düzenlenmişti. Bu iki madde arasında eski metinle yeni metin arasında hapis hakkına konu olabilecek eşya gruplarının üçten ikiye indirilmesi dışında bir fark yoktur. Eski metindeki “tezyinatına (süslenmesine)” kelimesi kanundan çıkarılmıştır. Yeni metin hükmüne göre, kiracının duvarlarını süsleyen çok kıymetli bir tablo, artık hapis hakkına konu olamayacaktır. Zira, duvardaki tablo, süsleme (tezyin) hedefine yönelik bir nesne olarak algılanacaktır. (Bkz. Demir, s.56 vd.)   

[115] Gümüş, s.201.

[116] Yargıtay hapis hakkının kullanılması için defter tutulmasının zorunlu olmadığını belirtmektedir. Yarg. 19.HD.07.04.2005 T., 2004/9522 E.,2005/3781 K. “Borçlar Kanunu'nun 267 nci maddesine göre kiralayan, geçmiş bir yıllık ve işleyecek altı aylık kira alacağının teminatını teşkil etmek üzere; kiralanan taşınmazın tefrişatı, tezyinatı ve kiralanandan yararlanmayı kolaylaştırmak üzere hasredilmiş taşınır malları üzerinde hapis hakkını haizdir. Kiralayanın bu hakkı yukarıda açıklanan dönem içinde doğmuş ve doğacak kira alacaklarını teminat altına almak üzere her zaman kullanılabilir.Aynı yasanın 269 ncu maddesindeki şartların olayda bulunmadığı da dikkate alındığında davacı yanın bedeli paylaşıma konu olan mallar üzerindeki hapis hakkının korunması ve sıra cetvelinde öncelikle yer alması gerekir. Mahkemece malların defterinin tutulmadığı gibi yasada yer almayan bir şartın bulunmadığından bahisle davanın reddinde isabet olmadığı gibi, rehin ve hapis haklarında alacak, söz konusu teminat kapsamında rüçhanlı olup, hiç takibe girişilmese dahi öncelikle ödenmelidir. Açıklanan nedenlerle yerel mahkeme kararının bozulması gerekmiştir”. (Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı)

[117] Kuru, El Kitabı, s. 887.

[118] Kuru, El Kitabı, s. 888.

[119] İİK m.23/2: “ Taşınır Rehni tabiri, teslime bağlı rehinleri, Türk Medeni Kanunun 940’ıncı maddesinde öngörülen rehinleri, ticari işletme rehnini, hapis hakkını, alacak ve sair haklar üzerindeki rehinleri”

[120] Budak, Ali Cem, İcra ve İflas Hukukunda Kiralayanın hapis Hakkının Kullanılması, Ankara 2003, s.53-57.

[121] Balcı, Şakir, “ İflas Erteleme Sürecinde Borçlu Hakkındaki Ceza Yargılamaları (Mal Beyanında Bulunmamak ve Karşılıksız Çek Keşide Etmek Suçları), Legal Hukuk Dergisi, Cilt:5, Sayı:56, Yıl:2007, s.2554.

[122] Balcı, “Ceza Yargılamaları”, s.2554; Uyar, Talih, İcra ve İflas Hukukunda Suç Sayılan Fiiller, Şafak Yayınevi, Manisa 1987, s.236.

[123] İİK.m.76 : “Mal beyanında bulunmayan borçlu, alacaklının talebi üzerine beyanda bulununcaya kadar icra mahkemesi hakimi tarafından bir defaya mahsus olmak üzere hapisle tazyik olunur. Ancak bu hapis üç ayı geçemez.”

[124] İİK.m.340 : “111 inci madde mucibince veya alacaklının muvafakati ile icra dairesinde kararlaştırılan borcu ödeme şartını, makbul bir sebep olmaksızın ihlal eden borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra borçlu borcun tamamını veya o tarihe kadar icra veznesine yatırmak zorunda olduğu meblağı öderse tahliye edilir; ödemelerini tekrar keserse, hakkında tazyik hapsine yeniden karar verilir. Ancak, bir borçtan dolayı tazyik hapsinin süresi üç ayı geçemez.”

[125] Balcı, “Ceza Yargılamaları”, s.2555-2562.

[126] Kayar, “Yeni TTK’ya Göre Anonim Şirkette Sermaye Kaybı ve Borca Batıklığın Tespiti ve Sonuçları”,s.647.

[127] Kayseri 1.İcra Ceza Mahkemesi 10.11.2016 T., 2016/216 D.İş sayılı dosyasında verilen kararda “Dosya kapsamı, itiraz dilekçesinin içeriği, itiraz olunan kararda yazılı gerekçeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, tedbir verilen tarihten sonra taahhüt verildiği için geçerli değildir. Bu kararda icra maddesi sunulmuştur. Bu husus kamu düzeni ile ilgili olup süresiz şikayete tabidir. Bu nedenle taahhüt geçersiz olduğundan itirazın kabulü ile sanık hakkında verilen cezanın kaldırılarak sanığın beraatine karar verilmesi ve yerinde bulunan itirazın kabulüne karar verilmiştir”.

[128] Pekcanıtez/Atalay/Sungurtekin-Özkan/Özekes, s.445.

[129] Uyar, “İcra ve İflas Hukukunda Suç Sayılan Fiiller”, s.244.

[130] Yarg.11.CD., 22.01.2014 T., 2013/24685 E., 2014/1337 K., (Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı)

[131] Özbek, s.33.

[132] 09.08.2016 tarihine kadar verilmiş iflas erteleme kararları önceki kanun hükmüne tabi olmaya devam edecektir. Yani bu şirket veya kooperatifler 09.08.2016 tarihinden önce iflas erteleme almışlar ise  İİK.m179/b-4 hükmü eski hali gereğince 5 yıla kadar erteleme kararları uzatılabilecektir.

Avukat Süleyman TOPAK