1. Makaleler
  2. Yargı Kararları
  3. Sorular ve Cevaplar

TARIM İŞİ VE TARIM İŞÇİSİ KAVRAMLARI DOĞRULTUSUNDA YARGITAY KARAR İNCELEMESİ


        TARIM İŞİ VE TARIM İŞÇİSİ KAVRAMLARININ 4857 SAYILI İŞ KANUNU ÇERÇEVESİNDE İNCELENMESİ

                   ÖZET

Tarım işçileri, İş Kanunundan doğan hukuki güvenceye ancak 4857 sayılı İş Kanunu çerçevesinde kavuşturulmuş olup bu güvence dahi yetersiz kalmıştır. Zira 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında[1] bir tarım işçisinin güvencede olması için tarım ve orman işlerinin yapıldığı işyerlerinde en az 51 işçinin çalışması şartı aranmıştır.

Bu çalışmamızda ele alınan Yargıtay 22. Hukuk Dairesi kararı doğrultusunda, tarım işi ve tarım işçisi kavramları ve haklarında uygulanacak hukuki mevzuat hükümleri uygulama ve Yargıtay kararları da dikkate alınarak detaylı bir şekilde incelenecektir.

 

 

 

 

 

 

 

 

1.1.  İNCELEME KONUSU YARGITAY KARARI

     YARGITAY

22.Hukuk Dairesi

Esas:  2014/16548

Karar: 2014/23028

Karar Tarihi: 08.09.2014

Dava: Davacı, kıdem, ihbar tazminatı, hafta tatili, fazla mesai, ulusal bayram ve genel tatil ile yıllık ücretli izin alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.

Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi G. Y. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Karar: Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, müvekkilinin davalıya ait işyerinde 12.09.2009 tarihinden itibaren gece bekçisi, şoför ve bahçıvanlık işlerinde çalıştığını, fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil zamlı ücretlerini talep ettiği için 06.02.2013 tarihinde iş sözleşmesinin feshedildiğini belirterek kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla çalışma alacağı, yıllık ücretli izin, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil alacaklarının ödenmesini istemiştir.

Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili, davacının hayvan bakıcısı olduğunu, 23.01.2013 tarihli dilekçe ile istifa etmek istediğini bildirdiğini, davacının istifa etmek istediği tarihten çok önce işi bıraktığını, bu nedenle devamsızlık tutanaklarının tutulduğunu, işe dönmesi için noter kanalıyla ihtarname gönderildiğini, 5 günlük ücret ve 3 günlük yıllık izin ücretinin hesabına yatırıldığını, aylık 900,00 TL ücret aldığını belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

 

Temyiz: Kararı taraflar temyiz etmiştir.

Gerekçe: 4857 sayılı İş Kanunu'nun 1. maddesinin ikinci fıkrası gereğince, 4. maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu kanunun uygulanacağı belirtilmiştir.

İş Mahkemelerinin bulunmadığı yerlerde iş davalarına bakmak üzere bir asliye hukuk mahkemesi görevlendirilir. İş davalarına bakmakla görevli asliye hukuk mahkemesine açılan dava "iş mahkemesi sıfatıyla" açılmamış ise, mahkeme görevsizlik kararı veremez. Bu durumda asliye hukuk mahkemesi tarafından, verilecek bir ara kararı ile davaya "iş mahkemesi sıfatıyla" bakmaya devam olunur.

Davanın, 4857 sayılı Kanun'u kapsamı dışında kalması halinde, mahkemenin görevsizliğine ve dosyanın görevli hukuk mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir. Davanın esastan reddi usule aykırıdır.

5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca, 4857 sayılı Kanun'a göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında, iş sözleşmesinden veya 4857 sayılı Kanun'a dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözüm yeri iş mahkemeleridir.

4857 sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca, 50'den az işçi çalıştırılan (50 dahil) tarım ve orman işlerinin yapıldığı işyerlerinde veya işletmelerinde bu Kanun hükümleri uygulanmaz. İşçi tarım ve orman işlerinin yapıldığı bir işyerinde çalışıyor ise, bu işçi ile işveren arasındaki uyuşmazlığın iş mahkemesi yerine görevli hukuk mahkemesine çözümlenmesi gerekir.

Ancak, tarım ve orman işlerinin yapıldığı işyerinde 50 dahil daha az işçi bulunmasına rağmen, işyerinde sendika örgütlenmesi sonucu toplu iş sözleşmesi bağıtlanmış ise, üye sendika üyesi işçi ile işveren arasındaki uyuşmazlığın 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu'nun 66. maddesi uyarınca iş mahkemesinde görülmesi gerekir.

Bunun dışında 4857 sayılı Kanun'un 4. maddesinde tarım ve orman işlerinin yapıldığı işyerlerinde çalışanların kanun kapsamına girmeyeceği açıklandıktan sonra aynı madde de ayrık durumlara yer verilmiştir.

Buna göre;

1.Tarım sanatları ile tarım aletleri, makine ve parçalarının yapıldığı atölye ve fabrikalarda görülen işlerde,

2.Tarım işlerinde yapılan yapı işlerinde,

3.Halkın faydalanmasına açık park ve bahçelerde,

4.Bir işyerinin eklentisi durumundaki bahçe işlerinde, çalışanların, 4857 sayılı Kanun'u kapsamında olacakları belirtilmiştir.

Sonuç olarak tarım ve orman işletmelerindeki bitki ve hayvan üretimi, bakım ve yetiştirmesi dışında kalan işler 4857 sayılı Kanun'a tabidir.

Görev kamu düzenine ilişkin olup mahkemece re'sen gözetilmesi gereken bir husustur.

Somut olayda her ne kadar, davacı taraf dava dilekçesinde şoför ve bekçi olarak çalıştığını iddia etmiş ise de, yargılama aşamasında dinlenen taraf tanık beyanları incelendiğinde davacının ''tarım ve hayvancılık'' işlerinde çalıştırıldığı anlaşılmaktadır. Çalışılan iş yerinin 4857 sayılı Kanunun 4. maddesi kapsamında bulunup bulunmadığı irdelenerek Mahkemenin görevli olup olmadığı hususu tartışılmadan sonuca gidilmesi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.

Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı bozulmasına, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 08.09.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

1.2. OLAYIN ÖZETİ

Davacı , davalıya ait işyerinde 12.09.2009 tarihinden itibaren gece bekçisi, şoför ve bahçıvanlık işlerinde çalıştığını, fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil zamlı ücretlerini talep ettiği için 06.02.2013 tarihinde iş sözleşmesinin feshedildiğini belirterek kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla çalışma alacağı, yıllık ücretli izin, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil alacaklarının ödenmesini istemiştir

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

1.3.MERCİLERİN ÇÖZÜM TARZI

1.3.1.      Yerel Mahkeme Kararı

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Davalının temyizi üzerine Özel Dairece hüküm, davacı tarafın dava dilekçesinde şoför ve bekçi olarak çalıştığını iddia etmiş ise de, yargılama aşamasında dinlenen taraf tanık beyanları incelendiğinde davacının ''tarım ve hayvancılık'' işlerinde çalıştırıldığının anlaşıldığı dolayısıyla çalışılan iş yerinin 4857 sayılı Kanunun 4. maddesi kapsamında bulunup bulunmadığının irdelenerek Mahkemenin davaya bakmaya görevli olup olmadığı hususu tartışılmadan sonuca gidilmesinin isabetsiz olduğundan bahisle bozulmuştur.

1.3.2.      Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin Kararı

4857 sayılı İş Kanunu'nun 1. maddesinin ikinci fıkrası gereğince, 4. maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu kanunun uygulanacağı belirtilmiştir.

İş Mahkemelerinin bulunmadığı yerlerde iş davalarına bakmak üzere bir asliye hukuk mahkemesi görevlendirilir. İş davalarına bakmakla görevli asliye hukuk mahkemesine açılan dava "iş mahkemesi sıfatıyla" açılmamış ise, mahkeme görevsizlik kararı veremez. Bu durumda asliye hukuk mahkemesi tarafından, verilecek bir ara kararı ile davaya "iş mahkemesi sıfatıyla" bakmaya devam olunur.

Davanın, 4857 sayılı Kanun'u kapsamı dışında kalması halinde, mahkemenin görevsizliğine ve dosyanın görevli hukuk mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir. Davanın esastan reddi usule aykırıdır.

5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca, 4857 sayılı Kanun'a göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında, iş sözleşmesinden veya 4857 sayılı Kanun'a dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözüm yeri iş mahkemeleridir.

4857 sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca, 50'den az işçi çalıştırılan (50 dahil) tarım ve orman işlerinin yapıldığı işyerlerinde veya işletmelerinde bu Kanun hükümleri uygulanmaz. İşçi tarım ve orman işlerinin yapıldığı bir işyerinde çalışıyor ise, bu işçi ile işveren arasındaki uyuşmazlığın iş mahkemesi yerine görevli hukuk mahkemesine çözümlenmesi gerekir.

Ancak, tarım ve orman işlerinin yapıldığı işyerinde 50 dahil daha az işçi bulunmasına rağmen, işyerinde sendika örgütlenmesi sonucu toplu iş sözleşmesi bağıtlanmış ise, üye sendika üyesi işçi ile işveren arasındaki uyuşmazlığın 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu'nun 66. maddesi uyarınca iş mahkemesinde görülmesi gerekir.

Bunun dışında 4857 sayılı Kanun'un 4. maddesinde tarım ve orman işlerinin yapıldığı işyerlerinde çalışanların kanun kapsamına girmeyeceği açıklandıktan sonra aynı madde de ayrık durumlara yer verilmiştir.

Buna göre;

1.Tarım sanatları ile tarım aletleri, makine ve parçalarının yapıldığı atölye ve fabrikalarda görülen işlerde,

2.Tarım işlerinde yapılan yapı işlerinde,

3.Halkın faydalanmasına açık park ve bahçelerde,

4.Bir işyerinin eklentisi durumundaki bahçe işlerinde, çalışanların, 4857 sayılı Kanun'u kapsamında olacakları belirtilmiştir.

Sonuç olarak tarım ve orman işletmelerindeki bitki ve hayvan üretimi, bakım ve yetiştirmesi dışında kalan işler 4857 sayılı Kanun'a tabidir.

Görev kamu düzenine ilişkin olup mahkemece re'sen gözetilmesi gereken bir husustur.

Somut olayda her ne kadar, davacı taraf dava dilekçesinde şoför ve bekçi olarak çalıştığını iddia etmiş ise de, yargılama aşamasında dinlenen taraf tanık beyanları incelendiğinde davacının ''tarım ve hayvancılık'' işlerinde çalıştırıldığı anlaşılmaktadır. Çalışılan iş yerinin 4857 sayılı Kanunun 4. maddesi kapsamında bulunup bulunmadığı irdelenerek Mahkemenin görevli olup olmadığı hususu tartışılmadan sonuca gidilmesinin isabetsiz olduğu gerekçeleriyle bozulmuştur.

1.4. ÇÖZÜMLENMESİ GEREKEN HUKUKİ PROBLEM

Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, davacı işçinin 4857 sayılı İş Kanunu 4.maddesinde sayılan ve istisna kapsamında sayılan tarım işlerinde çalışan bir işçi olup olmadığı, bu kapsamda ise açtığı davada mahkemenin görevli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

1.5.KONUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ

Çalışmanın amacı doktrin ve yargı kararları ışığında tarım işi ve tarım işçisi kavramlarının açıklanması ve tarım işçileri için 4857 sayılı İş Kanunu doğrultusunda getirilen istisnalar kapsamında uyuşmazlıklarda yargı mercilerinin hangi yönde kararlar verdiğini tespit etmektir. Bu kapsamda 4857 sayılı İş Kanunu ve ilgili diğer mevzuatlar birlikte değerlendirilecektir.

1.5.1        Türk Hukukunda Tarım İşi Kavramı

Bir toprak parçası üzerinde ekim, dikim, bakım gibi yürütülen tüm tarımsal faaliyetler tarım işi olarak nitelendirilir[2]. Özellikle ülkemizde tarımsal faaliyetler büyük bir yer tutmaktadır. Zira tarımsal ürünlerin üretilmeksizin ve işlenmeksizin fert ve toplumun yaşaması mümkün değildir[3].

Tarım işi 4857 Sayılı İş Kanununa kadar iş mevzuatı açısından açıklanmamıştı. Bunun yanında Gelir Vergisi Kanununda dahi açıklanan tarım işinin tarım işçileri açısından önemli yer tutan İş kanununda açıklanmamış olması eleştirilmesi gereken bir konudur. Zira Gelir Vergisi Kanunu 52.maddesine göre[4]Zirai faaliyeti arazide, deniz, göl ve nehirlerde, ekim, dikim, bakım, üretme, yetiştirme ve ıslah yollariyle veyahut doğrudan doğruya tabiattan istifade et- mek suretiyle nebat, orman, hayvan, balık ve bunların mahsullerinin istihsalini, avlanmasını, avcıları ve yetiştiricileri tarafından muhafazasını, taşınmasını, satılmasını veya bu mahsuller- den sair bir şekilde faydalanılmasını ifade eder. Bazı nebat ve hayvan nevilerinde istihsalin doğrudan doğruya arazi üzerinde yapılma- ması zirai faaliyetin mahiyetini değiştirmez. Aşım yaptırmak maksadiyle erkek damızlık beslenmesi, çiftçiye ait her türlü ziraat ma- kina ve aletlerinin başka çiftçilerin zirai istihsal işlerinde çalıştırılması da zirai faaliyetlerden sayılır.Mahsullerin değerlendirilmeleri maksadiyle ve zirai istihsale müteferri olarak işlenmesi de zirai faaliyete girer. Ancak, bu ameliye, aynı teşebbüsün cüzünü teşkil eden bir işletmede vukua geliyorsa, bu ameliyenin zirai faaliyet sayılabilmesi için işletmenin sinai bir müessese ehemmiyet ve genişliğinde olmaması ve faaliyetini, cüz'ün teşkil ettiği teşebbüsün mahsullerine hasretmesi şarttır.

Satışların dükkan ve mağaza açılarak yapılması halinde, mahsullerin dükkan ve mağa- zaya gelinceye kadar geçirdikleri safhalar zirai faaliyet sahasında kalır. Çiftçiler tarafından doğrudan doğruya zirai faaliyetleri ile ilgili alım satım işlerinin tedviri için açılan yazıhaneler, faaliyetleri bu mevzua munhasır kalmak şartiyle dükkan ve mağaza sayılmaz…", Bunun gibi, mülga 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu[5] da, tarımsal faaliyeti, ekim, dikim, bakım, üretim, yetiştirme ve ıslah yollarıyla veya doğrudan doğruya tabiattan istifade etmek suretiyle bitki, orman, hayvan ve su ürünlerinin üretimini, avlanmasını, avcılar ve yetiştiriciler tarafından muhafazasını, taşınmasını sağlamak veya bu ürünlerden sair bir şekilde faydalanmak suretiyle faaliyet şeklinde açıklamaktadır. Ayrıca, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı çıkarmış olduğu bir Genelgede tarım ve orman işini şu şekilde tarif etmiştir: "(Orman ve tarım işleri deyimi); arazide, deniz, göl ve nehirlerde, ekim, dikim, bakım ve yetiştirme yolu ile bitki, orman, hayvan, balık ve bunların mahsullerinin istihsalini ifade eder"[6].

6831 sayılı Orman Kanunu[7]  da orman işlerini açık  bir  biçimde  tanımlamamıştır.  Ancak kanunda,  ağaçlama, bakım, imar, yol yapımı, kesme, toplama, taşıma, imal gibi işlerin, orman işleri olduğu vurgulanmıştır (m.40/1).

En son 4857 sayılı İş Kanununda tarım işinin konusunun ne olduğu açıkça 111.maddede sayılmıştır. Buna göre tarım ve orman işlerinden sayılacak işlerin esasları şunlardır:

“a) Her çeşit meyveli ve meyvesiz bitkiler; çay, pamuk, tütün, elyaflı bitkiler; turunçgiller; pirinç, baklagiller; ağaç, ağaççık, omca, tohum, fide, fidan; sebze ve tarla ürünleri; yem ve süt bitkilerinin yetiştirilmesi, üretimi, ıslahı, araştırılması, bunlarla ilgili her türlü toprak işleri, ekim, dikim, aşı, budama, sulama, gübreleme, hasat, harman, devşirme, temizleme, hazırlama ve ayırma işleri, hastalık ve zararlılarla mücadele, toprak ıslahı, çayır, mera, toprak ve su korunması.

b) Ormanların korunması, planlanması (amenajman), yetiştirilmesi, işletilmesi, sınırlandırılması çalışmaları, bunlara ait alt yapı çalışmaları ile tohum toplama, fidanlık, ağaçlandırma, erozyon kontrolü, etüt proje ve rehabilitasyonu, ormancılık araştırma ile milli park, orman içi dinlenme yerleri ve kent ormanlarının kurulması, bakım ve geliştirilmesi.

c) Her türlü iş ve gelir hayvanlarının (arı, ipek böceği ve benzerleri dahil) yetiştirilmesi, üretimi, ıslahı ve bunlarla ilgili bakım, güdüm, terbiye, kırkım, sağım ve ürünlerinin elde edilmesi, toplanması, saklanması ile bu hayvanların hastalık ve asalaklarıyla mücadele.

d) 854 sayılı Deniz İş Kanununun hükümleri saklı kalmak kaydıyla, kara ve su avcılığı ve üreticiliği ile bu yoldan elde edilen ürünlerin saklanması ve taşınması.

Yukarıda sayılan esaslar doğrultusunda bir işin bu Kanunun uygulanması bakımından sanayi, ticaret, tarım ve orman işlerinden hangisinin kapsamında sayılacağı; Sanayi ve Ticaret, Çevre ve Orman ile Tarım ve Köyişleri bakanlıklarının görüşleri alınarak, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca altı ay içinde çıkarılacak bir yönetmelikle düzenlenir.”

Tarım işi kavramı Yargıtay kararlarına da konu olmuştur. Bunlara ilişkin olarak Yargıtay bir kararında[8] “tarım işinin hareket noktasının üretme ve yetiştirme işlemi tamamlanana kadar olan faaliyetlerin tarım işi niteliğinde sayılacağı, üretme ve yetiştirme tamamlandıktan sonra yapılan işlemlerin tarım işi olarak nitelendirilmemesi gerektiği” belirtilmektedir.

Yargıtay başka bir kararında[9] ise “Tarım işyerinde yapılan bekçilik görevi tarım işi olarak nitelendirilemez.” demiştir.

Görüldüğü gibi, tarım işinde önemli olan üretme, yetiştirme ve bakımdır. Yalnız, bir şeyin üretim, bakım ya da yetiştirilmesi yetmez ayrıca işin bu belirtilenlerle çok yakın bir ilişki içerisinde de olması gerekmektedir. Zira, Fidan dikmek, fidanların dibini bellemek, çiçek dikmek ve bunların otlarını temizlemek tarım işidir. Bunun gibi, zeytin toplama işi, seracılık ve bahçecilik işleri, bahçe temizlik işleri, ormanda ağaç kesme işi, mantar üretimi işi, sulama suyu tevzii işçiliği, tarlayı traktörle sürme işi, orman tali yolunda greyder sürme işi de tarım işi olarak sayılmaktadır.[10]

1.5.2. Tarım İşçisi Kavramı

Hukukumuzda kural olarak bir hizmet akdiyle çalışan ve özellikle bedensel ve zihinsel   olarak emeklerini çalıştıkları işte ortaya koyan kimseler işçi olarak nitelendirilmektedir[11]. 4857 sayılı İş Kanunu 8.Maddesinde de “İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir” şeklinde iş sözleşmesi tanımlanmıştır[12]. Bu açıdan iş akdi, iş görme, ücret ve bağımlılık unsurlarından oluşmaktadır.

Tarım işçileri ise 4857 sayılı İş Kanununda tanımlanmadığı gibi, bugün yürürlükte olmayan, 4753 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanununda[13] “Kendisinin veya ailesinin hiç arazisi olmayıp da en az üç yıldan beri muayyen bir bölgede yerleşmiş ve bir ücret veya hasılatın bir hissesi mukabilinde devamlı olarak bedenen çalışanlar” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanım tarım işçilerinin kendine has özellikleri ve tarım işçilerinin çeşitli gruplara ayrılmış[14] olması nedeniyle bugün için de bir nebze olsun geçerli bir tanım olarak kabul etmek gerektiği düşüncesindeyiz.

ILO tarafından hazırlanan 129 sayılı Tarımda İş Teftişine İlişkin Sözleşme de ise tarım işçisi, “Toprağı işleme, canlı hayvanların yetiştirilip bakıldığı yerler dahil olmak üzere hayvancılık, ve besicilik, ormancılık, çiçekçilik, toprağı işleyenler tarafından yapılan ilk ürün işlemeleri ile her tür diğer tarımsal çalışmaların yapıldığı işyerlerinde çalışanlar” olarak nitelendirilmiştir[15].

Yukarıda belirtildiği gibi 4857 sayılı İş Kanunundan önce tarım işçilerinin haklarını  hukuki olarak koruma altına alan bir mevzuat düzenlemesi mevcut değildi. Halbuki, tarım işçisi fabrikada veya herhangi bir işyerinde çalışan başkaca işçilerden farklı değildir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, tarım işçisi de bir işverene iş akdiyle bağlı olduğu gibi, işgörme borcu kapsamında görevini ifa etmekte ve bu yaptığı iş karşılığında ücrete hak kazanmaktadır[16]. Hal böyleyken tarım işçileri için 4857 sayılı İş Kanunun 4. maddesinde “ 50 den az işçi çalıştıran (50 dahil) tarım ve orman işlerinin yapıldığı işyerlerinde ve işletmelerde” İş Kanunu hükümlerinin uygulanmayacağı öngörülerek bu işyerlerinde 51 işçinin çalıştırılması halinde İş Kanunu hükümlerinin uygulanacağı  düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu açıdan Tarım işçileri kısmen de olsa 4857 Sayılı İş Kanununun işçilere tanıdığı haklar ve güvencelerden yararlanma imkanına kavuşmuştur[17].

Bu düzenlemeye göre istisna hükmü tüm tarım veya orman işyerleri ile işletmelerini kapsamakta; sadece 50 dahil daha az çalıştıran bu nitelikteki işyerleri ile işletmeleri İş Kanunu kapsamına girmemektedir.Söz konusu hükümde, tarım ve orman işletmelerinden söz edildiği için, işletmeye bağlı işyerlerinde 50 den az işçi çalıştırılsa da işletmede toplam elliden fazla işçi çalıştırılıyorsa bu işletme de İş Kanunu kapsamına girecektir[18]. Bu kapsama girmeyen işçilere ise Türk Borçlar Kanunun hizmet akdine ilişkin hükümleri uygulanacaktır.

Iş Kanunun 4.maddesi b fıkrası bu hükmünün Anayasaya aykırı olduğundan bahisle, İzmir 5.Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından Anayasa Mahkemesine başvurulmuş, Anayasa Mahkemesi ise 31.10.2013 Tarih, 2013/23 E., 2013/123 K. sayılı kararında[19] İtiraz konusu kurala ilişkin yasama belgelerinde, tarım ve orman işçilerinin çok farklı alanları ilgilendirmesi nedeniyle ortak bir tanım altına alınamadığı, ülkede faaliyet gösteren tarım işletmelerinin büyük çoğunluğunun aile işletmeleri olduğu, tabii şartlara bağlı olarak genellikle mevsimlik çalıştıkları, istihdamlarına yönelik tam ve doğru bilgilere ulaşılamadığı belirtilmektedir. Bu nedenlerle yasa koyucunun ancak 50'den fazla çalışanı olan işyerlerinin süreklilik ve kontrol edilebilirlik nitelikleri gereği İş Kanunu kapsamına alınabildikleri, bunun dışındaki tarım ve orman işyeri ve işletmelerinde İş Kanunu hükümlerinin uygulanamayacağını öngördüğü anlaşılmaktadır.

Tarım ve orman iş ve işçilerinden, çalışma farklılıkları ve koşullan nedeniyle bir bütün halinde İş Kanunu kapsamına alınmayan istisnai haller kapsamında kalanlara 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun hizmet sözleşmesine ilişkin hükümlerinin uygulanacağı açıktır.

Kanun koyucunun tarım ve orman işyeri veya işletmelerinin kendine özgü farklılıklarını gözeterek 50'den az (50 dahil) işçi çalıştıran yerleri farklı kategoride ele alıp farklı hukuki düzenlemelere tabi kılmasında eşitlik ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.” demek suretiyle bu hükmün Anayasaya aykırı olmadığına karar vermiştir. Bu karara katılmak mümkün değildir. Zira bir tarım veya orman işyerinde 50 sayısına ulaşan bir işçi topluluğu bulunması halinde bu işçilerin hiçbiri İş Kanununda düzenlenen hak ve korumalardan (Kıdem Tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin v.s) yararlanamayacak, ancak bu sayının 51 olması halinde yararlanabilecektir. Bu hüküm açıkça Anayasanın eşitlik ilkesi ile çelişmektedir. Zira 1 işçi sayısı ile çok büyük hak ve korumalardan tarım işçileri mahrum edilmiştir.

Tarım ve Orman işlerinin genellikle iş yasalarının uygulama alanının dışında tutulmasının gerekçesi, bu işlerin dağınık bir şekilde ülke düzeyine yayılmış olması, çok çeşitli ve mevsimlik işlerden olması,iş gücünün mevsimlere ve doğa koşullarına göre başka bölgelere göç etmesi, değişik çalışma biçimleri nedeniyle tarımda çalışanları işçi ve işveren olarak ayırmanın güçlüğü gösterilmektedir[20].

Uygulamada karşılaşılan ve çözüme muhtaç bir konu, tarım ve orman işyerlerinde çalışan işçilerinin bazılarının yaptığı iş gereğince doğrudan tarım işi niteliğinde sayılmaması halinde bu işçilerin kapsamının ne olacağı sorusudur.

İşçi sayısının belirlenmesinde her ne kadar 50 den az işçi çalıştırılan tarım işlerinin yapıldığı işyerlerinde çalışan işçiler kapsam dışında tutulmuşlarsa doğrudan doğruya tarımla ilgili olmayan örneğin tarım işyerinde çalışan muhasebeci veya bekçi olarak çalışan kişiler de çalışan sayısında hesaba dahil edilmeli ve doğrudan yaptığı iş tarım işi olmayan bu işçiler işyerinde 50 den az işçi çalıştırılsa da İş Kanunu hükümlerine tabi olmalılardır[21]. Yargıtay’a göre[22] de işçi hem tarım işinde hem de tarım dışında bir işte (bekçilik[23], şoförlük gibi) çalışıyorsa, yaptığı işler arasında hangisinin daha baskın olduğu açıklığa kavuşturulmalı ve İş Kanunu kapsamına girip girmediği buna göre değerlendirilmelidir.

Bir işçinin çalışması İş Kanunu hükümleri çerçevesinde ise bu çalışmadan doğacak her türlü uyuşmazlık İş Mahkemelerinde görülecektir. Diğer taraftan işçinin çalışması Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabi olarak değerlendirildiğinde ise çıkan uyuşmazlıkta yargılamaya bakmaya görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemeleri olacaktır.

Uygulamada karşılaşılan başka bir sorun ise, tarım işinde çalışan bir işçinin bu işin görülmesi esnasında iş kazasına uğraması halinde davaya İş Mahkemelerinde mi, Asliye Hukuk Mahkemelerinde mi bakılacağı sorusudur.

Yargıtay verdiği bir kararında[24] “Tarım işçisinin iş yasasına tabi olmadığı, bu nedenle bu işin görülmesi esnasında geçirdiği iş kazası nedeniyle genel mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesinde Borçlar Kanununun hizmet akdine ilişkin hükümlerine göre dava açabileceğini” belirtmiştir.

Uygulamada karşılaşılan başka bir sorun ise, tarım işçilerinin herhnagi bir toplu iş sözleşmesinden yararlanmaları halinde haklarında İş Kanunu hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı ve bu durumda olan işçilerin İş Mahkemelerinde dava açıp açamayacağı meselesidir.

Toplu iş sözleşmeleri, temel olarak, isçi ve işveren taraflarının, çalışma koşullarını birlikte belirleyerek ortak paydada buluşmaları suretiyle, çalışma barışını1 sağlayacak düzeni oluşturmayı amaçlamaktadır[25]. Bireysel yapılan iş sözleşmelerinin, işçilerin korunmasının sağlanması bakımından yeterli olmaması, işçilerin birleşerek örgütlenmesi neticesi sendikaların ve toplu iş sözleşmelerinin ortaya çıkması sağlamış olup işverenler de işçi sendikaları karşısında örgütlenmiş ve işveren sendikaları kurulmuştur[26]. Bu şekilde toplu iş sözleşmeleri ile işçilerin, bireysel sözleşmelerin kurulmasında, sahip olmadığı pazarlık gücü sağlanmaya ve işyeri ile işletmede çalışma düzeni tesis edilmeye çalışılmıştır[27]. Bu açıdan tarım işçileri de herhangi bir sendikaya üye olur ve toplu iş sözleşmesinden yararlanır iseler, yaptıkları iş niteliği itibariyle ve sayı olarak İş Kanunu hükümlerine tabi olmasa da toplu iş sözleşmesi hükümlerinden yararlanmak suretiyle İş Kanunu doğrultusunda toplu iş sözleşmesinde öngörülen haklardan faydalanacak ve İş Mahkemelerinde işveren aleyhine dava açabileceklerdir. Zira Yargıtay da aynı görüştedir[28].

1.6. KARARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

Yukarıda değindiğimiz hususlarla incelemeye konu kararımızda davacının, tarım işlerinin görüldüğü bir işyerinde çalıştığı görülmektedir. Zira ilk bakışta 50 işçiye kadar (50 dahil) çalışılan tarım işyerlerinde ve işletmelerde İş Kanunu hükümlerinin uygulanmayacağı görüşüne kapılmamak gerektiği bir gerçektir. Zira davacı her ne kadar tarım işinin yapıldığı bir işyerinde çalışıyor ise de dava dilekçesinde bu işyerinde 12.09.2009 tarihinden itibaren gece bekçisi, şoför ve bahçıvanlık işlerinde çalıştığını belirtmiştir. O halde bakılması gereken husus bu işlerden tarım işiyle ilgili olmayan gece bekçiliği ve şoförlük işlerinin çalışılan tüm dönem boyunca bahçıvanlık işinden daha baskın ve sürekli olarak yapılıp yapılmadığı hususudur. Yargılama sırasında dinlenen taraf tanık beyanlarında davacının ağırlıklı olarak davalı işyerinde “tarım ve hayvancılık” işlerinde çalıştığı belirtilmiştir. O halde davacının davalı işyerinde yaptığı ağırlıklı görevi tarım işidir. Fakat kararda davalı işyerinde çalışan toplam işçi sayısı belirtilmemiştir. Bu yönüyle davalı işyerinde 50 den az işçi çalıştığı varsayımına dayanılırsa davacının yaptığı işte tarım işi olduğundan, 4857 Sayılı İş Kanunu hükümlerinin davacı yararına uygulanamayacağı gözetilerek İş Mahkemeleri davaya bakmaya görevli olmayacaktır. Dava Türk Borçlar Kanununun hizmet akdine ilişkin hükümleri doğrultusunda çözüleceğinden görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi olacaktır. Bu nedenlerle Yargıtay’ın bozma kararına katılıyoruz.

 

KAYNAKÇA

 Akı Erol, “İşveren ve İşkolu Değişikliğinin Yetki Süreci ve Toplu İş Sözleşmesine Etkisi”, Sicil İş Hukuku Dergisi, Sayı: 19, Eylül 2010.

Akyiğit Ercan, İş Kanunu Şerhi, Ankara 2006.

Çelik Nuri, İş Hukuku Dersleri, 15.Bası., İstanbul 2000.

Ekonomi Münir, İş Hukuku, Ferdi İş Hukuku, Cilt:1 3.Baskı, İstanbul 1987.

Eren Fikret/ Başpınar Veysel, Toprak Hukuku, Ankara 2014.

Günay Cevdet İlhan, İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku, 2.Baskı, Ankara 2010.

Kılıç Mehmet, “4857 Sayılı İş Kanunu Kapsamında Tarım İşçilerinin Hukuki Durumu”, Tarım Ekonomisi Dergisi, Cilt:12, Sayı:2, Yıl:2006.

Kılıç Mehmet, “Avrupa Birliğine Uyum Sürecinde Türk Tarım Hukuku: Mevcut Durum, Son Gelişmeler ve Yaklaşımlar”, Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi, Cilt:9, Sayı:2 Yıl:2010.

Kılıçoğlu Mustafa/Şenocak Kemal, İş Kanunu Şerhi, 3.Baskı, İstanbul 2013.

Mollanahmutoğlu Hamdi, İş Hukuku, 3.Baskı, Ankara 2008.

Narmanlıoğlu Ünal, İş Hukuku I, Ferdi İş İlişkileri, 4.Baskı, İstanbul 2013.

Soyer M.Polat, İş İlişkisinin Kurulması, Hükümleri ve İşin Değerlendirilmesi, Ankara 2010.

Sur Melda, İş Hukuku Toplu İlişkiler, 4. Bası, Ankara 2011.

Süzek Sarper, İş Hukuku, 9.Baskı, İstanbul 2013.

Tunçomağ Kenan/ Centel Tankut, İş Hukukunun Esasları, 6.Baskı, İstanbul 2013.

Uşan Fatih, “Yargıtay Kararları Işığında İş Kanunu Açısından Tarım İşleri”, Kamu –İş Dergisi, Cilt: 7, Sayı:2, Yıl:2003.

Yamakoğlu Efe, “Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu Uyarınca Yetki Tespitine İtiraz Prosedürü”, Kamu- İş, Cilt: 11, Yıl:2010.

Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı.

 

[1] 4857 sayılı İş Kanunu 4. maddesinde 50'den az işçi çalıştırılan (50 dahil) tarım ve orman işlerinin yapıldığı işyerlerinde veya işletmelerinde” bu kanun hükümlerinin uygulanmayacağı belirtilmiştir.

 

[2] Eren, Fikret/ Başpınar, Veysel, Toprak Hukuku, Ankara 2014, s.5.

[3] Eren/Başpınar, s.6.

[4] (RG. 31.12.2960 T., S.10700).

[5] (RG.17.10.1983 T., S.18197).

[6] (RG.28.10.1977 T.,S.16098).

[7] (RG.31.08.1956 T., S.9402).

[8] Yarg.10.HD., 29.4.1974 T., 2452/3428, Uşan, Fatih, “Yargıtay Kararları Işığında İş Kanunu Açısından Tarım İşleri”, Kamu –İş Dergisi, Cilt: 7, Sayı:2, Yıl:2003, s.8.

[9] Yarg. 9.HD., 07.03.2005 T., 4712/7468, Akyiğit, Ercan, İş Kanunu Şerhi, Ankara 2006, s.252.

[10] Çelik, Nuri, İş Hukuku Dersleri, 15.Bası., İstanbul 2000, s.61;Ekonomi, Münir, İş Hukuku, Ferdi İş Hukuku, Cilt:1 3.Baskı, İstanbul 1987, s.67; Tunçomağ, Kenan/ Centel, Tankut, İş Hukukunun Esasları, 6.Baskı, İstanbul 2013, s.39; Akyiğit, s.254.

[11] Süzek, Sarper, İş Hukuku, 9.Baskı, İstanbul 2013, s.121; Günay, Cevdet İlhan, İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku, 2.Baskı, Ankara 2010, s.79; Mollanahmutoğlu, Hamdi, İş Hukuku, 3.Baskı, Ankara 2008, s.139; Narmanlıoğlu, Ünal, İş Hukuku I, Ferdi İş İlişkileri, 4.Baskı, İstanbul 2013, s.94;Çelik, s.33.

[12] Süzek, s.121; Günay, s.79.

[13] (RG.15.06.1945 T. S.6032).

[14] Kılıç, Mehmet, “4857 Sayılı İş Kanunu Kapsamında Tarım İşçilerinin Hukuki Durumu”, Tarım Ekonomisi Dergisi, Cilt:12, Sayı:2, Yıl:2006, s.40.

[15] Kılıç, s.40.

[16] Süzek, s.121; Kılıç, Mehmet, “Avrupa Birliğine Uyum Sürecinde Türk Tarım Hukuku: Mevcut Durum, Son Gelişmeler ve Yaklaşımlar”, Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi, Cilt:9, Sayı:2 Yıl:2010, s.81.

[17] Kılıç, “Avrupa Birliğine Uyum Sürecinde Türk Tarım Hukuku”, s.82.

[18] Kılıçoğlu, Mustafa/Şenocak, Kemal, İş Kanunu Şerhi, 3.Baskı, İstanbul 2013, s.62; Süzek, s.212.

[19] (RG.15.03.2014 T.,S.28942).

[20] Uşan, s.14; Süzek, s.212; Çelik, s.73; Soyer, M.Polat, İş İlişkisinin Kurulması, Hükümleri ve İşin Değerlendirilmesi, Ankara 2010, s.25.

[21] Süzek, s.212; Soyer,  s.26-28.

[22] Yarg.9.HD., 16.06.2008 T., 17465/15751, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 4. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca, 50'den az işçi çalıştırılan (50 dahil) tarım ve orman işlerinin yapıldığı işyerlerinde veya işletmelerinde, bu kanun hükümleri uygulanmaz. Kısaca, işçi tarım ve orman işlerinin yapıldığı bir işyerinde çalışan işçi ise, bu işçi ile işveren ararındaki uyuşmazlığın iş mahkemesinde değil, görevli hukuk mahkemesine çözümlenmesi gerekir. Zira işveren ile işçi arasında iş ilişkisi var ise de yapılan iş gereği, işçi İş Kanunu hükümlerinden yararlanamamaktadır. Diğer taraftan, işçi tarım işinde çalışırken bu iş dışında tarım işi sayılmayan ek bir görevde çalışabilir. Örneğin bekçilik, şoförlük gibi. Bu durumda yaptığı işler arasında hangisinin daha ağır bastığı belirlenmeli, tarım işi ise İş Kanunu kapsamında olmadığı, aksi halde ise yararlanması gerektiği kabul edilmelidir” (Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı)

[23] Yarg.9.HD., 07.03.2005 T., 4712/7468, “ Davacının davalı işyerinde bekçi olarak çalıştığı, bu bekçiliği yanında zaman zaman hayvan bakımı ve beslenmesi işinde ek olarak çalıştığı, yaptığı işin ağırlıklı olarak bekçilik olduğu uyuşmazlık dışı olup, esasen bu husus mahkemenin de kabulündedir. Tarım işyerinde bekçilik hizmetinde çalışma bu hizmeti tarım işi yapmaz. Başka bir anlatımla bekçilik hizmeti, tarım işi kabul edilemez. Davacının yaptığı iş ağırlıklı olarak, bekçilik hizmetidir. Yaptığı iş, İş Kanunu kapsamındadır. İşin esasına girilerek karar verilmesi gerekir.” (Akyiğit, s.252).

[24] Yarg.13.HD.10.04.2002 T., 3557/3915, Davacı, eşi İsmail K'nın davalıların miras bırakanları olan Selim Göksal E'un Yakup Sırrı E ve Birsen E'un yanlarında ve çiftliklerinde işçi olarak çalışmakta iken, buğday taşıması sırasında geçirdiği trafik kazası sonucu öldüğünü ileri sürerek, 500.000.000 Tl. manevi 3.500.000.000 Tl. maddi olmak üzere toplam 4.000.000.000 Tl.nın tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalılar, davanın bir iş kazası olmadığını, davacılar murisinin tarlalarında zaman zaman yevmiyeli çalıştığını kazanın çalışma sırasında olmadığını beyanla davanın reddini dilemişlerdir.

Mahkemece, davada görevli mahkemenin iş mahkemesi olduğu gerekçesiyle mahkemenin görevsizliğine, dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacılar murisi İsmail K'nın tarım işçisi, davalıların ise tarım üreticisi olduğu dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. 1475 sayılı iş yasasının 5/2 maddesi hükmüne göre, tarım işçisi iş yasasına tabi değildir. Taraflar arasındaki ilişki Borçlar Kanununun 313 ve devamı maddelerinde düzenlenen hizmet akdi hükümlerine tabidir. Bu nedenle, dava olunan miktara göre davaya bakmaya Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir. Öyle ise mahkemece işin esası incelenmeli ve ortaya çıkacak sonuca uygun bir karar verilmelidir. Aksine düşüncelerle ve yazılı şekilde görevsizlik kararı verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.” (Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı).

[25] Çelik, s. 520; Tunçomağ/Centel, s. 343; Yamakoğlu, Efe, “Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu Uyarınca Yetki Tespitine İtiraz Prosedürü”, Kamu- İş, Cilt: 11, Yıl:2010 ,s. 23.

[26] Sur, Melda, İş Hukuku Toplu İlişkiler, 4. Bası, Ankara, 2011, s. 251; Çelik, s. 534; Tunçomağ/Centel, s. 354.

[27] Akı,Erol, “İşveren ve İşkolu Değişikliğinin Yetki Süreci ve Toplu İş Sözleşmesine Etkisi”, Sicil İş Hukuku Dergisi, Sayı: 19, Eylül 2010 s. 88-89.

[28] Yarg. 9.HD., 09.09.1992 T., 2279/9385, “Davacının tüm çalışmasının tarım işinde geçtiği anlaşılmaktadır. 1475 sayılı İş Kanunu'nun 5. maddesine göre, hakkında İş Kanunu hükümleri uygulanmaz. Bu itibarla, iş Kanunu'na göre kıdem tazminatı isteyemez. Ancak, hizmet akitlerinde veya TİS'inde tarım işçilerine de kıdem tazminatı ödeneceğine ilişkin hüküm mevcut olduğu takdirde tarım işçisi de böyle bir hükme dayanarak İş Mahkemesine dava açmak suretiyle kıdem tazminatı isteyebilir.” (Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı)

Avukat Süleyman TOPAK